İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Seküler Sömürünün En Tatlı Zehri Haram Eğlenceler

2022-07-21
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. “İyi bilin ki, şu dünya hayatı boş bir oyalanma ve oyundan başka bir şey değildir. Âhiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bunu bilmiş olsalardı!” [Ankebut, 64] İnsan, psikolojik açıdan sürekli durgun, durağan olamaz. Cansız bir madde misali hareketsiz bir şekilde aynı pozisyonda uzunca bir süre bekleyemez. Çünkü insan yaratılış gereği enerjik, hareketli, duygusal ve düşünsel açıdan her an aktif ve dinamik olmalıdır. Durgunluk insanın fehmini, verimini minimize eder ve dikkat eksikliğine neden olur. Özellikle de duygusal ve zihinsel durgunluk… Bu durgunluğu dindirmek ve dinamikleştirmek için zihinsel ve duygusal bir hareketlilik, bir macera bazen insan için elzem olabilir. Bu hareketliliğin, maceranın yani eğlenmenin bir ölçüsü, bir sınırı muhakkak vardır/olmalıdır. Genel olarak eğlence; kapsam açısından çok geniş bir kavram olmakla birlikte toplumların kültürel yapılarına ve zamana göre hızlı değişebilen, çok aktif bir yapıya da sahiptir. Duyguları kışkırtarak, nefsi besleyerek, haz arzusunu kamçılayarak yaşam kalitesi üzerinde beklenenin çok çok üstünde negatif etki oluşturabilmektedir. Fark edildiği üzere eğlenceyi üç ayrı dozda değerlendirmek gerekmektedir. İfrat, tefrit ve vasat…
  1. İfrat: Hadsiz ve sınırsız eğlence elbette ki hiç bir dönem insani olmamıştır ve hiçbir zaman İslamî de olmayacaktır. Buna “gayrimeşru eğlence” diyoruz. İçine dolaylı veya direk haram karışmış, kötülük bulaşmış, bozukluk oluşturmuş “yasak eğlencelerdir.”
Geçmişte ve günümüzde cahiliye toplumları eğlenceyi hayatın merkezine almıştır. Eğlence merkezli toplumlarda toplumun az bir kesimi eğlenirken kalan kısmın çoğu sürekli ezilir. Günümüz dünyası bu açıdan bakıldığında devasa bir cahiliye toplumu gibi görünmektedir. Azların azdığı, çokların aldandığı, genelin gafil avlandığı çarpık bir toplum. Cahili toplumların olmazsa olmazı sınıfsal ayrım burada bile aşikârane görülür. Bu, asırların bile eskitemediği koyu bir cehalettir. Çalışmanın aşağılandığı, emeğin hakir görüldüğü Antik Yunan döneminde eğlence hayatı, kölelerin ve vatandaşların(özgürlerin) eğlencesi olarak ayrılıyordu. Bu ayrıma Aristo’nun da büyük katkısı olduğunu bilmekteyiz. Cahili toplumlarda her daim tekelleşmiş olan “gayri meşru eğlence” sektörünün asıl amacı sömürüdür. Fikirsel ve fiziksel sömürü... Seküler sömürünün en tatlı zehri... İnsanı ona fark ettirmeksizin yakalayarak dilediği yöne kanalize etmek için fikrini küçümseyen, düşünce yetisini örseleyen, idrakini hırpalayan, duygularını söndüren, özünü tökezleten sinsi bir sömürü çarkıdır “seküler eğlence.” Gayrı meşru her eğlence eğleneni sömürür, uyutur, uyuşturur. Bu sektörün empoze ettiği yaşam biçimleri, kandırılan bireyler tarafından benimsenmeye başlanır. Farkında olmaksızın başkalaşır. Bireyler eğlenceye daldıkça, toplumun temelini sarsan sorunları göremez, algılayamaz hâle gelir. Var olan düzenin olması gereken düzen olduğu yanılsamasına kapılır. Bu açıdan zaman ve zemin “eğlendirerek sömürme” sektörü için sadece yol-yöntem değişikliği yapmıştır. Firavunun sihirbazları da o gün için aynı işlevi görmüşlerdir.  İnsanlar cahilce eğlenirken manipülasyona açık, kanmaya müsait, kavramaktan uzaktırlar. Bu şekilde ifsad edilen yeni nesiller günah, şirk, küfür çukurlarına itilmektedir. Sorumsuzlaştırılan, gayretsizleştirilen, duyarsızlaştırılan eğlence müptelaları zamanla denist-deist illetine yakalanarak ahlaksız, hadsiz, sınırsız, dinsiz oluveriyorlar. İdrakten tamamen yoksun kaldıklarından çürümüşlüklerinin farkına bile varamıyorlar. Bu minvalde gayrimeşru eğlenceler, sömürgeci çağımızın vazgeçilmezleri arasına gireli çok olmuş. İletişim teknolojilerinin yaygınlaştığı, hazza, harama ulaşmanın kolaylaştığı, fertlerin tek başına eğlenerek kendi özlerinden uzaklaştığı, kandığı-kandırıldığı, eğlenerek sömürüldüğü bir çöküş, bir çürümüşlük, bir eğlence çağındayız. Bu tür gayrı meşru eğlenceler, bireyin kalp ve ruhunun aç bırakıldığı, sadece nefsinin, şehvetinin, zevkinin beslendiği zehirli ziyafetlerdir. Özü, mânayı, vicdanı zehirleyen hatta öldüren planlı-programlı, muzır ziyafetler/etkinlikler olduğundan toplumsal çöküşe, ahlakî çürümeye, düşüncenin korozyonuna neden olmaktadırlar. Bu şekilde toplumlar yığınlar hâline döndürülüyor. İslâm’a göre kesin olarak haram olan bu tür zehirli eğlencelerin belirgin bazı yönlerini şöyle sıralayabiliriz.
  1. Haram barındırması, haramı teşvik etmesi, dolaylı da olsa harama meylettirmesi. (içki, fuhuş, kumar, israf, faiz), (Hayvanlara eziyet, canlılara zulüm, doğaya ve tabiata zarar verici unsurlar barındırması... Zira İslam’da zarar vermek ve zarar görmeye razı olmak yoktur. Her varlık muhteremdir.)
  2. Gayri ahlaki davranışların olması: Yalan, iftira, hakaret, isyan, küfür, müstehcen sözler, Cinsel tahrik vb. unsurları barındırması. Mahrem, namahrem gerçeğine riayetsizlik...
  3. Allah yolundan alıkoyması, ibadetlerin edasını engellemesi…
  4. Batıl dinlerin mukaddesatını, şiârlarını, sembollerini alaya almak… Bunları kutsamak da bunlara ta’zim etmek de bu tür günleri kutlamak da eğlenceyi “gayrimeşru eğlence” yapar.
  5. Küfür sistemlerine benzemek, gayr-i İslamî kültürlere imrenmek ve zalim-cahil-fasık ünlüleri taklit etmek…
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurmuşlardır: “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (Ebû Dâvud, Libâs, 4/4031) Bilinmelidir ki gayrimeşru olan her eğlence bireysel ifsada, toplumsal çöküşe ve sosyal felaketlere neden olur. Her türlüsü ziyandır, zarardır, haramdır, yasaktır…
  1. Tefrit: İnsanın hem mânevi hem duygusal ve hem de psikolojik yönleri göz ardı edilmiş olacağından kabul görülebilir değildir. Önyargılı, nakıs ve kasıtlı alınmış bir sonuç, bir karardır. Eğlenceyi, eğlenmeyi tüm yönleriyle gereksiz, yersiz hatta haram saymak! Kısaca buna “etkisiz ve yetkisiz reddiye veya kanalize edilmiş reddiye” diyelim ve başka bir dosyanın konusu olarak bırakalım.
  2. Vasat: Olması gerekli ve yeterli olan eğlence. Mubah olan, uygun görülen hatta bazen teşvik edilebilir olan eğlence; özü kavramış, kastını ve haddini aşmadan gerekli ve yeterli düzeyde bu ihtiyacın giderilmesini amaçlayan tüm faaliyetlerdir. Hem insanî hem İslamîdir. Buna “meşru eğlence” diyoruz. Meşru eğlence, insanın özüne uygun bir şekilde doğal ve fıtrî olan eğlencedir. İnsani bir ihtiyacının giderilmesidir.
Nefsin beslenecek haram-günah bulamadığı, kalp ve ruhun nice gıdalarla, zevk alarak beslendiği helal, hoş, temiz, faydalı faaliyetlerdir. Bireysel veya toplumsal açıdan hem psikolojik hem sosyolojik olarak İslâm Şeriatı’nın belirlediği sınırlar aşılmadığı, meşru eğlencede de aşırıya kaçılmadığı sürece eğlenmenin, eğlencenin hiçbir sakıncası yoktur. Psikososyal bir varlık olarak yaratılan insan, bu tür meşru oyun ve eğlencelere elbette ki katılım sağlayabilir. Asr-ı Saadet’e baktığımızda Hz. Muhammed Mustafa(sav) cahiliye toplumunda öteden beri var olan örf ve adetlere üç ayrı muamelede bulunmuştur: Bir kısmını ilga etmiş yani tamamen kaldırmıştır. İfrat olana karşı gerektiğinde mücadele etmiş. Mihrican ve Nevruz bayramları yerine Ramazan ve Kurban bayramlarının ihdas edilmiştir. Bir kısmını ıslah etmiş yani zararından ayırarak faydalı hâle getirmiştir. Tefrit olanı tedavi etmeye çalışmış. Deve ve at yarışlarını, kılıç kalkan oyunlarını, şiir dinletilerini… Bir kısmını da ibka etmiş yani aynısını korumuştur. Vasat olanı korumuş, kollamıştır. Ok atıcılığını, at biniciliğini, yüzmeyi… Bu üç farklı yaklaşım her zaman ve zeminde, tüm gelenek ve görenekler için geçerlidir. Çağımızın gelişmiş teknolojisi ve değişen dünya düzeninin tüm oyun ve eğlence türleri belirtilen bu üç muameleye tabi tutulmalıdırlar. Güçlüyü, ünlüyü, modayı takip-taklit perdesi arkasında hayata geçirilen tüm eğlence türleri aslında ilga edilmesi gereken gayr-ı meşru türlerdir. Düğünlerimiz, sünnet merasimlerimiz, piknik etkinliklerimiz vb. sosyal etkileşimli etkinliklerimizin tamamı ise ıslah gerektiren eğlence türleridir. Anma ve anlama amaçlı düzenlenen gün ve gecelerimiz ise ibka edilmesi gereken eğlencelerimizdir. Hz. Peygamber (sav) “Bedir ashabından olan Kuraza b. Ka’b(ra) ve Ebu Mesud el-Ensari(ra), düğünde tef çalınmasına, şarkı söyleyip oynamasına tepki gösteren Amr b. Sa’d (ra)’a “Bize düğünde eğlenmeye, musibet anında ağlamaya izin verildi.” (Buhari, Nikâh, 80) demiştir. Bu hadis-i şerif öncelikle bize, nerede nasıl davranmamız ve üzerimize sağanak sağanak musibetler yağdırılırken eğlenmememiz gerektiğini açık bir şekilde göstermiştir. Çağımızın vazgeçilmezi oyun ve eğlence özellikle gençlerimizi bizden, örfümüzden, dinimizden, özlerinden alıp koparmaktadır. Kökünden koparılmış taze fidanlar gibi... Neslimizi yani geleceğimizi kaybetmemek adına var olan helal, faydalı, meşru, her yönüyle hayırlı eğlencelerimizi var gücümüzle ihya etmeli ve kendimize ait eğlence kültürümüzü muhafaza ederek nerde nasıl davranmamız gerektiğinin bilinciyle yeniden yenilenmeliyiz. Hâlihazırda insanlığın eğlenceyi değil, hayatın gerçeklerini merkeze almış yeni ve ciddi bir topluma/topluluğa son derece ihtiyacı vardır. Gerçek hayatı önceleyen gerçek bir topluluğa... Hayatın asıl gerçeği ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bunu bilmiş olsaydık. Keşke hiç keşke dememiş olsaydık.  
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS