Ailesi ile beraber Diyarbakır’da kalan Aziz Börü, aslen Bingöllüdür. Fıtratı temiz ve İslami bir hayatı yaşayan Aziz Börü, İslami hareketin saflarında yerini alır almaz cami çocuklarına yönelik çalışmalarına başlar. Cesareti ile tanınan Aziz, Mürtet çetelerin ve nifak şebekelerinin saldırılarının yersiz ve zamansız olduğu bir zamanda, mücadele kardeşleri ona “ne zaman evleneceksin” diye bir soru sorduklarında “cennettekilerin yaşı 33’müş. Eğer bende 33 yaşına kadar şehit olmazsam o zaman evlenirim,” diye cevap verir. Mürtet örgütün çeteleri henüz on dokuza giren bu taze genci önlerinde büyük bir bela olarak gördüler. Aziz Diyarbakır’da ulu Camii civarında bir çay bahçesinde oturduğu esnada bombalı saldırıya uğrar. Bir dünyayı bağrında taşıyan Aziz Börü atılan bombalarla şahadet kanına boyanarak çok arzuladığı şahadetle Rabbine yükselir.
Hizbullah ile İsrail Ateşkes İmzaladı (14 Ağustos 2006)
Kudurmuşluğa alışan terör şebekesi İsrail etrafına saldırmayı alışkanlık haline getirmişti. Bu saldırıları durdurmaya çalışan Lübnan Hizbullah’ı İsrail’in sekiz askerini öldürdü. İkisini esir alınca, çok şiddetli bir savaş patlak verdi. Aslında Hizbullah, İsrail’in kendisine saldıracağını biliyordu. Savaşın kontrolünü elinde tutmak için, böyle bir girişimde bulundu. Bütün imkânlara rağmen Hizbullah, israil’in nefes borusunu kesmeyi başardı. Hizbullah’ın 300 mensubu şehit olurken terör şebekesi israilin,121 askeri öldürüldü, 628 askeri yaralandı, iki askeri de esir alındı. Sonunda İsrail, Hizbullah’a boyun eğmek zorunda kaldı. Ateşkes antlaşması imzalandı. Bu, İsrail terör devleti için son yıllarlın en acı yenilgisiydi.
Mısır Askeri Cuntasına Çıkan Halkın Üzerine Ateş Açıldı (14 Ağustos 2013)
Halkın seçimiyle Mısır iktidarına gelen Adalet ve Hürriyet partisi hükümetine karşı darbe yapıldı. Darbe yerli işbirlikçilerin eliyle, dışarıdaki şer odakların desteği ile yapılıyordu. İnsanların üzerine gerçek mermilerle ateş açıldı. Mısırda, Nahda ve Adeviye meydanlarında, halka gerçek mermilerle ateş edildi, halkın kaldığı çadırlar ateşe verildi. Binlerce kişi canlı canlı yakılarak feci şekilde katledildi.
El Fetih Camiine Kanlı Müdahale (16 Ağustos 2013)
Mısırda Ramses meydanında askeri cuntaya karşı gösteri yapan halka gerçek mermilerle ateş açılınca halk el Fetih camiine sığınıp, cami hoparlörlerinden yardım talep ettiler. Ancak dünya bu sese kulak tıkadı. Kana doymaz cuntacı çeteler camiye müdahale etti. Bir çok kişi şehit edildi. Geriye kalanlar, işkencelerden geçirilmek üzere çoğu tutuklandı. Camide yaklaşık bin kişi bulunuyordu.
Muhammed Bedii Tutuklandı (20 Ağustos 2013)
Yetmiş bir yaşında olan Muhammed Bedii, İhvan-ı Müslimin’in Rehberlik Konseyi üyesi ve aynı zamanda İhvan’ın sekizinci lideridir. Tutuklanmasından dört gün önce otuz sekiz yaşındaki oğlu Ammar, kurşunlarla taranarak şehit edilmişti. Patoloji profesörü olan Muhammed Bedii, aynı zamanda en büyük yüz Arap bilim adamından biridir. Cuntacı uşaklar hem katliam yapıyor hem de Muhammed Bediileri bu katliamlara sebep görüp idamla yargılıyor.
Selami Yurdan’ın Şahadeti (22 Ağustos 1992)
İstanbul’da kalan Selami Yurdan, aslen Bitlis Patnosludur. Müslümanların dertleri ile dertlenen Selami’nin mücadele dolu bir yaşantısı vardı. Dünyada ezilen ve hor görülen Müslümanların dertleri ile dertlenen Selami, Bosna’da katliamlara maruz kalan Müslümanlara yardım için savaş cephesine gitti. Sırp vahşetine karşı cepheye gitti. Bir gün sabaha doğru çatışmalar şiddetlenince, Selami göğsünden kurşun yarası alır. Çok geçmeden aldığı bu kurşun yarası ile Rabbine şehit olarak rucu’ eder.
Gaziantep’te Bomba Yüklü Araç infilak etti.(21 Ağustos 2012)
Korku ve kaostan beslenen PKK çeteleri için öncelikli olarak, hedeften ziyade korkuyla varlıklarını hissettirmektir. Bombalarla yüklenen bir araba Gaziantep’te sivil insanların, çocuk kadınların geçebileceği bir noktaya park edildi. Daha sonra büyük bir gürültü ile araç infilak ettirildi. Patlamada dokuz insan can verirken 66 kişi yaralandı. Etraf tozduman oldu. Yakında olan tüm işyerlerinin camları kırıldı.
Cizreli Yusuf’un Şahadeti (27 Ağustos 1993)
Mürtet çeteler canidir. Mürted çetelerin gözünü kan bürümüş. Mürtet çeteler kana doymazlar. Mürtet çeteler akıldan iz’andan yoksun birer kişiliksizdir. Barbarca kurşunladıkları bu gençlerin her biri henüz on sekiz, on dokuz bilemedin yirmi iki yaşlarında olan taptaze fidanlardı. 1974 Cizre doğumlu olan Yusuf, Şehit Şeyh Zeki’nin talebesiydi. Köyünde İslam tebliği yapıyordu. Pkk çeteleri onunla açıktan karşılaşmaktan çekiniyordu. Kur’an aşığı olan Yusuf abdest alıyordu. Şeytani bir desise ile dişçi kılığında köye giren Pkk çeteleri, abdest alan Yusuf’u kurşun yağmuruna tuttular. Yusuf’un şehadet kanı ve abdest suyu birbirine karıştı. Yusuf şahadetle Rabbine yükseldi. Yusuf mücadele hayatında bir çok defa hicretler yaşamıştı.
Lübnan Hizbullah’ı Ve Selefi Gruplar Arasında Anlaşma (18 Ağustos 2008)
Küfür ve nifak şebekeleri Müslümanları sindirmek için, kendi arzu ve istekleri için, mezhep çatışmalarından hep medet ummuşlardır. Bu mezhep çatışmalarında yaklaşık yüz kişi hayatını kaybetmişti. Bu fitnenin önüne geçmek için Lübnan Hizbullah’ı ve bazı selefi gruplar arasında anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaya göre Müslüman grupların birbirine saldırması yasaklandı. Yasağa uymayanlar hakkında hep beraber mücadele edilecekti. Bölge bir müddet sessizliğe büründü. Ama fitne odakları durmadı ki… Bu anlaşmanın hükmü çok kısa bir dönem sürebildi. Bugün dahi mezhep çatışmasını körüklemeye çalışan fitne odaklarına çok dikkat etmek gerekir.
Mescid-i Aksa Yakıldı (21 Ağustos 1969)
Siyonist teröristler Mescid-i Aksa’nın, Siyon mabedi olduğu iddiasıyla Mescidi Aksa’yı ortadan kaldırmak için uzun yıllar çalıştılar. 21 Ağustos 1969`da Mihael Denis Ruhan adlı bir Avusturalyalı, Mescid-i Aksa`yı yakma girişiminde bulundu. Camiyi yok etmenin Mesih`in gelişini hızlandıracağına inandığını söyleyen eylemci, İsrail`den hiçbir ceza almadan sınır dışı edildi. Gerekçe olarak deli olması gösterildi. Çıkan büyük yangında birçok tarihi eser yandı. Bunların arasında en bilineni, Selahattin-i Eyyubi`nin, fethin nişanesi olarak Kudüs`e getirttiği `ahşap minber’di. Bu minber yakılmaya çalışıldı. Minber tahrip oldu. Ama sonra ustalar bu minberi tamir ettiler.
Molla Ali El-Bahadır’ın şahadeti (23 Ağustos 1992)
Etrafa korku ve kaos yaymaya çalışan mürtet örgütün çeteleri, savunmasız insanları öldürmekten satanistler gibi haz alıyordu. Mürtet örgüt çeteleri Bingöl Diyarbakır karayolunu, karakola bir kilometre mesafede kestiler. Durdurdukları araçta İmam Ali El-bahadır da vardı. Mürtetler onu sakallı görünce, “Bu da Hizbullah’tır” düşüncesi ile araçtan indirdiler. Hizbullah üyesi olup olmadığını sordular. Mele Ali, “ hayır” demesine rağmen tatmin olmayan mürtetler, Mele Ali’den Hizbullah’a küfretmesini isterler. Mele Ali, bunu kabul etmez ve onların bu tavırlarını kınayarak yüzlerine vurur. Elleri bağlanan Mele Ali El-Bahadır, işkence edilerek ve üzerine naylon damlatılarak şehit edildi.
Mehmet Şadir / İnzar Dergisi – Ağustos 2014 (119. Sayı)
İnzar - Tarihte Bu Ay