Esenlik sunmak anlamına gelir ve güven veren biriyim demenin bir alameti sayılır.
Selam; barışa, huzura, emniyete, kardeşliğe çağrının öncülüdür.
Selam; tarih boyunca Müslümanlar için birbirini tanımanın, tanıdık tanımadık herkese selam vermekle kendini ilan etmenin ilk yoludur.
Selam, Allah(CC)’ın Esma’ul Hüsna’sından olup bu ismiyle Allah; her türlü eminliğin, salimliğin aslı olup ayıptan, kusurdan ve her çeşit eksikliklerden uzak olan yüce yaratıcı olduğunu kullarına belli etmiştir.
Biz bu ism-i celilin hakikatine Haşr Suresi’nin 23. ayetinde şu ilahi beyanlarla tanıklık ediyoruz:
“O, öyle Allah`tır ki O`ndan başka ilah yoktur. Mülkün sahibidir, son derece mukaddestir, selamete erdirendir, güveni sağlayandır, görüp gözetendir, üstündür, zorludur, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştuklarından münezzehtir.”
Bu ism-i celilin tecellilerine mazhar olan Müslüman da selamı kendine şiar edinmekle, rastladığı ve karşılaştığı herkese selam vermekle bir anlamda İslam’ın ve ona inanların “emniyetin, güvenirliğin, hayra vesile olanın, zarar vermekten ve zulüm etmekten uzaklığın” adresi olduğunu anlatmak ister.
Bugün içinde bulunduğumuz sosyal bunalımların, toplumsal çıkmazın belki de en büyük nedenlerinden biri selamsız bir hale düşmemizdir. İnsanlar aynı apartmanı paylaştığı, aynı mekânda çalıştığı, aynı yollardan gelip geçtiği halde birbirine karşı resmi, soğuk, güvensiz bir durumdaysa bunda selamsızlığın etkisi çok fazladır. Düşünün ki bir insana selam verdiğiniz zaman sizden ona akan pozitif enerji onu da harekete geçirip o selama mukabele etmesini ve onda şu intibanın uyanmasını sağlayacaktır:
“Bu adam benden hiçbir alacağı olmadığı, beni tanımadığı halde bana selamla tebessümünü esirgemiyorsa bu; onun emin, güvenilir, dost ve zararsız olduğunu gösterir. O halde ben ona yanaşayım, açılayım, dost olayım.”
Her selamdan sonra sorulan bir hatırın, yapılan bir musafahanın toplumsal kaynaşma, tanışma ve dayanışma açısından getireceği sosyal kazanımları düşünürsek bir selamın ne kadar gerekli ve değerli olduğunu daha bir anlarız.
Ayetin beyanıyla ve hadisin diliyle selamlaşma, kendi lüzumunu ve etkisini daha şiddetli bir şekilde hissettirir:
“Siz bir selam ile selamlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selamı aynen iade edin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.” (Nisa: 86)
“Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından mübarek ve güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selam verin. İşte Allah, düşünüp anlayasınız diye size ayetlerini böyle açıklar.” ( Nur: 61)
Ebû Hüreyre(RA)’den rivayetle Resûlullah (SAV) şöyle buyurdu:
“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki iman etmeden Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi? Selamı aranızda yaygınlaştırınız.” (Müslim, İman: 17; Ebû Dâvûd, Edeb: 27)
Madem selam bu kadar gerekli, önemli ve işlevseldir. O halde,
Selam, tüm gönül erlerine!
Selam, Kur’anî bülbüllere!
Selam, şahadete susamış toprakları al kanlara bulayanlara!
Selam, ilahi aşk uğruna Hallac misali feda olanlara!
Selam, ‘İman elde kor ateş!’ yananlara!
Selam, cihad meydanında Cennete bedel canlarını satanlara!
Selam, ‘kaynatılmış kurşunlar gibi’ saf tutanlara!
Selam, iman toprağına teslimiyet tohumu olarak düşüp muvahhit olarak kök salanlara!
Selam; al kanlara sevdalı, şahadet bandajlı yiğit erlere!
Selam; meydanın Dücanelerine, zindanın Yusuflarına, hicretin Caferlerine!
Selam; sükûtu seçen, umutla yaşayan, acılar içinde sabreden, iman saadetiyle şükreden ve istikamet yolunda sebat edenlere!
Selam, yokluk içre varlık sergileyenlere!
Selam, bülbül-ü nağmelere eşlik eden aşk meczuplarına!
Selam; İbrahim’in itaatini, İsmail’in teslimiyetini, Eyüp’ün sabrını azık edinenlere!
Selam, hak asasıyla Firavunî zihniyetlere Musaca direnenlere!
Selam, “Ayakta kalacaksa Muhammed’in dini kanımın akmasıyla, o halde alın kılıçlar beni!” diyen Hüseyinlere!
Selam; Yunus gibi sevgi, Mevlana emsali aşk dağıtanlara!
…
Bu satırlara selamımla birlikte ben de sinip size gelmek isterdim ey kardeşler!
Yürekte yükselen sevgi dağını bir volkan gibi patlatıp tomurcuklarını vuslat kucaklaması olarak sunmak arzudur. Suya iştiyaklı topraklar gibi selam bir iştiyak olup yeşermeye yüz tutmuştur.
Hasret ateşi kıvılcım olup yaksa da yürekleri, paylaşım dakikalarını beden için engelleyenler gönül iklimindeki vuslatı perçinlediği için pek aldırmamak lazımdır.
Bunu bilin ki biz Müslümanlar selamı kendimize şiar edinirsek Kâbe’ye yalınkılıç yürüyen birer Ömer olacağız!
Bizler, Kur’an şerbetini gönüllere sunan İbn-i Mesut’larız!
Haksızlığa tahammülsüz, bir o kadar garip ama hakkı haykıran Ebu Zer’leriz!
Zindanları iman dersiyle ışıtan Yusuf’larız!
Taş, camid, soğuk mekânları ayetlerle canlandıran; bedenlerin tutsak ortamında ruhların özgür olduğunu anlayan, mana âlemini ta ötelerden hisseden aynı gayeye matuf yolcuların haklılığını gösteren belgeyi Rabbimize sunanlarız!
Kalemler hakkı anlatmakla sevda olmalı, diller selamı yaymakla emniyet kalesi olmalı ki rakipler ürpersin.
Zikirle kalpler tatmin edilmeli, gaflet örtüsü atılmalı ki aslan inine göz diken tilkiler terk-i diyar etsin.
Soğuk dehlizler gönülleri ısıtmalı ki bu azim erleri Kur’an dersiyle yetişsin.
Meydanlar hakkı haykırmalı, kardeşleri buluşturmalı, direnişi beslemeli ki inkılaplar, zaferle ve ilahi lütufla bize “Merhaba!” desin.
Güneş kaçar oldu görünmemek için
Karanlıklar yaygı oldu korkutmak için
Ne çare! Ey zalimler, fasıklar, facirler bilin ki
Biz, zulmete ışık tutan
Nurani kandilleriz
Biz selamı kendimize parola kılıp insanlara ilahi sevgiyi, Peygamber sevdasını, İslam’ın selamete erdirdiğini, müminlerin birer güven elçisi olduğunu anlatan
Aydınlık davetçileriyiz…
İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Ekim 2013 (109. Sayı
İbrahim Dağılma