İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Sünneti İnkâr Etmenin Hükmü:

2012-10-15
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Ehl-i Sünnet akidesine göre ‘Şer-i Deliller` dörttür. Bunlardan ikisi asli ki, bunlar ‘Kitap` ve ‘Sünnettir`; ikisi de feridir; bunlar da ‘İcma` ve ‘Kıyastır`. Biz bunların dindeki yeri ve ...
Ehl-i Sünnet akidesine göre ‘Şer-i Deliller’ dörttür. Bunlardan ikisi asli ki, bunlar ‘Kitap’ ve ‘Sünnettir’; ikisi de feridir; bunlar da ‘İcma’ ve ‘Kıyastır’. Biz bunların dindeki yeri ve önemi hakkında söz söylemek istemiyoruz. Ancak bunlar üzerinden dinde tahrifat yapmak isteyenlerin ne kadar tehlikeli ve hatarlı bir yolda olduklarını kanıtlamak açısından Müslüman kamuoyunu aydınlatmak ve bilgilendirmek üzerinde biraz durmak istiyoruz.

Daha önceleri bazı kimseler, dindeki dört şer-i delilin son ikisini kabul etmeyip: “Kitap ve Sünnet’ten başka delil yoktur, bizi sadece kitap ve sünnet bağlar” diyerek, İcmâ ve Kıyası reddediyorlardı. Şimdi bunları da geride bırakan bir grup daha türemiştir; bunlar Kitap ve Sünnet tabirine dahi saldırıp: “Kur’an’dan başka bir şey kabul etmiyorlar: “Sünnet adı altında din çıkarmak İslam’ı yıkmaktır, dinin özü olan Kur’an’ı gölgelemektir, Peygamber Kur’an’ı getirmekle işi bitmiştir, o bir postacıdır” diyecek kadar ileri gidiyorlar. Böylece Sünneti, Kur’an’dan farklı bir şey gibi göstererek dinin temel değerlerine dinamit koymaya çalışıyorlar.

Açıktır ki, bu tarzdan yalnız Kur’an diyenler, kesinlikle Kur’an’a inanmamaktadırlar. İslamiyet’i yıkmak için inanmış gibi görünerek genç zihinleri bulandırmaya çalışıyorlar. Bunların başını çeken İgnaz Goldziher, Shacht gibi Oryantalist denilen İslam düşmanlarıdır. Son bir asırdır batılı müsteşrikler tarafından ortaya atılan bu fitneye ilk kapılan Müslümanlardan(!) Hindistanlı Mirza Gulam Ahmet ile Mısırlı Reşat Halife’dir. Türkiye’de ise bu işin başını çeken Yaşar Nuri Öztürk’tür. Özellikle Reşat Halifenin kurduğu on dokuzcular, yalnız Kur’an diyor, Sünneti inkâr ediyorlar.

Şayet bu şekilde dindeki dört delilden üçü inkâr edilirse herkes kendi kafasına göre Kur’an’ı yorumlamaya kalkışacak ve kendi anladığını doğru kabul etmeye, ettirmeye çalışacaktır. Bunun neticesinde de insan sayısı kadar din ortaya çıkacak ve Ümmet içerisinde dehşetli bir kaos neticesinde din temelden yara alacaktır. Ne yazık ki, bu tehlikeyi sezmeyen birçok Müslüman, onların etkisinde kalarak bilmeden İslam’a düşmanlık edenler güruhuna katılmaktadırlar.

Haddizatında yalnız Kur’an diyenler, Kur’an’daki İslam diyenler iddialarında samimi değillerdir. Çünkü her şeyden önce Kur’an onları yalanlıyor. Şayet samimi olsalardı Kur’an’a kulak verir ve Kur’an’ın dediğini yaparlardı. Allah (c.c), yalnız Kur’an mı diyor? Bilakis O, (Peygambere uyun, Onun bildirdiği her şeyi kabul edin, haram ettiklerinden sakının, Peygambere uyan Bana uymuş olur. Ona isyan eden Bana isyan etmiş olur. Onun sözleri vahye dayanır. Onun sözünü benim sözüme aykırı görenler ve Allah’ın yolu ile Peygamberin yolunu birbirinden ayırmak isteyenler kâfir olanlardır) diyor. İşte bu hususla ilgili ayeti kerimeler:

SÜNNETİN HÜCCET OLDUĞUNA DAİR KURAN’DAN DELİLLER:

“Peygamber size neyi vermişse onu alın, neyi de yasaklamışsa ondan sakının!” (Haşir: 7)

“O, (peygamber) kendi hevasından konuşmaz, Onun konuştuğu ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.” (Necm: 3,4)

“Eğer Ona (peygambere) itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz” (Nur: 54)

“Kim Peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiştir, kim de yüz çevirirse biz Seni onlar üzerine muhafız olarak göndermemişiz.” (Nisa: 80)

“Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: “İşittik ve itaat ettik” demek, ancak müminlerin sözüdür, işte kurtuluşa erenler onlardır. Kim Allah’a ve Peygambere itaat eder, Allah’tan korkar ve sakınırsa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridirler.” (Nur: 51)

“De ki, Allah’a ve Resulüne itaat edin, eğer yüz çevirirseniz bilmiş olun ki Allah, kâfirleri sevmez.” (Ali İmran 32)

“Nitekim içinizden size bir peygamber gönderdik o size ayetlerimizi okuyor, size Kitabı ve Hikmeti öğretiyor ve size bilmediğiniz şeyi öğretiyor.” (Bakara: 151)

“Allah Sana kitabı ve hikmeti (kitabı yorumlama ve açıklama kabiliyeti) indirmiş ve Sana bilmediğini öğretmiştir.” (Nisa: 113)

“Allah ve Resulü, bir iş hakkında hüküm verdiği zaman, ne mümin erkek, ne de mümine kadın için kendi işlerinde seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab: 36)

“Hayır! Rabbine And olsun ki, iş bildikleri gibi değil, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde Seni hakem yapıp sonra da Senin verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar. (Nisa: 65)

Yukarıdaki ayeti kerimeler, Allah’a iman ve itaatle birlikte, Hz. Peygambere de iman ve itaatin gerektiğini bildirdiği gibi Hz. Peygambere indirilen vahyin sadece Kuran’ı Kerim’den ibaret olmadığı, Kuran’ının dışında da ona bir takım vahyin indirildiği ve bunun sayesinde Hz. Peygamberin birçok mesele hakkında hüküm koyduğunu da ortaya koymaktadır.

SÜNNETİN HÜCCET OLDUĞUNA DAİR SÜNNETTEN DELİLLER:

“İlerde: “Yalnız Kur’an’daki helal ve haramı kabul edin” diyenler çıkacak. İyi bilin, Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir.” (Tirmizi, Darimi)

“Yemin ederim ki, Ben size ancak Allah’u Teâlâ’nın emrettiğini emrediyor, nehiy ettiğini nehiy ediyorum.” (Taberani)

“Size iki şeyi emanet bırakıyorum; onlara sımsıkı sarılıp bağlandığınız müddetçe doğru yoldan sapmayacaksınız! O iki şey Allah’ın kitabı ve Benim sünnetimdir.” (Ashab-ı Sünen)

“Bana uyan Cennete girer, Bana isyan eden ise, cennete giremez… Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.” (Buhar, Müslim)

“Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkacak. Bir hadis söylenince, “Resulüllah böyle şey söylemez. Bunu bırak, Kur’an’dan söyle” diyecekler.” (Ebu Yala)

“Bu Kur’an, kendisinden hoşlanmayana zor gelir. Onu sevene ise gayet kolay gelir. Hadisimden hoşlanmayan için de hadislerim zor gelir. Sünnetime uyana ise çok kolay gelir. Hadisimi dinleyip ona uyan, mahşerde Kur’an’la haşr olur. Hadisime önem vermeyen ise Kur’an’ı hor görmüş olur. Kur’an’ı hor gören ise, dünyada da ahirette de hüsrana uğrar.” (Hatip)

“Sakın ha! Sizden herhangi birinizi koltuğuna yaslanmış halde, kendisine benim emrettiğim veya yasakladığım bir husus geldiğinde; “Ben bunu bilmem, Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyacağız.” derken bulmuş olmayayım.” (Tirmizi)

“Haberiniz olsun Bana Kitap (Kur’an) ve onun kadar daha (Sünnet) verilmiştir. Haberiniz olsun, koltuğuna kurulmuş, karnı tok birilerinin: “Size Kur’an yeter, helâl nev’inden onda ne varsa onları helal bilin, haram neviden onda ne varsa onları da haram kabul edin" diyeceği gün yakındır. Böyle diyenden sakının. Haberiniz olsun ehli eşek(evcil) eti size helal değildir, vahşî hayvanlardan da parçalayıcı dişleri olanların eti haramdır...” (Ahmet b Hanbel)

“Sünnetimi öldürüp dini bozmaya çalışanlara lanet olsun.” (Deylemi)

“Ümmetim bozulunca, sünnetimi ayakta tutana bir şehit sevabı verilir.” (Hâkim)

SÜNNETİN HÜCCET OLDUĞUNA DAİR ÂLİMLERİN GÖRÜŞÜ:

Ehl-i Sünnet âlimlerinin cumhuruna göre; Hz. peygamberin (sözleri, fiilleri ve üzerinde sükût ettiği takrirlerinden ibaret olan) Sünneti, ya doğrudan ya da dolaylı olarak vahiydir. Kur`an gibi, sünnetin de tamamı vahye istinat ediyor. Eğer, Hz. Peygamber, her hadise ve olay karşısında, Kur`an ayeti gibi, sünnet vahyini bekliyorsa, bu durum O’nun içtihatları ve istişarelerinin de vahiy olduğunu gösterir. Ancak Resulüllah’ın hayatının her safhasını böyle düşünmek ve değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü onun beşeri halleri de vardır. Ama yine de belirtmek gerekir ki, Hz. Peygamberin bu yöndeki sözleri dahi hak ve doğruluktan başka bir şey değildir. Çünkü Allah (c.c), onu takva timsali örnek bir Peygamber kılmıştır. Onun her sözü ve her fiili vahyin nuruyla aydınlanmıştır.

Bu cümleden olarak Ebu Hureye’den rivayet edilen bir Hadis-i Şerif şöyledir: “ Allah’ın resulü (s.a.v), “Ben haktan başka bir şey söylemem” dediği zaman Ashaptan biriler; ‘Ya Resulellah! Ama siz bazen bizlerle şakalaşıyorsunuz.” diye sorunca O; Ben gerçekten haktan başka bir şey söylemem.’ Buyurdular.” (Ahmed b. Hanbel Müsned)

Şu halde, Hz. Peygamberden varit olan her Hadis-i Şerif, ya saf Allah’tan gelen bir vahiydir, ya da Hz. Peygamber tarafından yapılmış bir içtihadın vahiyle tashih edilmiş halidir. Zira onun tüm içtihatları Kitap ya da Sünnetten sahih bir vahye dayandırılmış ve onun kontrolünden geçmiştir. Şayet Hz. Peygamber’in içtihadında hata yapabileceği görüşü benimsense bile, o asla hatası üzerinde bırakılmamış, derhal tashih edilip düzeltilmiştir.

Nitekim daha önce müşriklerin çocukları hakkında; “Onlar da babalarına tabi olarak cehennemliktir” demiş; ama sonra bu sözünden cayarak onların cennetlik olduklarını söylemiştir. Yine kabir azabı hakkında; “Yahudilerin kuruntularıdır” demiş ama sonra kabir azabının hak olduğunu beyan etmiş ve bununla ilgili birçok Hadis-i Şerif varit olmuştur.

Sonuç olarak diyebiliriz ki: Hadis-i Şerifler, ayetlerin açıklamasıdırlar. Ayetlerde kısa ve öz olarak beyan edilen ilâhî maksatlar Hadisi Şeriflerle izah edilmektedir. Dahası Kur’an’da yer almayan bir konuda, Hadis-i Şeriflerle hüküm konulabilmektedir. Kur’an’da “namaz kılın” emri, mücmel bir ifadedir; tafsilat, Hadis-i Şeriflere bırakılmıştır. Namazların rekât sayısı, kılınma biçimi ayette tafsilatıyla verilmiş değildir. Eğer sünnet yani hadisler olmasaydı, “namaz kılın” emrini nasıl yerine getireceğimizi bilemezdik. İşte biz: “Ben namazı nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın” dersini Hadis-i Şeriflerden öğreniyoruz. Aynı şekilde, “zekât verin” emrinin de tafsilatı ve teferruatı Hadis-i Şeriflerle sabit olmuştur. Hadis-i Şeriflerle bunun izahatı yapılmış olmasaydı zekâtın birçok çeşidinde kaçta kaçını ve ne biçim verileceğini bilemezdik.

Asrımızın büyük âlimi Üstad Bediüzzaman Said’i Nursi hazretleri, Hadis-i Şerifler için “Kur’an’ın birinci tefsiri” tabirini kullanır. Allah Resulü (s.a.v.)in, Kur’an ayetleri hakkında yaptığı açıklamalar “İlk Tefsir” olduğu gibi, sorulan fıkhî sorulara verdiği cevaplar da ilk fetvalardır. Keza, yaptığı içtihatlar da ilk içtihatlardır. (Lama’lar)

Mehmet Şenlik / İnzar Dergisi – Ekim 2012
 

 


Mehmet Şenlik

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS