İslam ümmeti çağında durum çok farklı… Bugünün dünyasında devletler, yeryüzünün hiçbir karışını ve dünyadaki hiçbir insanı kendi hâline bırakmayı kabul etmiyor. Yeryüzünün her karışı, karası, havası ve deniziyle paylaşılmış; dünyanın en ücra köşesindeki insanların bile eline birer nüfus cüzdanı tutuşturulmuştur. Böyle bir dünyada din yalnız Allah’ın oluncaya kadar savaşmak bedel gerektirir.
İslam, ruhlarda bir avuntu olarak kalmayı kabul eden bir din değildir; bütün insanlığı kula kulluktan kurtarma peşindedir. Bunun iki yolu vardır: 1. Yurtların fethi 2. O yurtlarda yaşayan insanların kalplerinin fethi. Her iki fetih de beşeri iktidarların iktidar alanına doğrudan müdahaledir. Bunun farkında olan beşeri iktidarlar, İslam’ı daima hedef almışlardır. İslam’ın en küçük bir izi bile onlar için gelecekte büyük bir alana yayılacak bir tohum, bir çekirdek gibi görünmüş ve o tohumu, o çekirdeği yok etmek için harekete geçmişlerdir.
Bu nedenle İslam ve şehadet, hep yan yana anılmıştır. İslam bir şehidler dinidir. İslam olan, bedel ödemeyi kabul etmek ve şehadeti göze almak zorundadır. Bu dinin hiçbir aşaması, şehidsiz olmamış; hiçbir zaman Müslümanlar, “Biz, artık şehid vermiyoruz” diyememişlerdir.
Şehidler, adanmış insanlardır. Bütün şehidlerin hedefi, İlahî rızaya ermektir. Ancak İlahî rızayı elde etmenin vesileleri kişinin bulunduğu yer ve içinde bulunduğu zamana göre değişiyor.
Asr-ı Saadet’ten günümüze şehadete bu pencereden de bakmak mümkündür:
1. Yasir ve Sümeyye Gibi Sadece Rabbim Allah’tır Dedikleri İçin Can Verenler
Onlar, Mekke’nin ileri gelenleri değildi. Onların ne İslam uğruna harcanacak malları ne de İslam için cihada koşacak kabile gençleri vardı. Onlar, Mekke’de Mevaliydi. Bir tür sığınma hâlinde idiler. Onların Mekke iktidarı üzerinde hiçbir etkileri yoktu.
Öyleyse onların “Lailaheillallah Muhammedurresulullah” demeleri, niye onlara çok görüldü; niye onlara canları ile ödetildi. Bunun hikmeti Allah katındadır. Ama kâfirlerin müminlere biçtiği değerle müminin toplumdaki konumundan gelen değer bir değildir. Kimi zaman toplumdaki konumu ne olursa olsa mümin kâfire korku verir ve onun hedefi hâline gelir. Mümin cezalandırılarak başkalarının imana ermeleri engellenmek istenir ya da mümin kendi başına görülmez, ait olduğu topluluk içinde görülür ve onun üzerinden müminlerin hepsine acı çektirilmek istenir. Böyle durumlarda genellikle müminlerin dünya gücü açısından en zayıfları ilk hedef olur.
Ama onların bir hesabı varsa yüce Allah’ın da bir hesabı vardır. O en zayıf görünen müminler, şehadetle yüce bir mertebeye erer ve onlar artık, müminlerin en önde gelenleri arasında anılır. Yasir ve Sümeyye, eğer İslam şehidi olmasalar da Mekke’deki her Mevali gibi ölüp gideceklerdi. Hâlbuki onları şehid eden müşriklerin evlatları dahi İslam’a erince onları kendi katillerinden daha yüce görmüş, onların katillerine lanet okurken onları önder olarak kabul etmiştir. O müşrikler, fikren soysuz kalırken o şehidler kendi artlarında kendilerini rahmetle, salat ve selamla anan bir ümmet bırakmışlar. Onların bu hâli, İslam’ın Müslüman olanı aziz kıldığının görünür bir delilidir.
2. Bedir Şehidleri Gibi Küfre Dünyayı Dar Etmek İçin Can Verenler
Hz. Resulüllah’ın ordusu Bedir’de ondan fazla şehid verdi. Müslümanlar, henüz devletleşmişlerdi. Devlet, çoğu zaman rahatlıkla özdeştir. Bedir Savaşı, Müslüman için yerinde oturup kalmanın mümkün olmadığını gösterdi. Müslümanlar, devletleşmişler ise de bedel ödemeye devam edecek, savaşa gidecek, savaşlarda can verecek; onların kadınları dul, çocukları yetim kalacaktı ve bunun karşılığında onlar için cennet vardı.
3. Uhud Şehidleri Gibi İslam’a Yönelen Yakın Tehditleri Bertaraf Ederken Can Verenler
Küfrün tehdidi Medine’nin adeta kapısına dayanmıştı. Müslümanlar ya savaşacak ya da elde ettikleri her şey küfrün ayakları altında çiğnenecekti. Böyle günler, en çok fedakârlık isteyen günlerdir ve İslam, en değerli mensuplarını genellikle böyle günlerde şehid vermiştir. Onların şehadet kanı, İslam’ın hayat ağacı için su olur; o ağaç, o suyla canlı kalır.
4. Reci ve Bir-i Mauna Şehidleri Gibi Kur’an’ı Öğretmek ve İslam’ı Tebliğ Uğruna Can Verenler
Onlar, her çağın şehidleridir. Küfür, Kur’an-ı Kerim’i kendisi için ebedi düşman ilan etmiş; küfür, İslam tebliğinden daima korkmuştur. İslam hangi çağda, hangi güce ermiş olursa olsun, dünyanın herhangi bir yerinde Kur’an öğretmek uğruna, İslam’ı tebliğ uğruna şehidler verilmiştir. İslam’ın resmi anlamda dünya hâkimiyetini ele geçirdiği Osmanlı’nın en görkemli günlerinde bile Endülüs Müslümanları sadece çocuklarına Kur’an-ı Kerim öğrettikleri için, sadece İslamî tedrisatı sürdürdükleri için katlediliyorlar; Kur’an-ı Kerim uğruna, İslam’ı tebliğ uğruna şehid düşüyorlardı.
5. Hubeyb ve Zeyd Gibi Hz. Peygambere Olan Sevgilerini İspat Ederek Can Verenler
Kur’an ve İslam gibi Hz. Resulüllah’ın (S.A.V.) şahsiyeti de daima küfrün hedefidir. Küfür, Müslümanları Hz. Peygamber (S.A.V.) sevgisi konusunda daima imtihan etmek ister. Hz. Hubeyb ve Zeyd’in şehadetinden bugüne nice Peygamber sevdalısı sevgisini canını vererek ispatladı.
“Zeyd (ra) bir direğe bağlandı. Müşrikler gelip çevresini sardı. Önce uzaktan ok atarak onu yaralar içinde bıraktılar. Zeyd, acılar içerisinde kıvranırken topluluğun içinde bulunan Ebu Süfyan kalabalıktan ayrılarak yanına geldi ve ona;
‘Zeyd! Allah için söyle! Şu anda Muhammed’in burada olmasını, senin yerine onu öldürmemizi, senin de evinde çoluk çocuğun ile birlikte olmanı ister miydin?’ diye sordu. Zeyd, ona şu cevabı verdi:
“Vallahi evimde rahat oturabilmek için Muhammed (S.A.V.)’in şu anda bulunduğu yerde ayağına ona acı verebilecek bir diken batmasını bile istemem.”
Bu sözleri duyan Ebu Süfyan, ‘Arkadaşlarının Muhammed’i sevdiği kadar hiçbir insanın bir başkasını sevdiğini görmedim’ dedi.”
6. Mute Şehidleri Gibi İslam’a Yönelen Uzak Tehditleri Bertaraf Etmek Uğruna Can Verenler
Onlar, düşman uzak demediler; hele bir yakına gelsin, onlarla öyle bir savaşırız ki demediler. Allah Resulü’nün emrine itaat ettiler, uzaklara gittiler, bilmedikleri ordularla savaştılar ve o orduların kılıçları ile canlarını Allah’a teslim ettiler.
7. Bizans’ın Elindeki Esirler Gibi Küfrü Bir An İçin Sevindirmemek İçin Can Verenler
Onlar, Allah yolunda cihad ederken esir düştüler ve Bizans kâfirleri tarafından imanlarında sınandılar. Bir an için Hıristiyan olduklarını söyleselerdi, kâfirler sevinecek ve Bizans, belki kendi halkına “Bakın, Müslümanlar dinlerinde yalancıdır, hâlbuki daha önce Hıristiyanlar ateş dolu çukurlara atıldıkları hâlde dinlerinden dönmediler” diyeceklerdi. Böyle bir tarihe sahip bir topluluk karşısında İslam uğruna eziyet çeke çeke can vermeye razı olmak en etkili tebliğdi. Onlar, o tebliği tercih ettiler. “Hıristiyan oldum” demektense kaynayan kazanlarda haşlanarak can vermeyi seçtiler.
8. Hz. Ömer Gibi Hz. Osman Gibi Hz. Ali Gibi (Allah hepsinden razı olsun) Önderlik Makamında İken Can Verenler
Müslüman hangi makamda bulunursa bulunsun küfrün ya da yanlış yola girmiş toplulukların saldırılarından emin değildir. Onlar, ümmetin halifesi idiler, ümmete namaz kıldırırken, evinde yüce Allah’ın Kitabı’nı okurken, camiye namaz için giderken saldırılara hedef oldular.
İbnu Ömer (ra) anlatıyor: “Resulüllah (S. A. V.) Hz. Ömer’in üzerinde bembeyaz bir gömlek görmüştü. “Bu elbisen yıkandı mı, yeni mi?” diye sordu. Hz. Ömer: “Hayır, yıkanmıştır!” dedi. Resulüllah : “Yeniyi giy, hamd edici olarak yaşa ve şehid olarak öl!” buyurdular.”( Kütüb-ü Sitte)
9. Eba Eyyûb El Ensarî Gibi İslam Bayrağını Dünyanın Uzak Kalelerine Dikmek İçin Can Verenler
O Mihmandar-ı Nebî idi ve o Nebî’nin ümmeti dünyaya hükmetmek üzereydi. Eba Eyyûb, Medine’de oturup İslam’ın hâkimiyet çağında dünya ehli gibi aldatıcı rahatlığa bakabilirdi. Oysa o asıl rahatlığı Allah yolunda cihadda gördü. Seksen yaşında iken ta Medine’lerden yola çıktı, kara demedi, deniz demedi, yol aldı ve canını Allah için vereceği yer olarak İstanbul surlarının önünü buldu. Dünyanın dört bir yanında Eba Eyyûb gibi can vermeyi seçenlerin makberleri vardır. Onlar şehid; onların makberleri İslam uğruna çekilen cefa için şahittir.
10. Hz. Hüseyin ve Kerbela Şehidleri Gibi, İslam’ı Saptırmaya Çalışanlara Karşı Kıyam Ederek Can Verenler
Eğer Resulüllah (S.A.V)’ın ailesi de Yezid’in yaptıklarına sessiz kalsaydı Yezidlik meşruiyet kazanırdı. Hz. Hüseyin(ra), onun ailesi ve dostları bu kirli emeli boşa çıkarmak için kıyam ettiler, İslam’da Yezidliğin yerinin olmadığını canı vererek tebliğ ettiler.
Hiçbir aile, İslam çağında Resulüllah (S.A.V)’ın ailesi kadar şehid vermedi, onlar kadar acı çekmedi. Kerbela şehidleri, İslam perdesi altında saklanan zulme karşı sessiz kalınamayacağını en ağır bedeller ödeyerek ümmete anlattı. O gün bugündür nice Yezidler geldi ve nice Hüseyin o Yezidlerin emir kullarınca şehid edildi.
11. Said Bin Cübeyr Gibi Zalimlere Karşı İlim ve Ameli İle Haykırırken Can Verenler
Said (ra), ilim ve ameliyle Haccac gibi zalimler için bir tehdit idi. Haccac-ı Zalim, kendi zulmüne yönelen bu tehdidi bertaraf için Said’i katletti. Said bin Cübeyr (ra), ilmi ile amel eden bir âlimin, zulme sessiz kalmayacağını, zalimin zulmünün kendisine yönelmesini bahane edip zulmü onaylayamayacağını canını vererek tebliğ etti.
O gün bugündür, nice Said bin Cübeyr kimi yerde keskin kılıçlarla, kimi yerde darağaçlarında kimi yerde kurşunlanarak şehid düştü.
İslam son dindir, imtihan kıyamete kadardır. Tarihin her aşamasında olduğu gibi bugün de bu şehadetlerin hepsi yaşanıyor. Yasirler ve Sümeyyeler şehid oluyor. Bedirler, Uhudlar, Reci ve Bir-i Maunalar, Muteler tekrarlanıyor. Hz. Peygamber sevgisini ispat uğruna, Kur’an-ı Kerim öğretme ve İslam’ı tebliğ uğruna nice bedenler toprağa düşüyor. Kimi zaman yanı başımızda, kimi zaman Arakan’da veya Orta Afrika’da... Kim bilir kaç Yasir, kaç Sümeyye oralarda can verdi. Kaç mümin ateş çukurlarına atıldı, Budist olmaya, Hıristiyan olmaya zorlandı. Ama onlar Rabbim Allah’tır, dedi ve şehadeti seçti. Demişti Bangladeşli Abdulkadir Molla: “Bize kulluk et dediler, ben de asın dedim!”
Çağımız, Hz. Hüseyinlerin, Hz. Said bin Cübeyrlerin çağıdır. Son yüz yılda nice Hüseyin ve nice Said zulme karşı kıyam ederken, zalimlere karşı haykırırken şehid oldu.
“Askerler eve gelip ellerine zincir takınca Said dostlarına dönüp şöyle dedi: “Bu zalimin beni öldüreceğini zannediyorum. Ben ve iki dostum bir gece imanın tadını alarak Allah’a ibadet ettik ve Allah’tan bizi şehidlerden kılması için ona dua ettik. Allah o iki dostumun duasına icabet etti ve onları şehid olarak huzuruna aldı. Geriye ben şehadeti bekler bir halde kaldım” dedi. Sözlerini bitirdiği esnada küçük kızı onun yanına geldi. Onu elleri bağlı bir halde, askerlerin tuttuğunu görünce ağlamaya başladı. Said, küçük kızının başını okşayıp ona şöyle dedi: “Annene de ki; buluşma yerimiz inşaallah cennettir.”
“Said b. Cübeyr şehid edildi. Yeryüzünde onun ilmine muhtaç olmayan hiç kimse yoktur.” (İmam Ahmed bin Hanbel)
“Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehid olmuştur). Bir kısmı da (şehid olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (Ahzab 23)
Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Şubat 2014 (113. Sayı)
Dr. Abdulkadir Turan