Yaprakları döküldü ağaçlarının,
Güllerin boyunlarını büktü,
Lalelerin hüzne boğuldu,
Şehadete yar, şehadete giriftar oldun,
Şehadet kervanına gülistan oldun susa.
Bilmem kaçıncı mevsimdir sana yanışımız,
Sana yüreğimizden ağlayışımız,
O güzel cami yarenlerinden firak kalışımız.
Hüseyn’in sohbetlerini,
Said’in kardeşliğini,
Adnan’ın samimiyetini,
Ali’nin cesaretini,
Abdulhaluk’un Kur’an kıraatini,
Hacı Ahmed’in bey’atini,
Meki’nin davetini,
Medeni’nin şehadet ezgilerini,
Mehmet Zeki ve Mehmet Emin’in sadakatini ne kadar da özledik Susa.
Yüreğimize düştü yarenlerin,
Yüreğimize mihmandır can şehitlerin,
Yüreğimiz harap, yüreğimiz virane,
Yüreğimiz bitaptır mazlumiyetine Susa.
Azizlerinin ardından nice kışlar yaşadık,
Nice fırtınalar, tufanlar, depremler geçirdik,
Nice zindanlar yattık gurbet ellerde,
Nice muhacir kaldık sensiz ve biçare Can Susa.
Şehadet izzettir,
Şehadet şereftir,
Şehadet zaferdir,
Şehadet özlenen baharlara müjdedir Can Susa.
Eshab-ı Kehf gibi,
Allah’a iman etmek,
O’na gönülden teslim olmak,
Ve o’nu sevmekti kabahatleri,
Şehadet cezaları,
Cennet mekânları oldu, cami yarenlerinin…
Ey Susa;
Bilmem kaçıncı mevsimdir sana yanışımız,
Sana yüreğimizden ağlayışımız,
O güzel cami yarenlerinden firak kalışımız.
Nihat Canpolat / İnzar Dergisi – Haziran 2012
İnzar Şiir