Abdullah: Söyle bakalım Pentalus! Beni evvelki gece neden takip ediyordun? Lütfen bana makul bir sebep söyle..!
Pentalus: (Yüzüne acınma hissi vererek) Abdullah! Sen benim en iyi arkadaşımsın. Martil, ilk gün benden seni takip etmemi istediğinde gelip seninle paylaşmadım mı?
Abdullah, zihninde geriye gitti. Pentalusla samimi olmadığı günlerdi. Martil, Pentalus`tan kendisini takip etmesini istemiş ama o doğruca gelip durumu ona anlatmıştı. Zaten bu olaydan sonra da Pentalus ve
Abdullah samimi olmuşlar, Abdullah`ın ona güveni artmış hatta onu İslam’a davet etmiş o da kabul etmişti. "Tabi ya!" dedi içinden. "Nasıl da düşünemedim!"
Abdullah: Şimdi o gece de Martil mi arkamdan seni yolladı?
Pentalus: (Mahzun bir şekilde) Evet! Biliyorsun kardeşim! Yapmak zorundaydım...
Abdullah: (Pentalus sakinleşsin diye elini omzuna koydu) Biliyorum, yapmak istemeyip de yapmak zorunda bırakıldığımız o kadar şey var ki bu sarayda... Peki, dönüşte Martil`e ne dedin? Mağarada benimle beraber gördüğün yaşlı adamdan bahsettin mi? Hani ona göre, bana sorarsa benim de cevabım hazır olsun.
Pentalus: (Heyecanlı bir çıkışla) Asla! Ne mağaradan ne yaşlı adamdan bahsettim.
Abdullah: Bak bu iyi haber... Ne dedin peki?
Pentalus: Seni dağ yoluna kadar takip ettiğimi, yarı yolda senin beni fark edip yakalamaya çalıştığını ama başaramadığını söyledim. Bana, yüzümü görüp görmediğini sorduğunda ise, yüzümü görmediğini söyledim.
Abdullah, Pentalus`a inandı. Göründüğü kadar doğru söylüyordu. Hem Martil, Pentalus`u Abdulah`ı takip etmesi için görevlendirdiği ilk gün Pentalus her şeyi ona açıkça anlatmıştı. Şimdi de doğru söylüyordu. O gün Martil`den izin alarak bir geceliğine saraydan ayrılmış ve Martil, Pentalus`u ardından yollamıştı. Her şey apaçık ortadaydı. Yaşlı Abid`in korktuğu durum yoktu ortada.
Abdullah ve Pentalus konuşmaya devam ediyorlardı ki, içeri Gardenia`nın nedimesi girdi. "Martil Hazretleri yok mu?" diye sorunca Pentalus "Hayır! Efendim yoklar. Hayırdır?" diye sordu. Nedime ona cevap vermeden dışarı çıktı.
Abdullah: Kim bu kadın?
Pentalus: Balbalis`in eşi Gardenia`nın nedimesi
Nedime koridora çıkıp Balbalis`e Martil`in odasında olmadığını söyleyince Balbalis, kadından kendisini odaya sokmasını istedi. Nedime, Balbalis`in koluna girip Martil`in odasına soktuğunda Abdullah ve Pentalus`un bakışları kapıya dikilmişti. Her ikisi de Balbals`i karşılarında görünce haliyle şaşırdılar. Balbalis, Abdullah`ı odada görünce aradığını bulmanın sevincini yaşadı. Ama o kör rolüne devam etmeliydi. "Abdullah burda mı?" diye sordu Balbalis..
Rolünü o kadar iyi oynuyordu ki, Abdullah bile onun tekrar kör olduğuna inandı. Abdullah ve Pentalus şaşkınlıktan cevap vermeyince
Balbalis; "Abdullah yok mu?" diye tekrar odada boşluğa seslendi.
Abdullah: (Şaşkınlığından kekeleyerek) Bur.. Bur-dayım! Ben Ab..
Abdullah! Buyrun Balbalis Hazretleri! Size nasıl yardımcı olabilirim?
Balbalis: (kolundaki nedimeye döndü) Sen dönebilirsin.
Nedime: (Tereddütle) Ama Efendi Hazretleri...
Balbalis: (Sözünü tamamlamasına izin vermedi) Sana, sen dön diyorsam
dön! Tıpkı sahiben gibisin. Burada işim bitince Abdullah beni odama bırakır. Değil mi Abdullah?
Abdullah: Tabi ki! Ben yardımcı olmaktan sevinirim.
Nedime çaresizce efendisini selamlayıp odadan çıktı.
Balbalis: Abdullah, seninle biraz işim var. Biraz konuşabilir miyiz?
Abdullah: Ne demek efendim. Size nasıl yardımcı olabilirim?
Balbalis durduğu yerde Pentalus`a bakıp sustu. Bu `Başbaşa konuşalım` demekti.
Pentalus da bu mesajı aldığından; "Benim biraz işim var. Bana müsaade!" deyip yan odaya çıktı.
Abdullah, Balbalis`in koluna girip rahat bir yere oturmasına yardımcı oldu.
Abdullah: Efendim, gözleriniz yine mi...?
Balbalis: (İçten bir gülmeyle sözünü kesti) Yok, Abdullah. Merak etme, görüyorum. Ama şimdilik kör rolüme devam ediyorum.
Abdullah: (Edebe aykırı bulduğundan buna niye gerek duyduğunu sormadı ama) Evet! Sadone, bana emrinizi iletti. Bir müddet daha kimsenin görmeye başladığınızı öğrenmesini istememişsiniz. Ben de bu sırrınızı saraydan kimseye açmadım
Balbalis: (Direk konuya girdi) Bak Abdullah! Neden bilmiyorum ama senden başkasına güvenemiyorum. Bana yardımcı olmanı istediğim bazı hususlar var...
Abdullah: (Birden Sadone`yi hatırladı) Sahi Sadone nerde? O niye sizi getirmedi? Hem sizin ona güvendiğinizi sanıyordum.
Balbalis: (İç çekti) Zaten konu da o! Sadone yok ortalarda. İki gündür kayıp...
Abdullah: (Yüzündeki her mimik şaşkınlık girdabına düşmüştü) Nasıl olur? Ben de iki gündür görmedim ama sizin yanınızdadır diye üstelemedim.
Balbalis: Hani Sadone`yi sana yollayıp gözlerimin açıldığını gizli tutmanı sana haber etmiştim...
Abdullah: Evet. Beni koridorlarda bulup emrinizi iletmişti. Hatta bana bu akşam görüşelim dedi. Ben o akşam eve gittiğimden yarın görüşürüz deyip ayrıldık. Sonra da hiç görmedim.
Balbalis: İşte senden dönüp Abdullah`ı tembihledim dedi. Sonra ben de ona `Haydi, koluma gir biraz sarayda gezelim` dedim. Ben görmüyormuşçasına sarayda gezindik. Sonra benim odama geçtik. Hani biliyorsundur, ben kör olunca ailem halimi görüp de üzülmesin diye oda değiştirmiştim
Abdullah: Evet, Sadone bahsetmişti
Balbalis: Odama geçince çok kötü bir şeye şahid olduk... deyip ağlamaya başladı.
Abdullah iyice şaşırdı. Ne diyeceğini, nasıl davranacağını bilemedi. Koskoca Saray Ticaret işleri Veziri, çocuklar gibi ağlıyordu. En iyisi onu bir müddet gözyaşlarıyla başbaşa bırakmak deyip bir şey demeden bekledi.
Balbalis bir ağlıyor bir konuyu anlatmaya çalışıyordu. Öyle hıçkırıklar içinde eşinin kendisini en yakın arkadaşı Saray İstihbarat Veziri Alone ile aldattığına şahid olduklarını, oracıkta bayıldığını, diğer gözlerini açtığında Sadone`nin kayıp olduğunu bir bir anlattı.
Abdullah: Eşinize sormadınız mı Sadone`yi?
Balbalis: Sormaz olur muyum?
Abdullah: Ne dedi?
Balbalis: Benim kör olmamı fırsat bilip mücevherleri de alıp kaçtığını söyledi
Abdullah: (Hiddetle) Yalan! Sadone öyle bir şey yapmaz. Hem o sizin gözlerinizin açıldığını da biliyordu.
Balbalis: Ben de inanmadığım için senden yardım istiyorum ya..!
Abdullah: Eşinizin Sadone`nin başına bir iş getirmesinden korkuyorum.
Balbalis: (Buna hiç ihtimal vermemişti. Haliyle beynine dank edercesine gözlerini Abdullah`a dikti) Öyle mi düşünüyorsun?
Abdullah: Kusura bakmayın ama öyle düşünüyorum evet..! Eşiniz sizi kör bildiği için tek şahid kendi nedimesi ve Sadone oluyor bu durumda. Sizin odanızda nedimenin de olduğu bire zamanda sizi aldatıyorsa demek ki, nedimesi zaten bu işin içinde. Ortada tek tehlike Sadone kalıyor. Peki, siz o olaydan sonra hiç Sadoneyle yalnız kalma imkânına sahip oldunuz mu?
Balbalis: Dedim ya... Ben, Alone`yi uygunsuz vaziyette odamdan çıkarken gördüğümde düşüp bayılmışım. Gözlerimi açtığımda Sadone`yi, sordum kaçtığını söylediler.
Abdullah: Bence mesele böyle gelişti. Sadone`yi siz kendinize gelmeden ortadan kaldırdılar. Sizinle bir an bile geçirse meseleyi size anlatacağı riskini göze almadılar.
Balbalis: İyi de ben meseleyi biliyordum
Abdullah: Eşiniz ve Alone de bildiğinizi biliyorlar mıydı?
Balbalis: Hayır
Abdullah: Bu durumda tek tanık Sadone olmuyor mu?
Balbalis: Eveeeet! Peki, bunu nasıl ispat edeceğiz. Nasıl
kanıtlayacağız. Hem bırak Sadone`yi katlettiklerini, aldatıldığımı bile ispat edemem.
Abdullah: Onu sen bana bırak. Allah`ın izniyle önce Sadone`nin başına ne iş geldiğini öğreneceğim. Sonra hem senin hem de Sadone`ye zarar vermişlerse onun hesabını soracağım. Ama bana yardım etmen lazım.
Balbalis: Yardım mı? Ben mi? Ben buraya sen bana yardım et diye geldim. Dolayısıyla sana değil kendime yardım etmiş olacağım.
Abdullah: İyi o zaman. Gel seninle saray bahçesine çıkalım. Daha rahat konuşuruz.
DEVAM EDECEK
Ziya Çevlik / İnzar Dergisi - Nisan 2012
Ziya Çevlik