İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

SELMAN-I FARİSİ (radiyallahu anh)

2022-04-29
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

SAHABE HAYATINDAN TABLOLAR  “Ben, İslam oğlu Selman’ım!” SELMAN-I FARİSİ (radiyallahu anh) Selman-ı Farisi, İran’ın İsfahan şehrinin Cey denilen köyünde doğdu. Babası Ebu Dahkan, çok fazla arazisi olan bir kimseydi. Oğlunu çok severdi. Mallarını ve diğer çocuklarını Selman kadar sevmezdi. O yüzden bir cariyeyi eve hapseder gibi evde tutar, dışarı çıkmasına çok az izin verirdi. Selman, Mecusilik dinine çokça hizmette bulundu. O kadar gayret etti ki, ateş yakan ve o ateşi hiçbir zaman söndürmeyen bir “Ateşperest” oldu. Kendi işinden başka hiçbir şeyle ilgilenmezdi. Halkın işlerini ve yaşayışını bilmiyordu. Babası kendine bir bina yaptırdı. Aslında kendisinin bir çiftliği ve hizmetçileri vardı. Selman’ı yanına çağırdı ve “Oğlum şu gördüğün binayı yaptırmam, bana bu çiftliğimi ihmal ettirdi. Oysa onu mutlaka denetim altında tutmam lazım. Oraya git, oradakilere şunları şunları söyle. Beni o işle meşgul etme. Eğer beni o işle uğraştırırsan her işten alıkoymuş olursun.” dedi. Selman, çiftliğe gitmek arzusuyla yola çıktı. Yolda Hristiyanların bir kilisesine uğradı. Bir ses duydu. Oradakilere “Bu ne?” diye sordu. “Bunlar Hristiyan, namaz kılıyorlar.” cevabını aldı. Bakmak üzere içeri girdi. Gördüğü manzara hoşuna gitti. Güneş batıncaya kadar onların yanında oturdu, hiç ayrılmadı. Böylece Selman, çiftliğe zamanında gitmediği için babası onu merak etti. Aramak için her tarafa adam gönderdi. Akşam olunca Selman, çıkıp geldi. Babası ona “Neredeydin oğlum? Ben sana çiftliğe git, demedim mi?” diye sordu. Selman da “Babacığım! Hristiyanlar’ın yanına uğradım. Onların namazlarını ve dualarını beğendim. Nasıl ibadet ediyorlar diye bakmak için oturdum.” cevabını verdi. Babası “Oğlum, senin ve babalarının dini, onların dininden daha hayırlıdır.” diyerek azarlayınca o, “Vallahi, onların dininden daha iyi değildir. Çünkü bunlar, Allah’a ibadet ediyorlar, ona dua ediyorlar, onun için namaz kılıyorlar. Biz ise kendi yaktığımız, ama bıraktığımız zaman sönen ateşe tapıyoruz.” dedi. Bu cevabı verince babasını korkuttu. Babası onu ayaklarından zincirleyip eve hapsetti. Selman, ilişkide olduğu Hristiyanlar’a haber gönderip “Sizin dininizi nereden öğrenebilirim?” diye sordu. Hristiyanlar da “Şam’da” cevabını verdiler. Selman “Size oradan insanlar gelince, bana haber verin.” dedi. Onlar “Olur, yaparız.” diyerek isteğini kabul ettiler. Bir gün Şam’dan bazı tüccarlar gelmişti. Selman’a haber vererek “Dinimize mensup bazı tacirler geldi.” dediler. Selman onlara “İşlerini bitirip gitmek istediklerinde beni haberdar edin.” diye haber gönderdi. Niyeti onlarla gitmekti. Hristiyanlar Selman’ın isteğini yine kabul ettiler. Tacirler gitmek istedikleri zaman ona haber gönderdiler. Selman da ayaklarındaki zinciri söküp onlara katıldı. Onların kervanıyla birlikte Şam’a gitti. Oraya varınca “Bu dinin mensuplarının en üstün kişisi kimdir?” diye sordu. “Kilise sahibi Piskopos.” cevabını verdiler. Selman, Piskopos’un yanına gitti ve “Kilisende yanında olmak, seninle birlikte Allah’a ibadet etmek, senden hayırlı ve iyi şeyleri öğrenmek istiyorum.” dedi. Piskopos, Selman’a yanında kalabileceğini söyleyince bir süre onunla beraber durdu. Piskopos, kötü bir adamdı. Hristiyanlara sadaka vermelerini emrediyor, onları buna teşvik ediyordu. Kendisine fakir fukaraya dağıtılmak üzere sadaka getirildiğinde de onları gömüp kendisi için saklıyordu. Selman, onun bu yaptıklarını görünce çok kızdı. Fazla zaman  geçmeden Piskopos öldü. Hristiyanlar, cenazeyi defnetmeye geldiklerinde Selman onlara “Bu, kötü bir adamdı. Size sadakayı emrediyor, sizi buna teşvik ediyor; fakat getirdiğiniz zaman da onları fakir fukaraya vermiyor, gömüp saklıyordu.” dedi. Halk Selman’a “Delilin nedir?” diye sorunca o, “Size onun gömdüklerini çıkarıp göstereyim mi?” cevabını verdi. Hristiyanlar “Çıkar getir.” dediler. Selman, altın ve parayla dolu yedi testi çıkarıp onlara gösterdi. Halk bunu görünce “Vallahi, o asla gömülmeyecek.” dediler. Onu, kalın kuru bir ağaca astılar. Ardından da taşladılar. Onun yerine başka birini getirdiler. Yeni Piskopos; namaz kılan, faziletli, selefinden daha çok çalışan, daha az dünyaya önem veren, gayretli bir kimseydi. Selman, onun da ölümüne kadar, önceki Piskopos gibi yanından hiç ayrılmadı. Nihayet ölüm vakti gelince Selman ona “Ey Filan! Görüyorsun, Allah’ın takdiriyle ölüm vaktin geldi. Vallahi ben seni sevdiğim gibi hiçbir kimseyi asla sevmedim. Bana ne emir buyurursun, kimi tavsiye edersin?” dedi. O da “Oğlum, Musul’da bir adam biliyorum. Ona git, onu da benim gibi bulacaksın.” dedi. Piskopos, ölüp gömüldüğü zaman Selman da Musul’a gitti. O adam da çalışkan ve dünyaya önem vermeyen biriydi. Selman ona “Bana falanca sana gelip seninle olmamı tavsiye etti.” dedi. Adam da “Peki, yanımda kal oğlum.” diyerek onu yanına kabul etti. Selman da onun arkadaşının yanında nasıl kaldıysa onun yanında da öylece kaldı. Ölüm vakti gelince ona “Seni bana filanca tavsiye etti. Görüyorsun, sana Allah’ın emri ulaştı. Bana kimi tavsiye edersin?” diye sordu. Adam “Vallahi oğlum! Nusaybin’de bir adam biliyorum, o da bizim gibi.” karşılığını verdi. Selman onu defnettikten sonra Nusaybin’e kadar gitti. Adamı buldu ve “Ey filan! Filan bana filanı tavsiye etti, filan da seni tavsiye etti.” dedi. Adam da “Peki, yanımda kal yavrum.” diyerek Selman’ın isteğini kabul etti. Selman, öncekilerin yanında kaldığı gibi, onun yanında da kaldı. Vefat anı gelince “Ey filan! Görüyorsun, Allah’ın emri geldi. Bana filan, filanı tavsiye etti. Filan da seni tavsiye etti. Sen kimi tavsiye edersin?” diye sordu. Adam “Vallahi oğlum, bizim gibi bir kimse bilmiyorum. Ancak Rum topraklarında Amuriyye’de bir adam var. Ona git! Onu da bizim gibi bulacaksın.” dedi. Selman, onu da defnedince yola çıktı. Amuriyye’ye geldi. O zatı buldu. O da diğerleri gibiydi. Onun da yanında kaldı; çalıştı, kazandı. Koyunları, inekleri oldu. Sonra onun da ölüm vakti geldi. Selman adama “Ey filan! Bana filan filancayı, filan filancayı, filan da seni tavsiye etti. Görüyorsun, sana Allah’ın emri yetişti. Sen bana kimi tavsiye edersin?” dedi. Adam “Oğlum, sana gitmeni söyleyebileceğim, bizim durumumuzda bir kimse kaldığını sanmıyorum. Fakat Harem’de çıkacak bir peygamberin zamanı seni gölgelendirdi. O, iki kayalık arasındaki şehirden, hurmalı ve çorak araziye hicret edecek. Şüphesiz O’nda peygamberliğine delalet eden alametler var. O’nun iki kürek kemiği arasında peygamberlik mührü vardır. Hediye kabul eder, fakat sadaka yemez. O ülkeye gidebilirsen git, çünkü O’nun gelme zamanı yakındır.” cevabını verdi. Selman, onu gömdükten sonra bolluk içinde yaşadı. Kelb’li Arap tacirlerinden bir grup, Selman’a uğramıştı. Onlara “Size şu koyunlarımı ve ineklerimi vereyim, beni yanınıza alın, Arap memleketine götürün.” dedi. Tacirler de onu alıp götürdüler. Vadiu’l Kura’ya geldiklerinde onu esir edip oranın Yahudilerinden bir adama köle olarak sattılar. Selman orada hurma görünce, buranın, arkadaşının kendine tarif ettiği belde olmasını çok arzuladı. Çok geçmeden yanına Vadiu’l-Kura Yahudileri arasında akrabası olan, Beni Kureyza’dan bir adam geldi. Onu, sahibinden satın aldı ve Medine’ye götürdü. Selman, Medine’yi görünce, oranın anlatılan şehir olduğunu anladı. Sahibiyle beraber köleler arasında kaldı. Yüce Allah Resulullah (s.a.v.)’i Mekke’de peygamber olarak gönderdi. Selman, köle olduğu için kendisine, Peygamber’le ilgili hiçbir şey söylenmiyordu. Resulullah (s.a.v.) Kuba’ya geldiğinde Selman, sahibinin bir hurmalığında çalışıyordu. Sahibinin amcasının oğlu da Peygamber geldiğinde oradaydı. “Allah Beni Kayle’ye(Medineli Müslümanlara) lanet etsin. Vallahi, onlar şimdi Kuba’da, Mekke’den gelmiş bir adamın etrafında toplanmışlar, onun peygamber olduğunu zannediyorlar.” dedi. Bu sözleri duyunca Selman’ı bir titreme aldı. Öyle ki, az kalsın sahibinin üstüne düşecekti. Sonra “Bu ne, ne oldu?” diyerek ağaçtan indi. Tam o anda, sahibi elini kaldırıp ona müthiş bir yumruk yapıştırdı ve “Sana ne bundan? Sen işine bak.” dedi. Selman da “Bir şey yok. Bir haber duydum. Onu öğrenmek istedim.” karşılığını verdi. Nihayet akşam oldu. Selman’ın yanında biraz yiyecek vardı. Alıp Kuba’da bulunan Resulullah (s.a.v.)’e gitti. O’na “Senin iyi bir kimse olduğunu öğrendim. Yanında garip arkadaşların var. Benim yanımda da biraz sadaka mevcut. Bu sadakaya, şuralardaki kimselerin en layığı olarak sizi gördüm. Al, ye!” dedi. Resulullah (s.a.v.) Selman’ın verdiği sadakayı eline aldı ve ashabına uzatarak “Yeyin?” dedi. Kendisi yemedi. Selman Resulullah (s.a.v.)’in yememesi üzerine kendi kendine “Bu, arkadaşımın, peygamberin vasfıyla ilgili olarak bana söylediği vasıflarından biridir.” dedi. Sonra geri döndü. Resulullah (s.a.v.) Medine’ye gittiğinde Selman, yanında bulunan yiyeceklerden biraz daha aldı. O’na götürdü ve “Senin sadaka yemediğini gördüm. Bu hediye ve ihsandır, sadaka değildir.” dedi. Bunun üze  rine Resulullah (s.a.v.) ondan yedi. Ashabı da yedi. Böylece Selman, kendi kendine “Bu da O’nun peygamberliğini gösteren ikinci özelliktir.” dedi. Sonra Selman, Resulullah (s.a.v.)’in yanına geldi. Bir cenazeyi takip ediyordu. Üzerinde iki ihram vardı. Ashabının arasındaydı. Selman, sırtındaki mührü görmek için etrafında dolaşıyordu. Resulullah (s.a.v.), onun böyle dolaştığını görünce, bir şey görmek istediğini anladı. Sırtından ridasını çıkardı. Böylece Selman, arkadaşının tarif ettiği gibi iki kürek kemiği arasında bulunan mühre baktı. Ağlayıp öpmek üzere üstüne kapandı. Resulullah (s.a.v.) “Şöyle gel, ey Selman!” dedi. Gitti, huzuruna oturdu. Konuşmasını ve ashabın da duyması istedi. Selman, başından geçenleri anlattı. Anlatmasını bitirince, Resulullah (s.a.v.) “Ey Selman! Kölelikten azad olmak için efendinle yazılı bir anlaşma yap!” dedi. Selman, efendisiyle üç yüz hurma dikip yetiştirmek ve kırk okka altın vermek şartıyla yazılı anlaşma yaptı. Ashaptan herkes, gücü miktarınca on ile otuz arasında değişen küçük hurma fidanı dikmekle Selman’a yardım etti. Resulullah (s.a.v.) “Fidanlar için çukur kaz. Kazma işini bitirince bana haber ver. Onları ben dikeyim.” dedi. Selman, arkadaşlarının yardımıyla fidanlar için çukur kazdı. İşini bitirince, Resulullah (s.a.v.)’e geldi. “Ya Resulullah, çukurları kazma işini bitirdik.” dedi. Resulullah (s.a.v.) Selman’la birlikte çukurların yanına geldi. O’na hurma fidanını getiriyorlar, O da fidanı bizzat eliyle çukura koyuyor ve üstünü düzeltiyordu. Fidanlardan hiçbiri kurumadı. Bu suretle anlaşmanın, hurma fidanları yetiştirilmesiyle ilgili şartı yerine gelmiş oldu. Anlaşmanın dirhemle ilgili kısmı kaldı. Maden çıkarılan yerde çalışan bir adam, o sırada Resulullah (s.a.v.)’e yumurta büyüklüğünde bir altın getirdi. Resulullah (s.a.v) “Nerde o Müslüman olan ve efendisiyle kölelikten azad olmak için yazılı anlaşma yapan el-Farisi?” diye sordu. Selman huzuruna çağrıldı. Peygamber (s.a.v.) “Al şunları ey Selman! Borçlarını öde.” dedi. Selman “Ya Resulullah, bunlar nereden geliyor bana?” diye sordu. Resulullah (s.a.v.) de “Şüphesiz Yüce Allah, onlarla sana borcunu ödettirecek. Selman’ın nefsi, kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ondan kırk okka tartın da borcu yerine ödeyin.” buyurdu. Böylece Selman kölelikten azad edildi. Selman köle olduğu için, Bedir ve Uhud savaşlarını kaçırmıştı. Sonra azad olununca, Hendek’te ve ondan sonra da Resulullah (s.a.v.)’le birlikte bütün harplerde hazır bulundu. Selam olsun sözünde duran erlere… Selam olsun Allah ve Resulünü sevenlere… Selam olsun Hz. Selman’a… Kaynak: Siyer-i İbn-i İshak  
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS