Sansar, Saray İstihbarat veziri Alone’nin odasına girip önce tazimde bulundu sonra “Beni emretmişsiniz” dedi.
Alone; “Evet Sansar! Halletmen gereken bir iş var….” deyip Sansar’a yapması gereken işi anlattı. Sansar, savaş esiri olarak yaralı bir halde Alone tarafından zindandan kurtarılmıştı. Alone Sansar’ı görür görmez onda savaşçı ruhu olduğunu anlamıştı. Onu özel yetkileriyle zindandan çıkartmış, yaralarını tedavi ettirmiş ve bu vesileyle kendisine sadık bir hale sokmuştu. Sansar o günden itibaren Alone’nin verdiği isimleri ortadan kaldıran, sorgularda gözünü kırpmadan işkence yapan biri olup çıkmıştı.
Onun için yeni bir isim, yeni bir işten başka bir şey değildi. Kurbanlarının kim olduğu, adlarının ne olduğu, ne suç işledikleri umurunda olmazdı. Ona söylenir, o da gider arkasında iz bırakmadan işini görür gelirdi.
Yine öyle olacaktı. “Emredersiniz” deyip tazimle odadan çıktı Sansar. Alone saraydaki hizmetçileri ve koridor muhafızları başta olmak üzere alt tabaka çalışanlar arasında iyi örgütlenmişti. Bazen saray istihbaratının bir adamını alır boşluk olduğuna inandığı yere kadrolu olarak sokardı bazen de bir mevkide çalışan birini tehdit, şantaj, para gibi şeylerle kazanır istihbarat akışını sağlardı. Saray ulaklarından tutun da saray mutfağına, üst düzey bürokratların hizmetçilerinden tutun da koridor muhafızlarına kadar gücü yettiğince her yere istihbarat için çalışan elemanlar yerleştirmişti. Tabi her istihbarat güvenlik eksenli değildi. İşin için de Alone’nin şahsi ihtirasları da girerdi. Biri ona yan mı çizdi? Hemen onu özel ağa alır, etrafında elamanı yoksa, o kişiye yakın birilerini devşirirdi. Şu ya da bu şekilde o kişi hakkında istihbarat toplar ve illa ki, açıklarını bulurdu. Sonra da bunları krala arz eder, o kişinin gözden düşmesini sağlardı. Sadece intikam değil bazen de üst düzey bürokratları istediği gibi evirip çevirmek için onların açıklarını bulur, sonra kendine resmen köle kılardı.
*** *** *** ***
Sansar koridora çıktığında onu saray ulaklarından biri karşıladı. Ulaklar saray içerisinde diledikleri koridora girip çıkabilirlerdi. Bürokratlar ve yöneticiler arasında haberleşmeyi sağladıklarından dikkat de çekmezlerdi. Ellerinde yetki belgeleriyle gezer, bu belgeye görev kağıdı denirdi. Bazı özel saray mevkilerine bu belgeleri olmadan giremezlerdi.
Sansarı koridorda teslim alan ulak onu Balbalis’in odasına götürme emri almıştı. Ama Balbalis’in odası bahsi geçen görev kağıdı olmadan girilemeyen özel mevkilerdendi. Sansar ve Ulak koridorlarda ilerlerken Balbalis’in eşi Gardenia da Sadone’yi Efendisi Balbalis’in bazı özel eşyalarını taşıması bahanesiyle Balbalis’in odasına götürmüştü. Balbalis ise eşinin Alone’den alıp kendisine verdiği ilaçla hiçbir şeyden habersiz ağır bit uykudaydı.
Balbalis’in hizmetçisi Sadone ile Gardenia Balbalis’in odasına Sansar ve ulakdan önce kavuşmuşlardı. Gardenia onu oyalamak için Balbalis’in özel eşyalarıyla uğraştırırken zavallı Sadone başına geleceklerden habersizdi. Kapı tıklayınca hareketlenen Sadone’yi Gardenia “Sen toplamaya devam et. Kapıya ben bakarım” deyip durdurdu. Gardenia kapıyı açınca karşısında insan azmanı Sansar’ı görünce eti benzi kaçtı. Alone’nin bir katil göndereceğini biliyor olmasına rağmen içinin ürpermesine engel olamadı. Nasıl olabilirdi ki? Sansar iri yarı, yüzü yara izleriyle dolu, kaşları yırtık, hiç kapanmayan dudaklarının arasından görünen dişleri ile insandan bir canavar gibiydi. Sansar Gardenia’nın yolu açmasını bekledi. Gardenia birkaç saniye donakaldıktan sonra kenara verdi kendini. Sansar içeri girerken ulak koridorda gözcü olarak kaldı. Balbalis’in odasında bunlar olurken koridorun başında da bir hareketlenme yaşandı. Saray muhafızlarının tuttuğu koridor başına yanında iki muhafızla gelen ve rütbeli olduğu anlaşılan bir komutan muhafızlara alt koridorlarda gürültüler geldiğini hemen koşup müdahale etmelerini emretti. Muhafızlar aldıkları emir gereği orayı terk etmemeliydiler. Bunun tereddüdünü yaşayınca komutan hiddetle onlara bağırdı “Emrime karşı mı geliyorsunuz? Koşun bir bakın, siz gelene kadar burayı benim muhafızlarım kollar”
Bu emri alan muhafızlar ok gibi koşarak koridor başını boş bıraktılar. Bu da yine Alone’nin işiydi. Zira komutan ve yanındaki iki muhafız Alone’nin emrinde istihbarat için çalışmaktaydı. Görevleri her zamanki gibi Sansar’ın arkasını kollamak ve temizlemekti. Zira, saray gibi bir yerde cinayet işleyip arkasında iz bırakmamak ancak organize olmuş bir ekip işiydi.
*** *** *** ***
Zavallı Sadone arkası kapıya dönük efendisi Balbalis’in eşyaları toparlamakla meşgulken odaya hakim olan sessizlik dikkatini çekmişti. Dönüp arkasına baktığında Sansar’ın üzerine geldiğini gördü. Korkuyla geriye doğru sıçradı. O gerisin geri gittikçe Sansar da üzerine varıyordu. Nihayet Sadone duvara toslayıp durdu. Sansar iki eliyle Sadone’nin boğazını var gücüyle kavradı ve sıkmaya başladı. Sadone önce Sansar’ın bileklerinden sıkıp gevşetmek istedi ama ne mümkün. Sansar’ın çelik gibi bileklerinden kurtulamayacağını anlayan Sadone bu kez var gücüyle bir yumruk attı. Lakin Sansar bu yumruğu hissetmedi bile. Sadone’nin boğazı sıkıldıkça dizleri gevşedi, ayakları kendini taşıyamaz hale geldi. Ağzından hırıltılı sesler halinde bir şeyler duyuldu. “Allah” diyordu. Sadone imansız bir hayatın eşiğinden çıkmış Abdullah sayesinde iman ile tanışıp Rabbini öğrenmişti. Şimdi dini için değil ama bir komplonun kurbanı olarak mazlumen öldürülüyordu. Sonunun geldiğini anlayınca içini latif bir duygu sardı. Abdullah’ın ona anlatıp durduğu yeni ve ebedi hayat işte başlıyordu. Ve o çok sevdiği Rabbine kavuşma anı Sansar boğazını sıktıkça yaklaşıyordu. Sansar bir için Sadone’nin boğazından ellerini çekti. O boşlukta Sadone içine sıkışan nefeslerin tümünü ani bir refleksle dışarı saldı ve “Allah” deyiverdi. Sansar Sadone’nin boğazını bırakıp arkasına çevirdi ve sağ kolunu çenesinin altından geçirip göğsüyle kolu arasında Mengen gibi sıktı. Sağ elinin parmaklarını da var gücüyle Sadone’nin çenesine geçirip ani bir hareketle çevirdi. Sadone’nin boynunu kırmıştı. Sansar kolunu çekip aldığında Sadone bir külçe gibi olduğu yere yığılıp kaldı. Gardenia gelip başında tiksintiyle Sadone’ye baktı. O sırada içeri kafasını uzatıp da işin bittiğini gören ulak da içeri girdi. Sansar göğsünün içinde bir çuval çıkardı. Ulak hemen koşup çuvalı aldı ve ağzını açtı. Sansar da ağzı açılan çuvalın içine Sadone’yi koyup sıkıca bağladılar. Ulak hemen koridor başına gidip göz attı. Kendi adamları yerlerini almıştı. Muhafızlar gelmeden oradan sıvışmaları gerekirdi. Öyle de yaptılar. Her gittikleri yerde önceden hazırlandığı üzere kapılar bir bir onlara açıldı. Böylelikle sarayda kimsenin haberi olmadan adam öldürüp dışarı çıkardılar. Sansar atlı bir arabaya attıkları Sadone’nin cesedini bilinmeyen bir yere götürdü. Gömdü mü, bir uçurumdan atıp vahşi hayvanlara yem mi yaptı, cesedi yaktı mı bilinmez ama failiyle beraber akıbetini de meçhul kıldı.
Sansar Sadone’nin cesedini saray dışına çıkarırken ulak da Alone’ye varıp tekmil verdi. Her şeyin yolunda ve planlandığı gibi gittiğini anlatıp Sadone’nin “Allah” diye bağırdığı bilgisini de atlamadı. Alone bunu duyunca şaşkına döndü. Saraydaki müslümanların listesini tutmuş ama Sadone ismini ilk duyuyordu. Daha doğrusu sözde çok yakın arkadaşı Balbalis’in hizmetçisi olduğunu biliyordu lakin onun da Abdullah ile bağlantısı olduğundan haberi yoktu. Hemen müslümanların içine sokmayı başardığı ajanını çağırtıp Sadone’yi sordu. Ajan; “Efendim Sadone’den haberim olduğu gün hizmetçinizden gelen nottaki emrinize uyarak Abdullah’ı mağaraya kadar takip edip hakkında bilgi topladım. Lakin saraya döndükten sonra hizmetçiliğini yaptığım Efendim ortadan kaybolduğum için beni zindana attırdı. Zindandan da ancak bu sabah çıktım. Hem mağarada topladım bilgiyi hem de Sadone’nin durumunu bu sebeple size vaktinde arz edemedim”
Alone aslında geçerli bir mazeret olmasına rağmen hıncını çıkarırcasına karşısındaki ajana var gücüyle vurup yere serdi; “Aptal! Senin yüzünden…” deyip sustu. Aslında “Senin yüzünden Sadone öldü. Bu bilgiyi erken vermiş olsaydın onu öldürmez konuşturur hatta ajanımız bile yapardık” diyecekti lakin, Sadone cinayetini üstlenmek demek olacağından sustu. “Kalk defol gözümün önünden. Bundan böyle bana anlık bilgi getirecek yanında bekletmeyeceksin”
Ajan daha yerdeyken Gardenia odaya girdi. Gardenia Alone’nin yüzündeki hiddeti fark edip yerde burnundan kanlar akan şahsa baktı; “Sonra geleyim” dedi. Çıkmak için hareketlenmişken Alone; “Hayır! Gel bizim de işimiz bitmişti” dedi ve yerdeki ajana göz ucuyla baktı. Ajan apar topar kalkıp odayı terk etti. Bu ajan, Abdullah’ı mağaraya kadar takip eden kişinin ta kendisiydi.
Alone: Hayırdır Gardenia?
Gardenia: Senin o insan azmanı canavarına bir ödül getirdim
Alone: O ödül kabul etmez.
Gardenia: Benim içimden geldi desem
Alone: Sen yine bir hinlik peşindesin anlaşılan. Çıkar şu dilinin altındaki baklayı
Gardenia: (Şuh bir kahkaha atıp) Ne o? Kıskandın mı?
Alone: Kapımdaki köpekleri kıskanacak kadar alçaldığımı düşünmüyorsun umarım (deyip hoşnutsuzluğunu belli etti)
Gardenia: (Alone alınınca) Şaka yaptım. Şu mücevherleri o adamına vermeni istiyorum. Böylelikle Balbalis’e mücevherlerimi alıp ortadan kaybolduğunu söyleyeceğim. Madem bu mücevherler ortadan kaybolacak bari boşa gitmesin dedim. Düşündüm ve en iyisinin o canavarına vermek olacağı kararına vardım. Neydi adı o canavar kılıklı adamın?
Alone: (Önce Gardenia’nın son sorusuna cevap verdi) Sansar..! (Sonra devam etti) Bak Gardenia! Bu işler senin sandığın gibi yürümez. Ödüllerini verilmesi gerekiyorsa ben veririm. Hem bunlar çok değerli mücevherler değil mi?
Gardenia: (Alaycı bir kahkaha ile) bunları değiştirmenin vakti gelmişti zaten. Balbalis’e yenilerini aldırtabilmem için bunların başına bir iş gelmesi lazım.
Alone: Tamam, anlaşılan bunları almayıncaya kadar senden kurtuluş yok. Yalnız haberin olsun sadece ona değil, bu işte kullandığım bütün adamlarıma pay edeceğim dedi ve mücevherleri aldı. Bu mücevherleri dediği gibi yapı Sadone’yi ortadan kaldıran bütün adamları arasında paylaştırdı.
Saray İstihbarat Veziri olan Alone, bir müddettir Abdullah’tan ve çalışmalarından haberdar olmuştu. Komutan Şerrar mağara etrafında Yaşlı Abid’i yakalamış, sorgulamak üzere saraya götürmek istemişti. Son anda Abdullah gelip “Bu yaşlı adam bizim köylümüzdür” demiş ve Komutan Şerrar’ın elinden kurtarmıştı. Abdullah o gün Şerrar’ı inandırdığını düşünmüştüyse de Şerrar saraya döner dönmez durumu Alone’ye anlatmıştı. Gölgesine bile kuşkuyla yaklaşan Alone de bunu yabana atmamış, Abdullah’ı özel markaja almıştı. Bir müddet sonra da yanılmadığını anlamış, kendince bazı bulgulara rastlamıştı. İlk etapta kral dahil herkesten bu Abdullah’ın durumunu gizlemişti. Eline kesin bilgiler geçince konuyu krala açmış ama kesinlikle aralarında tutulması gereken bir konu olduğuna ikna etmişti. Zira sarayda kimlerin müslüman olduğu bilinmiyordu. Hem Alone’nin deyimiyle siyaset sanatından anlamayan çoğu yöneticiler bu durumu orta yerde konuşacak olursa işin gizliliği kalmayacak, müslümanlar izlerini kaybedecekti. Onun da ince ince ayar verdiği operasyon suya düşecekti. Sihirbaz Martil bile her şeyden habersizdi. Alone özellikle onun duymasını istemiyordu. Zira o, sert yapısıyla direk Abdullah’ın üstüne gidip her şeyi deşifre ederdi. Alone ise daha bıyıkları yeni terlemiş bir genci ele geçirmek suretiyle yetineceği bir operasyon istemiyordu. Ona göre Abdullah’ın arkasında ve sarayın içinde daha derin ve daha üst mevkilerde müslümanlar yani daha büyük avlar vardı. Bu yüzden sadece kralın operasyondan haberi vardı. Kral da sarayında müslümanlar olduğunu duyunca dehşete kapılmıştı. Düşünmeden Alone’ye istediği tüm yetkileri vermiş, etrafındaki güvenliği iki katına çıkarmıştı. Alone arada vakayı olduğundan daha büyütüp kralı korku psikolojisiyle etkisi altına alıyordu.
Neticede bir tarafta elinde müthiş imkanlarla Saray İstihbaratı, diğer tarafta Abdullah’ın öncülüğünde bir avuç müslüman.. Kim kazanacaktı bu savaşı?
(Devam edecek...)
Ziya Çevlik / İnzar Dergisi - Şubat 2012 - 89. Sayı
Ziya Çevlik