İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Seyyid Kutub / Bir Şehid Alim...

2013-09-20
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Seyyid Kutub, 1906 yılında Mısır’ın Asyut kasabasında Hacı İbrahim Kutub ’un ikinci eşinden olan çocuklarının büyüğü olarak dünyaya geldi. Ailesi o zaman ki Mısır toplumunda İslami geleneklerine bağlı dindar bir aileydi. Bir kız kardeşi hariç diğer kardeşleri de (Muhammed Kutub ile Emine Kutub) kendisi gibi İslami mücadele vermiş ve bu uğurda ağır bedeller ödemişlerdir.
Doğumu ve ailesi

Seyyid Kutub, 1906 yılında Mısır’ın Asyut kasabasında Hacı İbrahim Kutub ’un ikinci eşinden olan çocuklarının büyüğü olarak dünyaya geldi. Ailesi o zaman ki Mısır toplumunda İslami geleneklerine bağlı dindar bir aileydi. Bir kız kardeşi hariç diğer kardeşleri de (Muhammed Kutub ile Emine Kutub) kendisi gibi İslami mücadele vermiş ve bu uğurda ağır bedeller ödemişlerdir. Yine kardeşleri özellikle de Muhammed Kutub Ağabeyi gibi etkisi günümüze kadar sürecek düşünce mirası bırakmışlardır. Kısacası bir iman ve cihad ailesiydi.

İmanın ilk tohumları

Seyyid Kutub ‘un kalbine imanın ilk tohumları ailesi tarafından ekildi. Her ne kadar araya fetretli bir uzun dönem girmişse de bu tohum yeşermiş ve sarsılmaz bir imana dönüşmüştür. Babasına ithaf ettiği “Kur’an’da Kıyamet Sahneleri” kitabında babasının ahiret duygusunu kalbine nakşettiğini söyler. Babası kendisiyle beraber onu camilerde cemaatle namaza götürürdü. Annesine ithaf ettiği “Kur’an’da Edebi Tasvir” kitabında ise annesinin dinine ve Kur’an’a düşkünlüğünü anlattıktan sonra annesinin oğlunun da radyodan dinlediği yanık sesli Kur’an okuyucuları gibi Kur’an okumasını istediğini anlatır ve ekler “ Belki onlar gibi okuyamadım ama Kur’an’ı doğru anlayıp ve doğru anlatmaya çabaladım” diyecek. Ne gariptir ki yanık sesle insanın kalbini yerinden sökercesine içten okuyanlar Devlet Madalyaları alırken Seyyid Kutub’un boynuna ip geçiriliyor!

Kahire günleri

Seyyid Kutub, eğitimini sürdürmek için Kahire’de gazetecilik yapan dayısının yanına yerleşir. Burada Daru’l-Ulum fakültesinde okumaya başlar. Edebiyata ilgisi bu dönemde arttı. Dönemin meşhur edebiyatçılarıyla aynı dergilerde sayısız makaleler kaleme aldı. Bu meşhur edebiyatçıların başlıcaları, Taha Hüseyin, Muhammed Hüseyin Heykel, Ahmed Emin, Mahmut Muhammed Şakir, Abbas Mahmud El Akkad... Seyyid Kutub’un edebiyat dünyasını en çokta Abbas Mahmud El Akkad etkiledi

Hidayeti

Seyyid Kutub, kardeşi İmam Muhammed Kutub’un ifadesiyle hiçbir zaman sosyalist ya da farklı bir düşünceye sahip olmadı. Ancak şu var ki İslam’ın özüne oldukça uzaklaşmıştı. Tevhide değil geleneğe inanıyordu. Sonradan sahip olacağı tevhid inanışına göre de o zaman ki halini cahiliye olarak niteledi. Kelimenin tam anlamıyla hidayete ermesi Amerika’da olduğu zamana rast gelir. Nasyonalist- Sosyalist düşünceye yapacağı katkı ile yeni yeni irtibat kurduğu İhvan’dan uzaklaşması için devlet tarafından Amerika’ya gönderilir. “İslami Etütler” kitabında bahsettiğine göre bir grup Amerikalıların çılgınca sevindiklerini görür. Sebebini sorunca Hasan El Benna’nın öldürüldüğünü bunun için sevindikleri cevabını alır. Kilometrelerce uzakta bir yerde bir tane insanın ölümüne süper güç olan ülke seviniyor! Mısır gibi kolonileri olan ülke, istedikleri gibi yönetip istedikleri gibi sömürdükleri, üzerinde yaşayanlara insan bile demedikleri ülkenin bir adamının ölümü bunları bu kadar sevindiriyor!? Ne yapabilirdi ki onlara? Ve Seyyid Kutub sebebini anlamakta gecikmiyor. Silahı, öldürücü bombaları, teknolojisi olmayan bu öğretmenden korkmalarının tek bir sebebi vardı, o da O’nun Müslüman olmasıydı. Evet, sır buradaydı, bu kelimedeydi İslam... Herkesin bir hesabı vardı, Allah(c.c)’ın da bir hesabı vardı... Küfrün temellerini sağlamlaştırmak için gönderilen aziz Şehid “ölüden diriyi diriden de ölüyü çıkartan” Allah(c.c) ondan bir Mus’ab bin Umeyr çıkarttı ve yeryüzünde onunla yeniden Tevhidi mücadeleyi başlattı. Amerika’dan dönüşünde İhvan’a tamamıyla katılır. Kendisi İmam Hasan El Benna’yla görüşememiştir. Fakat İhvan’ın irşad ve eğitim işlerini yürütmüştür. İhvan’la görüşmek için gelen heyetleri Seyyid Kutub karşılardı. İhvan’ın fikri alt yapısını dünyaya yayan adamdır.

İnancının temelleri

Seyyid Kutub, Kur’an ve sünnete geri dönülmesi fikrindeydi. Fakat bu geri dönüş rasyonalist bir görüşe dönüşen Efgani-Abduh çizgisinden oldukça farklıydı. Selefi Salih’inin anladığı gibi bir anlayıştı. “İslam’da Sosyal Adalet” kitabını böyle bir inançla kaleme aldığını söylüyor. Geleneğin, boğup içinde çıkılmaz hale getiren kelamcılıkla meşguliyeti boşa sayıyordu.“... bu arada büyük ve önemli bir gerçek üzerine de dikkatleri çekmek istiyoruz. Biz İslam düşüncesi ile temasa geçelim derken, soyut manada kültürel bilgiler vermeyi kastetmiyoruz. İslam literatürüne daha önce İslam felsefesi adıyla katılmış olan kültürel kitap yığınları gibi bir bölüm katmak istemiyoruz. Hayır! Hedefimiz yalın manada zihinlerde dolaşıp duran ve kültür hazinesine eklenip kalan bilgiler edinmek değildir. Bizim ölçülerimize göre bu büyük bir hedef, çalışma ve yorulmayı gerektiren bir değer ifade etmez. Bu hedef çok sığ ve boş bir hedeftir. Ancak biz bilginin ötesinde hareket istiyoruz. Biz elde edilen bilgilerin aktif bir güç haline gelmesini ve ifade ettiği manayı realiteler sahasında tahakkuk ettirmeyi hedef alan potansiyel durumuna geçmesini istiyoruz.” 1. inancını şekillendiren âlimlerin başında ise İbn-i Teymiye ile İbni Kayyım gelir. İbn-i Teymiyye’nin kendi dönemi için putperest müşrik Araplar dönemine atfen kullandığı “Cahiliye” terimini Seyyid Kutub aynı mana ve muhtevayla kullanır. Hasan en Nedvi’nin “Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti” kitabını ise sık sık alıntılayarak över. Bu kitap kendisine olan özgüveni oldukça arttırmıştır. Seyyid Kutub’u etkileyen başka biri daha var ki Seyyid Kutub’u Seyyid Kutub yapan alimdirki bu imam Mevdudi’den başkası değildir. Üstadın “Dört terimi” kitabını okuduktan sonra yazdığı kitapları yeniden gözden geçirdi2. Tevhid anlayışı ile siyasi hâkimiyet tamamıyla Mevdudi’den esinlemedir.

Kur’an’ı anlama metodu

“Kur’an’ı Kerim’den ilham alırken takip ettiğimiz metot, kesin şekilde eski prensiplerle karşılaşmamaktır. Ne akli görüşler ne de bizzat Kur’an kaynağından beslenmeyen kültür artıklarından hiç bir şey almamaktır. Zira Kur’an’ın hükümlerini muhakeme esası olarak kabul edeceğimiz veya ilham kaynağı olarak o esaslara göre değerlendireceğimiz geçmişe ait hiçbir esas kabul etmiyoruz. Kur’an’ın hükmü, evvel emirde insan düşüncesinde ve beşer hayatının üzerine kaim kılmak, Allah’ın dilediği sağlam prensipler yerleştirmek için gelmiştir.” Bunları söyledikten sonra bunun mahiyetini ise şöyle açıklar, “... ALLAH’ın kitabından daha önce bahis mevzuu ve Allah’ın kitabı ona göre muhakeme edilebilecek hiçbir ilke söz konusu olamaz. Biz bütün ilkelerimizi ilk önce bu kitaptan alırız. Sonra bu ilkeler üzerine kendi düşünce tarzımızı yerleştiririz. İşte Kur’an-ı Kerim’le karşılaşmanın ve doğrudan doğruya Kur’an’dan ilham almanın en doğru yolu kanaatimizce budur.”3

Seyyid Kutub, İslam’ın yeniden hâkimiyet kurabilmesini, eski günlerine dönmesini bir hayal ya da ütopya olarak görmez. Asr-ı Saadet devrine dönmeyi de çeşitli toplulukların yeniden kurmak istedikleri (Megalo idea, Pontus-rum...) (şekil olarak benzese de) efsanelere benzetmez. İslam’ın inanç ilkeleri tabiilerini bu yola kendiliğinden sevk eder. Yeter ki yeniden kurulacak olan medeniyetin temelleri İslam akaidi üzerine olsun, bu cümleden olmak üzere meşhur şair Muhammed İkbal ile Muhammed Abduh’u eleştirir. Çünkü, Muhammed İkbal, İslam düşüncesini Hegel’in “ İdealist Rasyonalizm” ile Augost Comte’nin “deneyci pozitivizmin” felsefi kalıplarına göre açıklar. Muhammed Abduh ise aşırı akılcı bir yaklaşımla İslami düşünce üzerine odaklanır. Abduh’ta akılcılık o kadar ileri gitmiştir ki nassların tevili tehlikeli bir boyut kazanır. Seyyid Kutub, belirli bir zaman diliminde revaçta olan düşünce akımına göre İslam’ın yorumlanmasına karşıdır. Sözü geçen iki şahsın İslam için çabalarının hakkını teslim ettikten sonra “muayyen bir çıkmaza karşı koymak için yapılan atılımlar çok kere bir başka çıkmaza varır. İslami araştırma metodunun en uygun olanı kapsayıcı gelişmeye ve engin uygunluğuna denk olarak İslam düşüncesinin temel gerçeklerini açıklamaya çalışmaktır. Hem de İslam düşüncesinin özel tabiatına ve kendisine has üslubuna uygun olarak.”

Topluma bakışı ve kurmak istediği toplum

Seyyid Kutub’un, en tartışmalı görüşü bu noktada belirginleşiyor. Kendisinin tekfirci ithamına maruz kalmasına neden olan net ifadeler kullanmaktan çekinmez. Yoldaki İşaretler kitabında iki toplum var, İslam toplumu ve cahiliye toplumu... İslam toplumu Seyyid Kutub’un ulaşmayı arzuladığı ve bu uğurda hayatını hiç çekinmeden feda ettiği, mutlaka kurulacağına Rabbin vaadiyle daima ümit var olduğu toplumdur. Fakat genel İslam toplumu tasavvurumuzdan daha farklı bir tasavvura sahip ona göre İslam toplumu; Şeriatı bu toplumun kanunu olmadığı halde kendilerine Müslüman adını yakıştırmış olan insanların teşkil ettiği toplum değildir. Ne kadar namaz da kılsalar oruç ta tutsalar ve Beytullah’ı ziyaret de etseler İslam toplumu bir takım kimselerin kendi kendilerine yeni bir İslam icad edip Allah’ın belirtiği ve Resulullah(s.a.v)’ın açıkladığının dışında bir İslam ortaya çıkarır. Mesela modern İslamiyet diye adlandırdıkları şey de değildir4. Yine Enfal suresi 19.ayet ile En’am suresi 19, ayetlerinin tefsirlerini yaparken kullandığı terminoloji tekfirci ithamına veya öyle anlaşılmasına zemin hazırlamıştır. Ne var ki bu tip muarızlarına En’am suresinin 55.ayetinin tefsirinde uzun bir açıklamadan sonra “...öyle ki gerçek sözü söylemek insanı alnından ve ayaklarından bağlayan bir töhmete düşürür. Müslümanları tekfir ediyorlar töhmetine... İslam ve küfür konusunda hüküm verme, bu konuda insanların örf ve geleneklerine başvurma sorununa dönüşür, yüce Allah’ın ve Peygamberinin(s.a.v) sözlerine değil” demiştir.

Bu sözler Seyyid Kutub ’un tekfire davet eden birisi olduğuna delil olarak sunuluyor. Fakat İmam Muhammed Kutub ’un belirttiği gibi bu şahıs şahıs kişilerin kâfir olduğu anlamını içermez. Bilakis İslam’ın özüne ve Müslümanın gerçek mahiyetine yapılan bir vurgudur. Seyyid Kutub, hareketin başlangıç noktasının sağlam olması için toplumu böyle bir tasnife tabii tutmuştur ki İslam Şeriatı da bundan farklı bir şey söylemez.

Kamuran Yürekli / İnzar Dergisi – Eylül 2013 (108. Sayı)
 

 


Kamuran Yürekli

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS