İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Sünnet, Bir Bütün Olarak Kur`an-ı Kerim`in Fiilen Yaşanmasıdır

2015-11-24
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bu ay Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Beşer ile “sünnet ve sünnete ittiba” üzerine konuştuk. “İslâm dininin kaynağı bir tanedir, o da Kur`an-ı Kerim’dir, vahiydir” diyen Beşer; ”sünnet onun ‘işte din eksiksiz böyle yaşanır’ diye görünür hale getirilmesidir. Biz sünnete böyle bakıyoruz.” açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Faruk Beşer, sünnete uymanın akideyi ilgilendiren bir durum olduğu, peygamber sünnetinin de sünnetullahın bir parçası ve onun uygulaması olduğu hakikatine dikkat çekti.
Bu ay Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Beşer ile “sünnet ve sünnete ittiba” üzerine konuştuk. “İslâm dininin kaynağı bir tanedir, o da Kur`an-ı Kerim’dir, vahiydir” diyen Beşer; ”sünnet onun ‘işte din eksiksiz böyle yaşanır’ diye görünür hale getirilmesidir. Biz sünnete böyle bakıyoruz.” açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Faruk Beşer, sünnete uymanın akideyi ilgilendiren bir durum olduğu, peygamber sünnetinin de sünnetullahın bir parçası ve onun uygulaması olduğu hakikatine dikkat çekti.

Beşer, ifadelerinde şu an bir fetret döneminin yaşandığını; ne İslâm’ın ne de sünnetin insanlarımız nezdinde tam olarak doğru bilinmediğini söyledi. Her bir kaç kelime bilen insanların, etrafına birkaç kişi toplayıp “gelin bakın, işte şöyle yapalım, güzel olan budur, sünnet üzere yaşayalım” diyebildiğini ve bunların da bir kısmının doğru iş yaparken bir kısmının da yanlış davrandığını belirtti. Prof. Dr. Faruk Beşer bütün bunların doğru anlaşılabilmesi için “ilimde eksik bıraktığımız mesafeyi, halkayı bir an önce kapatmalıyız ve de İslâm’ı sanki bir Mekke dönemi gibi en önemlilerinden başlayarak yaşamalıyız” çağrısı ve uyarısında bulundu.

Sizleri saygıdeğer Faruk Beşer Hocamız ile yaptığımız röportaj ile baş başa bırakıyorum.

Hocam ilk olarak şunu sormak istiyorum. Âlimlerin yorumlarını da göz önünde bulunduracak olursak sünnet nedir? Selefin sünnete bakış açısı neydi?

Sünnet kelime anlamı itibariyle “yol”, “tarz” ve “metod” demektir. Bu açıdan bakıldığında Allah`ın da bir sünneti vardır. Peygamberimiz (SAV)’in de sünneti vardır ve elbette bunlar birbirinden farklıdır. Hatta ondan sonra gelen halifelerin tarzına da Efendimiz sünnet demiştir. Ama ıstılah olarak, kavram olarak baktığımız zaman sünnet; Peygamberimiz (SAV)’in Kur`an-ı Kerim`i açıklama göreviyle yapmış olduğu her türlü davranış, söz ve takrirlerdir. Yani onaylardır. Bunların hepsini birden “sünnet” diye tabir ederler. Hatta onlardan anlayıp sahabenin yaptığı uygulamalara da hadisçiler bir bilgi kaynağı olarak sünnet derler.

Dolayısıyla “Peygamberimiz (SAV)’in sözleri, davranışları ve onayları Kur`an-ı Kerim`in canlı hale gelmiş şeklidir” de diyebiliriz.

Allah, Kur`an-ı Kerim`i din olarak insanlara gönderdi ve Peygamberimizi de onu yaşayarak açıklamak üzere peygamber olarak gönderdi. İşte Onun tamamen dünyaya ait olduğunu anladığımız fiilleri dışındaki bütün fiilleri, sözleri ve onayları sünnettir ve bunlar Kuran-ı Kerim`in canlı açıklamasıdır, canlı hale gelmiş şeklidir. Bunların içinde İslâm’ın tamamı vardır, Sadece fıkıhta farz ve sünnet denince anlaşılan sünnetler yoktur.

Yani aslında dinin kaynağı bir tanedir, o da K ur`an-ı Kerim’dir, vahiydir. Ama sünnet; onun, “işte din eksiksiz böyle yaşanır” diye görünür hale getirilmesidir. Biz sünnete böyle bakıyoruz.

Peki, Selef-i Salihin’in bakış açılarına muhalif görüşler var mıydı, tutarlılık dereceleri o günün şartlarında ve bugünün şartlarında değerlendirebilir misiniz?

Birden çok insanın bulunduğu her yerde farklı bakış açıları olur, olmak zorundadır, bu işin tabiatı budur. Böyle istemeseydi Allah böyle yaratmazdı. Mevcut sünneti farklı anlayanlar olabiliyordu. Kendisine ulaşmadığı için bazı sahabiler bazı şeyleri bilmiyor olabilirdi. Mesela Abdullah bin Abbas müt’a nikâhı yasağı kendisine ulaşmadığı, bunu duymadığı için müt’ayı helal sanıyordu.

Ancak Peygamberimiz (SAV)’den günümüze bir bütün olarak sünneti, İslâm`ın bir bilgi kaynağı olarak kabul etmeyen ne üç nesil vardı ne de ondan sonraki nesiller vardı. Ne de herhangi bir âlim; “sünnete ihtiyacımız yok, onu devreden çıkaralım” diyordu.

Sünneti devreden çıkarma ilk defa 1850’lerde Hindistan`da Seyit Ahmet tarafından İngilizlerin desteği ile başlatılan bir şeydir. Ondan sonra da zaman zaman şekil değiştirerek günümüze kadar gelmiştir. Ama öyle sanıyorum ki bunun sebeplerinden birisi, birtakım çevrelerin kötü niyeti ise birisi de ‘sünnet’ diye her söze müstakil olarak; bir normal, bir hukuk kaidesi gibi bakması ve tek tek hadisler üzerine bir İslâm kurmalarıdır.

Oysa hadisçiler, bir hadisin otuz veçhini bilmeden bu hadisin anlaşılamayacağını söylerler. Tek bir hadis üzerine hüküm bina etmezler. Bazen de bazı çevreler uydurma hadislere tutunmada gevşeklik gösterirler. O zaman İslâm, yaşadığımız hayata cevap vermez hale gelmiş olur. Bunu gören bazı insanlar da “demek ki hadisle bu iş olmaz” diye hadisleri ve sünneti devreden çıkarmaya çalışıyorlar. Niyetleri iyi olabilir ama yaptıkları şey çok kötüdür.

Hocam, Sünnetullah ve sünnet-i nebi arasındaki uyum nedir? Allah-u Teâlâ Resule ittibaya çağırırken aslında sünnetullaha tebeiyetin yaşanmış örnekliğine mi davet ediyor? Bu bir insan için neyi ifade ediyor?

Bir önceki sorunun cevabında da belirttiğimiz gibi Peygamber (SAV)’in sünneti zaten sünnetullahın bir parçasıdır. Onun uygulamasıdır. Sünnetullah Allah`ın tarzı, kanunu ve fıtratıdır; Peygamberin sünneti de bu kanun ve fıtratın dünyada gösterilmesinden ve korunmasından ibarettir.

Bu açıdan Peygamberimizin yapıp ettikleri, zaten Allah`ın murad ettiği şeylerdir. Eğer O, zaman zaman küçük zelleler ve Allah`a göre hata olan şeyler yaptıysa; Allah Onu anında düzeltmiştir. Demek ki düzeltmediği hususlarda Onun yaptıklarının tamamı Allah`ın onayladığı şeylerdir. Bu açıdan biz sünnete “Takrir-i Vahid” diyoruz.

Sünnete ittiba akidevi midir? Hocam bu konuda ne söylemek istersiniz?

Sünnete uyma tabi ki de akideyi ilgilendiren bir şeydir. Çünkü bunu bize Kur`an-ı Kerim söylüyor. Kur`an-ı Kerim`de Peygamberimiz (SAV)’e uymamızı, Onun emirlerinden dışarı çıkmamamızı, Onun verdiği hükümlere aykırı davranmamamızı söyleyen yüzden fazla ayet vardır. Biz sünnete, Kur`an-ı Kerim bizi buna mecbur ettiği için uyuyoruz. Kur`an-ı Kerim`e inanmamız akide açısından gerekli ise sünneti hesaba katmamız da elbette akide açısından gereklidir.

Geniş halk kitleleri için sünnet-i seniyye ne ifade ediyor? Bunun hakkında neler ifade etmek istersiniz?

Sünnet kavramı, farklı yerlerde farklı kullanışlara göre değişik anlamlara gelir. Mesela biz sünnet olma dediğimiz şeye de sünnet diyoruz. En geniş anlamı; bir bütün olarak Kur`an-ı Kerim`in fiilen yaşanmasıdır. Dediğimiz gibi, bunun içinde farzlar, vacipler, sünnetler ve edepler vardır. Yani İslâm’ın tamamı vardır. O halde sünnet İslâm’ın tam olarak yaşanmasıdır. Ama farzın karşılığında kullanılırsa sünnet, yapmak zorunda olmadığımız ama yapınca sevap alacağımız şeyler anlamına gelir.

Namazın sünnetleri gibi… Bunu insan terk ederse günaha girmez ama bütün olarak bu anlamdaki sünnetleri terk ederse ve herkesçe sünnetleri terk etme noktasında anlaşılırsa, buna gerek olmadığı söylenirse o zaman bu, insanı küfre kadar götürebilir.

Bir de işin günlük hayat olarak yaşanması tarafı vardır. Günlük hayatta yeme içmeden yatıp kalkmaya kadar sünnet olan pek çok davranış vardır. Bunlar aynı zamanda bir Müslümanın kültürünü oluşturur. Bunları çekip çıkardığınız zaman yaşama biçimi değişir, kültür değişir. Kültür değiştiği zaman da insanların düşünme kabiliyeti, biçimi değişir. Düşünme değiştiği zaman da akidesi ve sonra da fiilleri değişir ve yavaş yavaş İslâm dairesinden bütünüyle çıkmış olur.

Sünnet-i seniyyeyi dışlayan bir İslâm hedefleyenlerin gerçek amacı sizce nedir? Sünnet-i seniyye, Kur`an’ın hevaya göre yorumlanmasının önündeki zırh değil midir? Bu zırhı kaldırmaya çalışmakla neyi hedefliyorlar?

Bu sünneti dışlayan ya da önemsizleştiren insanların tamamının kötü niyetli olduğunu söyleyemeyiz. Hatta ben öyle sanıyorum ki çoğunluğu iyi niyetlidir. Mesele, işin içinden çıkamama meselesidir. İslâm`ı modern dünya ile bağdaştırmada zorluk çekme meselesidir. İşin içinden çıkamayınca; sünnetin bize engel olduğunu düşünürler ve önce onun sahih olanlarının çok az olduğunu söylerler. Sonra da onu tamamen devreden çıkarırlar. Biraz önce söylediğim gibi “sünnet” diye her sözü hayata geçirmeye çalışanların aşırılıkları da sünneti inkâr edenler ya da ona gerekli değeri vermeyenler üzerinde etkilidir. Anlamadan her şeye sünnet derseniz anlamak zorlaşır. Sonuçta da dediğiniz gibi öngörülen, doğru olduğu sanılan modern hayat için bazı sünnetler gereksiz ya da günü geçmiş veya aslı olmayan sözler sanılır. Oysa mesele durduğumuz yerden ve yaşadığımız kültüre göre düşünmememizden kaynaklanıyor. Eğer daha İslâmî bir toplumda olsaydık, o mümkün göremediğimiz uygulamaların hayatın tabii bir parçası olduğunu görecektik.

İslâmi bir hareket için sünnete ittibanın mecburiyeti nedir? Sünnete ittibayı şiar edinen bir cemaatin kazanımlarını ifade eder misiniz?

Sünnete bağlılık derken halk arasında anlaşıldığı gibi işte “misvak kullanıyor”, “sarık sarıyor” gibi şeyleri anlamamak lazım. Elbette bunlar da sünnetin bir parçasıdırlar. Ama ‘sünnet’ deyince bütün olarak Peygamberimiz (SAV)’in uygulama biçimini anlamak lazım.

Mamafih bu tek tek sayabileceğimiz sünnetler de biraz önce dediğim gibi kültür tabanımızı oluşturma bakımından önemlidir. Hayat tarzımızı belirler, ondan sonra da düşüncemizi belirler. Fakat bunlarda yanlış yapma ve yanlış anlama ihtimalimiz çok fazladır. Yeterli derecede âlimimiz olmazsa, hakikaten sünnet üzere yaşayan âlim insanlar olmazsa; o zaman halkın her duyduğu söze “sünnet budur” deyip onu anladığı gibi yapıyor olması problem doğurur. İşte sünnete karşı olanların tutundukları bahaneler de bunlardır. Böyle sünnet sanılan şeylerde uydurma hadislerin de rolü vardır. Mesela yemeğe tuzla başlama gibi. Oysa bunun aslı yoktur.

Hocam son olarak neler söylemek istersiniz?

Şunu söyleyebilirim. Biz şu anda bir fetret dönemi yaşıyoruz. Ne İslâm’ı doğru dürüst biliyoruz, ne de sünnetin ne olduğunu. Her bir kaç kelime bilen insan, etrafına birkaç kişi toplayıp “gelin bakın, işte şöyle yapalım, güzel olan budur, sünnet üzere yaşayalım” diyebilir. Bunların bir kısmı doğru yaparken bir kısmı da yanlış yapabilir.

Bütün bunların doğru anlaşılabilmesi için biz ilimde eksik bıraktığımız mesafeyi, halkayı bir an önce kapatmalıyız ve de İslâm’ı sanki bir Mekke dönemi gibi en önemlilerinden başlayarak yaşamalıyız.

Eğer biz en önemlileri yapabiliyorsak o zaman İslâm bizim için Mekke dönemi değil, Medine dönemi olmuş olur. O zaman da onları yapalım. Yani İslâm’daki ‘tedric’ derece derece, en önemliden önemliye doğru sıra takip etme sünnetini uygulamalıyız. Ama özellikle gençler, Kur`an-ı Kerim ve sünnet konusunda yeterli bilgiyi elde etmeden böyle hazır, paket programlar kullanmaya çalışırlarsa; yani tembellik yaparlarsa, bilgiyi hazır bulmak isterlerse, kendi sorumluluklarını yerine getirmezlerse o zaman aldanmaları mukadderdir. Aldanmama ihtimalleri çok azdır.

O halde seçmeci olarak, ne okuyacağımızı sorarak çok okumalıyız; boş kitaplar okumamalıyız. Günümüzde o kadar çok boş kitap var ki. Hatta ben bir zamanlar şu Cumhuriyet döneminde yazılan dini kitapların –öbürlerini bilmiyorum- dini kitapların yüzde doksan beşi okumaya değmez, zaman israfıdır demiştim de bazılar bana kızmıştı. Hangi kitapları okumamız gerektiğini işi bilenlere sormalıyız. Böylece bir süre sonra olup bitenleri, söylenenleri anlamaya başlarız. O zaman paket program kullanmaktan da kurtulmuş oluruz.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ediyorum.

Ben de teşekkür ediyorum.

FARUK BEŞER KİMDİR?

1952’de Trabzon’da doğdu. Ortaokulu İzmit İmam Hatip Okulu’nda, liseyi Yozgat İmam Hatip Lisesi’nde bitirdi. Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi’ni bitirip aynı fakültede “İslâm’da Sosyal Güvenlik” adlı teziyle doktor oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde 8 yıl değişik görevler yaptı. Malezya International Islamic University’de iki dönem ders verdi. Ardından Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne intisap etti. Aynı yıl doçent oldu, 2000 yılında da profesörlüğe yükseldi. 2005-2006 yıllarında Dubai’de Faculty of Islamic and Arabic studies’de öğretim üyesi olarak çalıştı. 2012’de Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde göreve başladı. Halen bu görevde bulunmaktadır. 22 kitabı yayımlandı, 600’ü aşkın TV programı yaptı. Prof. Dr. Faruk Beşer, evli ve dört çocuk babasıdır.

Röportaj: Sayim Yüksek / İnzar Dergisi – Kasım 2015 (134. Sayı)

 

İnzar Röportaj/Söyleşi

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS