İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Taliban'ın Zaferi Batı İmparatorluğunun Sonunun Başlangıcı Mı? 

2021-10-19
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

David Hearst ABD'nin 7 Ekim 2001'de Afganistan'ı işgal edişinden sonra Time Dergisi kapaktan "Taliban'ın Son Günleri'ni ilan etmişti. Yeni muhafazakârlar Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra İslam'ı küresel bir tehdit olarak görerek "Terörle Savaş" adlı süreci başlatmışlardı. Aynı yılın Aralık ayında BM Güvenlik Konseyi askeri operasyonları izlemek ve Afgan Milli Güvenlik Güçlerini eğitmek için Uluslararası Güvenlik Destek Gücünü (ISAF) kurmuştu. O günden bugüne 2 trilyon dolardan daha fazla para harcandı. Afganistan ve Pakistan bölgelerinde 241.000'den fazla insan hayatını kaybetti, 2448 Amerikan askeri ve 454 İngiliz askeri öldürüldü. Ve 20 yıl sonra Taliban yeniden kontrolü ele geçirdi. 2001 yılında ekili haldeki 84.000 hektar afyonun kökü tamamen kurutuldu. 2017 yılında bu rakamlar 328.000 hektarı buldu. Savaşın yanısıra afyon ülkenin en büyük ekonomik etkinliği. ABD'nin savaşının en büyük hedeflerinden biri Taliban ile savaşacak bir Afgan ordusu tesis etmekti. Verilen kayıplar ve askerden firar oranı o kadar yüksekti ki Amerikalılar bu gücün üçte birini eğitmek durumunda buldular kendilerini. Uluslararası Şeffaflık Kurumunun izlediği 180 ülke içinde yolsuzlukta 165. olarak sıralanan ülke milyarları ekonomik yardım için kullanmak, içinde hastaların olmadığı hastaneler ve öğrencilerin olmadığı okullar yapmak için harcadı. Yoksulluk çok yaygın ve ölüm oranı dünyadaki en yüksek orana sahip. O halde geçen hafta BBC sitesinin açıklayıcı bir haberinde de belirtildiği gibi 20 yıllık işgal süresince "ABD ve müttefikleri Afgan seçimlerini denetlemek ve güvenlik güçlerini yetiştirmekle meşgul oldu ama Taliban saldırılarına devam etti" ifadesi bu inanca ve hikâyeye karşı koymaktadır. Batının Çöküşü Ama batı liberalizminin idare etmeyi sürdürdüğü Batı Asya ve Orta Doğu fantezi ülkesi hala yol gösterici olmayı sürdürüyor. Bize gücünü kaybetmekte olan bir imparatorluğun psikolojisi hakkında çok şeyler söylüyor. Ama Batı, bunu kabullenememe konumunda. En azından bu faciadaki rolünü. ABD'nin Afganistan'daki en yetkili bir önceki komutanı David Petraeus; General Sir Nick Carter, Birleşik Krallığın genelkurmay başkanı ve orada görev yapmış her ABD’li ve İngiliz general Afgan halkının kendisinin sürdüremeyeceği ve sürdürmek istemediği bir savaş için ağır bir sorumluluk sahibiler. Onlardan hiçbiri bu facia için sorumluluk yüklenmedi ve Afgan halkından özür dilemedi. Böylesi davranışlar sergilemekten çok uzaklar. Petraeus, sanki bir on yıl daha buna liderlik etse sorunu çözecekmiş gibi siyasi ihanet diye tutturmuş. Hiç kimse itirafta bulunmuyor. Yabancı varlığını güçlü tutan hava gücü iyimser değildi. Afgan kadınlarının haklarını geliştirmiş değiller. Bir ölüm makinesi gibilerdi. Pentagon, 2017 ve 2019 yılları arasında hava saldırıları hususundaki kurallara bağlılığı hafifletti ve sonuç itibariyle sivil ölümleri belirgin biçimde arttı. 2019'a kadar hava saldırıları 700 Afgan sivilin ölümüne neden oldu -ki bu, savaşın başından beri en çok sivilin öldüğü yıldı. Afgan hava gücü de benzerini yaptı. 2020'nin ilk yarısında Afgan hava gücü 86 Afganlının ölümüne ve 103 kişinin yaralanmasına neden oldu. Ardından gelen üç ay boyunca bu sayı ikiye katlandı, 70 sivil öldü, 90 kişi yaralandı. Pilotlarının Taliban tarafından hedefe konması ve ABD'nin çekilmesiyle yerle bir olan moraller şaşırtıcı değil. Ama ABD ve İngiliz ordularının iyi şeyler yapmak için Afganistan'da oldukları fantazisine müsamaha göstermek batılı hükümetlerin zorla kabul ettirdikleri kukla rejimlerin ülkelerinde halk tarafından meşru görüldüğünü söylemek gibi realiteden uzaktır. İki kez seçilmiş olan Eşref Ghani'nin meşruiyeti tam olarak beş hafta sürdü -ABD Başkanı Joe Biden'ın 31 Ağustos'ta çekileceklerini söylediği 8 Temmuz'dan Ghani'nin ailesiyle birlikte Kabil'i terk ettiği 15 Ağustos'a kadar.- Yenilginin anlamı  Bu, en azından dört Amerikan başkanının da payı olan bir facia idi. Bu, hakikaten iki partinin da çabası idi. Bu nedenle, Afganistan'daki yenilginin ülkenin sınırlarını aşacak biçimde ABD'yi hırpaladığını söylemek abartı olmaz. Sovyetlerin 32 yıl önceki yenilgisi Sovyet imparatorluğunun yenilgisinin ve elbette Suriye'ye asker gönderdikleri 2015 yılına kadarki seferlerinin başlangıcı olarak okunacaksa bu yenilgi de dünya düzeninin baskın örgütleyici askeri ve ekonomik gücü olan Batı imparatorluğunun sonunun başlangıcına işaret etmektedir. Bu düzen, güçlü düşmanlarla karşılaşıldığı için çökmedi. Güç zehirlenmesi, kibir, toprakları işgal edilmiş insanları analiz etmede ve anlamadaki yetersizlikten dolayı çöktü. Tam olarak kendisine meydan okuyacak güç kalmayınca ve uluslararası gücü tekeline aldığı zaman çöktü. Sovyetler Birliği gibi içten patladı. Kendisine ve liderlerine olan inancını yitirdi. Liderleri halka hizmet gibi duyguları kaybettiler ve gücü kaybettikten sonra ballı işler yapmak için sıraya girdiler. Güç ellerindeyken savaşı bir sektör haline getirdiler. Öyle ki müdahale etmenin hiçbir anlamı kalmadı. Dış politika merkantilist anlayış tarafından yozlaştırıldı ve kendi ajandalarını bölgesel müttefikleri taşeron olarak kullanarak yürürlüğe koydular. Taliban’ın ne için savaştıklarını bilseydi onlara karşı koyan Afganlılar böyle yapmayacaklardı. En önemsizi de ülkelerimizin oraya onlarla savaşmak için gönderdikleri birliklerdi. Ürpertici mesaj Tüm bu yaşananlar ABD güçlerini veya askeri desteğini geri çekerse ancak beş hafta dayanabilecek olan Orta Doğu'daki prenslere ve generallere gönderilen ürpertici bir mesajdı. Riyad'daki kraliyet sarayı, Abu Dabi ve Amman, ve Kahire'deki başkanlık sarayı muhtemelen kendilerine karşı çıkacak İslamcı bir ayaklanma gerçekleşirse kaç hafta ayakta kalacaklarını soruyorlardır. Amerikan eski Başkanı Donald Trump, herkesçe bilinen sözlerinde, ABD çekilirse Suudi Arabistan'ın iki haftalık ömrü kalacağını söylemişti. Şaka yapmıyordu. Afgan ordusu Ghani için savaşmadıysa, Savunma Bakanı veya diyelimki ileri gelen generallerini sürekli olarak tasfiye eden Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman için kimse savaşacak mıdır? Suudi Arabistanlı bir politika analisti ve akademisyen Khalid al-Dakhil şöyle bir tweet attı: "Kabil Taliban'ın eline geçer geçmez bazıları siyasal İslam'ın tekrar bölgeye geleceği komplosunu ve korkusunu yaşamaya başladılar. Korkmak ve geleceği tahmin etmek ihtiyatlılık ve hazır oluştur. Ama on yıllarca korkmak gevreklik ve kavrayış eksikliğidir. Komploya gelince, bu sadece politik bir araç ve çekişmedir. Bu, tarihi ve tarihin akışını görememek demektir." Dakhil'in işaret ettiği komplo Amerikalıların ve İslamcıların el birliği ettikleri şeklindeki iddialardı, tıpkı Suudların Amerikan eski Başkanı Barack Obama'nın 25 Ocak ayaklanmasında Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'i terk etmesinden şüphelendikleri gibi. Aslında ABD ile İslamcıların ilişkisi tiranlar, seküler ve dini gruplarla ilişkisinden daha endişe vericidir. İslamcılar Amerikan askerleriyle savaşırken, ABD, Doha toplantılarında yaptıkları gibi, onlarla konuşmayı bırakmakta ve şu an Kabil'de yaptıkları gibi yenilgiyi kabul etmektedir. Ama Hamas gibi İslami bir hareket açıkça savaşının ABD ile olmadığını ilan etse ve tek bir Amerikan askeri öldürmemiş olsa da Washington Hamas'ın uzun süreli ateşkes önerdiğini görmezden gelmekte ve onu terörist bir örgüt olarak nitelendirmekte, diğer Filistinli grupları onunla birlik hükümeti kurmaktan caydırmakta, Gazze'nin kuşatmada kalması için elinden geleni yapmaktadır. ABD, şiddetten uzak duran ve seçimi, demokrasiyi ve parlamentoları tercih eden İslamcılara da aynısını yapmaktadır. Bu tür insanları ABD yasaklamaya çalışmaktadır. Mısır ordusu, bundan sekiz yıl önce, Tianenmen Meydanındaki gösterilerden sonra silahsız sivillere karşı işlenen en kötü katliamı sahnelediğinde ve oturma eylemi yapan Kahire'deki Rabia Meydanındaki gösteri yaptığında Barack Obama halka karşı -mübalağasız- golf oyununa dönüyordu. Bir ay öncesinde Mısır Cumhurbaşkanı el Sisi askeri darbe yaptığında Obama bunu bir darbe olarak nitelendirmeyi reddetti. Demokrasiyi yok et ve ABD görmezden gelsin. Silahları al, ABD konuşsun ve sonra çekilsin. Ama ABD'den ve tüm bu cehennemden bağımsızlaşmaya teşebbüs ettin mi kıyamet kopuyor. Finansal piyasalar ekonominizin candamarlarını kurutacak, bankalarınıza ve ticari kuruluşlarınıza ambargo uygulayacak, nükleerle ilgilenen bilim insanlarınızı suikastlerle öldürecektir. Batının sosyal, askeri ve ekonomik üstünlüğüne olan emperyal inanç ve Batının yönetmek için ahlaki bir hakkı olduğu şeklindeki varsayım bırakın güvenilmezliği aynı zamanda stratejik bir faciadır da. ABD, Trump yönetiminde olduğu gibi Biden yönetiminde de nüfuz kaybediyor çünkü temelde değişen pek bir şey yok. Açıkçası temel insan haklarına burun kıvıran işgalciler ve diktatörler hala para ve silahla ödüllendirilmektedir. Yolsuzluk hala ABD vergi mükelleflerinin parasıyla beslenmektedir. Onların boyunduruğuyla acı çeken insanlar hala görmezden gelinmektedir. Afganlıların neden Taliban ile savaşmadıklarına şaşıracak bir neden yok. Acı gerçek Binlerce mil uzaktan yoksul insanların üzerlerine İHA’lar fırlatarak demokrasiye önayak olduğunu düşünmek gibi delice mantığa karşı bir alternatif var. Yalnızca ABD'nin 2 trilyon doları Afgan halkının kendisi için kullandığını hayal edin. Taliban gibi muhafazakâr gruplarla savaşla değil de onları etkileyecek yollarla, taahhüt ve diyalogla ilişki kurduğunu hayal edin. İHA’larla değil de diyalogla… Afganistan şimdi nerede olacaktı, onu hayal edin ve bu durumda batının ne muazzam bir yumuşak güce sahip olacağını düşünün. Geri çekilen bir ABD işgal ettiği halk için değil terk ettiği bir halk için daha az ihtimam gösteriyor. Şu an Kabil havaalanında (Beniisrailin Mısır'dan çıkışı gibi bir) çıkış var. Afganlıların sonu ne olacak? Tabii ki onların yalnızca az bir bölümü İngiltere veya ABD'ye varacak. Geçmişte yaptıkları gibi Türkiye ve Avrupa'nın kapılarını zorlayacaklar. Batının liberal bilincinde mülteci olarak değil hemencecik İslamcıların baskısından kaçan istenmedik göçmenler olarak yer edinecekler. Pazartesi günü Kabil havalanında yaşanan panik sahneleri bugün Avrupa başkentlerine yansıyor. Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa'nın "büyük düzensiz göç akışlarını önceden görerek kendisini koruması gerektiğini" söyledi. Alman İçişleri Bakanı Horst Seehofer beş milyon insanın Afganistan'dan kaçacağını beklediğini söyledi. Almanya, 2015 yılındaki göç akışında yüzbinlerce insanı kabul etti. Alman Hıristiyan Demokrat lider Armin Lashcet "2015 yılının tekrarlanmaması gerektiği" konusunda son derece kararlı idi. ISAF'a birliklerini ve generallerini göndermiş milletler şu an kendi eylemlerinin sonucu olan şartları kabul etmekte isteksizler. Acı gerçek şu ki, Batı artık sevmediğimiz rejimlerin üstüne bombalar atarak dünyaya hükmedemez, ama artık geri de çekilemeyiz. Orta Doğu'yu terk edebilirsiniz ama o sizi asla bırakmayacaktır. Afganistan'daki savaş ülkenin tarihinden, dillerinden ve halklarından bihaber olan ve Taliban'ı yok edeceğini, silbaştan bir ülke kuracağını düşünen ve kendisiyle böbürlenen bir Batı ittifakının yenilgisiyle kaybedildi. Batı, yirmi yıl boyunca yalnızca vahşiliğini yaymakta ve bir savaş sefaleti oluşturmada başarılı oldu ve bunu en yüksek oranda da Afganlılara yaşattı. Bu müdahalenin bedelini ortaya koymak ise, bugün yaptığımız gibi, sırf ABD ve İngiliz ordusundaki kayıpları düşününce, çürümekte olan bir uygarlık olduğumuzun kanıtıdır. Geri çekilmedeki en büyük trajedi de şu ki ABD'nin gücün bir yararının olmadığı çıplak hakikatini görmemiş oluşudur. İnişe geçen bir güce hükmettiğini de öğrenemeyecek. Mağduriyet ve yalnızlık politikasına çekilecek ve doğrusu bunu geçmişte de yaptı. Hikâyenin sonunda dünyanın can sıkıcı bir yer olduğu anlaşılacak. Eğer askeri yenilgiden dersler çıkardıysa gerçekten de yaygınlığı artan varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olduğumuzu düşünerek doğru şeyler yapmaya başlayacaktır. Bu tehdit komünizm veya İslam'dan geliyor değil. Bu makale Süleyman Kaylı tarafından İnzar için tercüme edildi.  
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS