Bu mektubu yazmaya 29 Ocak Çarşamba günü Brixton Polis Merkezi’nden aldığım birkaç arkadaşını evlerine bıraktıktan sonra yazmaya başladım. Kalacak yerleri yok, çünkü Johannesburg Üniversitesi onları ve diğer 20 öğrenciyi protestolara katıldıkları için okuldan uzaklaştırdı. Bu nedenle geceyi yarınki duruşma öncesinde el ilanları hazırlamakla geçirdiler. Tabii ki polis merkezinin dışında kamp kurmuş, 30 saat boyunca hapsedilen seni ve gözaltına alınan diğer 20 öğrenciyi bekliyorlardı.
Saat 10’da gözaltına alındığında telefonuna cevap veremediğimden ve 11.30’a kadar polis merkezine gelemediğimden ve bir sonraki gün mahkemeye çıktığında yanında bulunamadığımdan dolayı üzgünüm.
Eminim ki ülkelerindeki askeri darbeden dolayı büyük bir mazlumiyet yaşayan bir grup Mısırlı misafirimle ilgilenmekte olduğumu bildiğin için beni affedebileceksin. Tümünün sürgünde olduğunu, hayatları için endişe ettiklerini, öldürülen veya hapsedilen akrabaları ve arkadaşları olduğunu göz önünde bulundurarak Jo’burg’a gelmektense onlarla ilgilenmenin benim için daha önemli olduğunu takdir edeceğini biliyorum. Görünürde oldukça umutsuz bir haldeler ama kendi halklarının ruhunun mücadelesi için kahramanca mücadele edişlerini desteklediğini biliyorum. (Kardeşinin de orada olduğunu, avukat tutma, yiyecek ve ulaşım işleriyle ilgilenerek organize edenlerden biri olduğunu da biliyorum.)
Tutuklandığını öğrendiğimde telefonum yanımdaydı ve durumunla ilgili olarak mesajlaşıyor ve gelen aramaları cevaplıyordum. Sonunda misafirlerimden özür diledim ve kabalığımın nedenini onlara açıkladım. Sonraları içlerinden biri şöyle bir yorum yaptı: “Görünüşe bakılırsa oğlunla gurur duyuyorsun, çünkü onun tutuklanışı hakkında konuşuyorsun”. Onları etkilediğimden haberim olmamıştı.
Sonraki gün diğer bir misafirim senin hakkında sorduğunda senin o gece gözaltında kaldığından söz ettiğimde şöyle dedi: “Öyleyse hala gurur duyuyorsun”. Sonra da Güney Afrika’da tanıştığı birçok genç sayesinde kendi kuşağının gerçek aktivistlerin son kuşağı olduğu izlenimine kapıldığını ve şimdiki kuşağın materyalist ve kendini düşünen bir nesil olduğunu belirtti. Şunları da ekledi: “Bu nedenle mutlusun, çünkü oğlun bu neslin farklı olabileceğini gösteriyor”.
Sanırım haklıydı. Mutluydum. Gururluydum. Çok gururluydum. Muhtemelen bunu sana pek sık söylemiyorum. Ve biliyorum annen de seninle gururlanıyor, her iki oğlunun da yoksul ve ezilenlerin tarafında oluşundan gurur duyuyor-üvey annen de bir sonraki gün 7 yaşındaki kardeşin İmaare’ye gözaltında olduğunu ve sebebini açıklarken aynı duyguyu yaşıyordu. İmaare’nin kendisi de. Onu okula götürdüğümde sakin ama hayal kırıklığına uğramış bir şekilde bana “Ben hiçbir protesto gösterisine katılamayacağım; Hala okuldayım”. Ben de şöyle cevaplamıştım, “Belki üniversiteye girdiğinde olabilir”.
“Ama bu çok uzun bir süre” dedi. (İlk gösterine katıldığında onun yarı yaşında olsan da bunlar onu da protesto gösterilerine götürebilirsin anlamına gelen bir izin anlamına gelmiyor, gerçi şimdiden birkaç tanesine katılmış).
Yine seninle ve kardeşinle ilgili kahramanlığı duyduğumda aklıma en çok gelen kimse benim kardeşim ve senin amcan olan Muhsin idi. Öğrenci temsilcisi konseyi genel sekreteri olduğu zamanlarda polis tarafından tartaklanırken yırtılmış gömleğiyle gazetede çıkan resmini hatırlıyor musun?
Yine senin şu anki yaşından altı ay daha küçük olduğunu hatırladım,-20 yıldan çok az bir süre önce 1994’te, 17 Ocak Pazartesi günü polis tarafından öldürülmüş ve vücudunun alt bölümü yüksek hızlı mermilerle lime lime olmuş, akciğerine ve başının arka kısmına birer kurşun isabet etmişti. Evet, benzerlikleri görebiliyorum (bu, kendini öldürtmen tavsiyesi anlamına gelmiyor).
Ama bu, seninle ve benimle ilgili bir mektup değil. Son günlerde çokça meşgul olduğumdan, oldukça öfkeliyim. Birçok Güney Afrika üniversitesinin öğrencilere yaptıkları eziyetten dolayı cezasız kaldıklarına tanıklık etmekteyiz. Irkçılık var, öğrencilerle konuşulurken bariz bir ağzı bozukluk var, cinsel taciz var.
Üniversiteler, öğrencilerin son yıllarda yaptıkları şikâyetleri duymuyor, görmüyorlar. Bu şikâyet ve yakınmalara kimsenin ses çıkardığı yok.
Bu yöneticilere göre öğrenciler onların düşmanları, hizmet etmeleri gereken vatandaşlar değil. Ve yoksul öğrenciler de daha büyük düşman. Sen okul ücretlerini ödeyebildiğin için sanırım bu kötü muameleden muafsın. Ama Öğrenci Finans Yardımı Milli Projesi’nden medet umman öğrenciler yöneticilerin geçici heveslerinin suiistimaliyle aldıkları destek ‘hayır kurumu’ tarafından ödeniyormuş gibi bir muameleyle karşılaşıyorlar.
Jo’burg’tan uzaklaştırılan bu öğrencilere, bilhassa çok uzak bölgelere sürülenlere ne olacak? Kalacak yerleri olmayan, kayıt yapmalarına izin verilmeyenler eve dönmek için yol parası bulamayanlar kimden yardım dilenecekler? Okuldan uzaklaştırmalar iptal edilse bile bir arabaya binip üniversiteye gidebilirsin ama bunlardan kaçı bir daha okula dönebilecek? Bu olaylardan dolayı kaçının hayatı altüst oldu? Üniversite eğitiminin kendilerini yoksulluk çemberinden kurtaracağını düşünen kaçı yeniden bu döngünün çarkına kapılıp gidecek?
Öğrenci aktivitelerinin durdurulması hakkında konuştuğumuz başka bir üniversitenin rektörüne, benim kuşağımın 1980lerde şimdiki öğrencilerinin daha fazla ifade ve üniversitelerde örgütlenme özgürlüğüne sahip olduğunu söylediğimi hatırlıyorum. Çılgına dönmüştü. Siyahi bir rektör yardımcısının işini beyazlar kadar yapmadığını söylememi içerlemişti, oysa öğrencilere ırkçı bir yaklaşımı vardı.
1 veya 2 milyon Rand maaş alan zengin bir rektörün siyah veya beyaz olmasına bakmam. Öğrencilere bakarım, bilhassa entelektüel açıdan büyümeye başladıkları çağda sistemli olarak eğitim sisteminin dışına itilmeye çalışılan yoksul öğrencilere bakarım. Bu finans krizi ülkedeki birçok yoksulu perişan edecek. Öğrencilere yardım etmek için hiçbir rol üslenmeyen bir rektör kendisini ve yönetimini düşman kampına yerleştirmiştir.
Tabii ki böylesi krizlerde siyasi partiler kendilerini hemen işin içine katarlar. Size gelerek eğitim ücretlerinizi ödeyeceklerini söyleyen partilere lanet olsun! Ekonomik Özgürlük Savaşçıları, Demokratik Müttefikler ve diğerleri. Eğer bu ilgilerinde samimilerse okuldan uzaklaştırılan her öğrencinin yeniden kayıt olabilmesi için mücadele etmeli ve uzaklaştırılan ve bu uzaklaştırılmakla tehdit edilen öğrenciler için kaynak oluşturacak ve öğrencilerce yürütülecek bir fon ayırmalılar.
…
Senin ve arkadaşlarının yürüttüğü mücadele tüm bu hususları aydınlatıyor. Ve bu mücadele duraksamamalı. Hatta başka boyutlarıyla sürdürülmelidir. Sesiniz toplumun diğer kesimlerine ulaştırılmalı ve böylelikle mücadeleniz tüm Güney Afrikalılarca anlaşılarak desteklenmeli, çağrınız çağrımız olmalıdır.
Bitirmem gerekiyor. İyi mücadele etmeye devam et, bizi gururlandır. Ve sonra olacaklar önemli değil, daima şunu hatırla; güç ve kuvvet başkalarından gelmez, berrakça ifade etmek gerekirse kuvvet başka bir insandan gelmez, hiçbir insan başkasına bağımlı olmamalı.
Çünkü, hasbunallahi we ni’mel wekil. Alla bize yeter ve O, işlerimizi yoluna koyandır.
*Şir’a, Naim Cinnah’ın Johannesburg Üniversitesindeki gösterilerden sonra tutuklanan oğludur. Bu mektup Mail & Guardian’da yayımlandıktan sonra, Al-Qalam’da ve Crescent International’de yayımlandı. Süleyman Kaylı tarafından İnzar için tercüme edildi.
İnzar / Çeviri Makaleler