İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Şehid Olanlar Allah`ın En Sevgili Kullarıdır Hendek Sahipler 26

2012-01-15
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Balbalis`in eşi Gardenia, kocasına yakalanmış olmanın heyecanı ile ne yapacağını bilemez halde bocaladı. Kocasının kör olduğunu hatırlamış olmalı ki, rahatladı biraz. Sonra kocasının kendisini görmüyor olmasının rahatlığıyla sahte tavırlara bürünüp &`;Oo! Kocacığım gelmiş” diyerek ...

Balbalis’in eşi Gardenia, kocasına yakalanmış olmanın heyecanı ile ne yapacağını bilemez halde bocaladı. Kocasının kör olduğunu hatırlamış olmalı ki, rahatladı biraz. Sonra kocasının kendisini görmüyor olmasının rahatlığıyla sahte tavırlara bürünüp “Oo! Kocacığım gelmiş” diyerek Balbalis’in koluna giren hizmetçisi Sadone’nin elini düşürüp kendi elini Balbalis’in dirseğinin hemen üstünden geçirdi ve onu koltuklardan birine oturttu. Sonra da “Burada bekle hemen geliyorum” deyip Sadone’ye yöneldi. Gardenia’nın emriyle hizmetçi kadın içecek bir şeyler ve kocaman bir tabakta envai türlü meyveler getirip Balbalis’in önüne bıraktı.

Gardenia ise Sadone’yi kolundan tutup koridora çıkardı. Sadone çocukluğundan beri Balbalis’in hizmetindeydi. Ona içten bağlılık duyuyordu. Gardenia da bunu iyi bildiğinden onu susturmak gerektiğine inandı.

Koridora çıkar çıkmaz Sadone’yi duvara yapıştıran Gardenia; “Burada gördüklerini bir yerde konuşacak olursan, hele kocama bahsedecek olursan dilini koparırım”

Sadone boğazını sıkan ellerden iyice duvara sıkışmış, korku ve hayret dolan gözleri dışarı fırlamıştı. Üstelik daha gördüğü bir şey de yoktu. Neden bahsediyordu bu kadın?

Aslında suçüstü yakalanan Gardenia paniklediğinden kendini ele veriyordu.

Mesele birazdan anlaşılacaktı.

Gardenia Sadone’nin boğazını sıkan ellerini gevşetti. Gevşeyen sadece elleri olmamıştı. Dilini de gevşeterek “Bak Sadone! Ağzını kapalı tutmayı öğrenirsen seni altına boğarım. Bu saatten sonra o kör efendinden sana bir hayır da gelmez. Sana ömür boyu yetecek bir servet verir seni azade ederim. Balbalis’i ben ikna ederim. Yerine Ona hizmet edecek başka birini bulurum. Ne dersin?”

Sadone’nin kanı donmuştu. Korkuyordu. Korkmakta haklıydı da.. Bu kadının ne iblis biri olduğunu, ne kötülükler yapabileceğini iyi biliyordu. Boğazında düğümlenen kelimeler anlamlı anlamsız hırıltılar olarak çıktı; “Hı, hı”

Gardenia sinsice sırıtarak “Sen hep akıllı bir hizmetçi oldun. Haydi, şimdi içeri, efendinin yanına geç”

Sadone bir akrebin kıskacından kurtulmuşçasına kendini odaya attı. Balbalis’in ise kafası allak bullak olmuştu. Karısının, o, odaya girince paniklemesi, hizmetçisi Sadone’yi kolundan tutup dışarı çıkarması, Sadone’nin rengi benzi sararmış bir halde geri gelmesi… Bunlar karşısında evhamlanmamak için ancak kör olmak lazımdı. Ama o siyaset yolunu tutup her şeyi anlayıncaya kadar beklemeyi tercih etti.
Balbalis’in eşi, Sadone’nin arkasından girip salonun sol tarafında bulunan ve girişi şeffaf perdelerle kapatılmış odaya girdi. Odada onu kan ter içinde bekleyen bir adam vardı. Bu kişi Saray İstihbarat Veziri Alone’den başkası değildi. Alone sözde Balbalis’in en yakın ve samimi arkadaşıydı.

Gardenia odaya girince duvara sırtını vererek saklanmaya çalışan Alone’ye fısıldayarak “Haydi ortalık sakinken çık odadan” dedi. Alone bir fare gibi perdenin arkasından çıkarak oda boyunca duvarın dibinden sürtüne sürtüne kapıya kadar gitti. Farelerin özelliklerinden biridir; Fareler asla ortalardan gitmez. Hep kenarlardan, duvar diplerinden sıvışır.

Balbalis kendi odasından çıkan Alone’yi görünce kalbi yırtılırcasına sancıdı. Dehşetle ayağa ayağa kalktı. Bu kalkışı haliyle herkesi ürküttü. Özellikle eşi Gardenia ve Alone korkudan yerlerinde kalakaldılar. Balbalis’in kör olması onları o ana kadar rahatlatan tek şeydi. Acaba görüyor muydu? Ya değilse bu dehşetle kalkışı neyin nesiydi?
Balbalis ayağa kalkmış ama daha tek kelime edemeden olduğu yere yığılıp kalmıştı. Onun yere yığılmasıyla Gardenia kapıda dona kalan Alone’ye koşup “Ne bekliyorsun hala? Çık git” deyip kapıyı kendi eliyle açarak odadan çıkardı. Sonra kocası Balbalis’e dönüp başucuna çöktü. Sadone’yi kenara iterek kocasını ayıltmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Balbalis’in bünyesi gördüğü manzarayı kaldıramamıştı. Ayılacak gibi de değildi. Kim bilir o gün tıbben ismi konulamayan bir kalp krizi veya beyin kanaması geçiriyordu. Gardenia hemen koridora koşup muhafız istedi. Kendi hizmetçisini de saray hekimlerine yolladı. İçeri giren birkaç muhafız ve Sadone baygın haldeki Balbalis’i odaya, yatağına taşıdılar. Gardenia Sadone’ye dışarı çıkmasını söyledi. Sadone Efendisini bırakmakta tereddüt edince Gardenia’nın hışmına uğradı.
Sadone koridora çıkıp kapı önünde beklemeye başladı. Az sonra iki tane aksakallı saray hekimi gelip odaya girdi. Onlar da doğal olarak ne olduğunu anlayamadılar. Bir iksir içirip gittiler. Balbalis hala bir meyt gibi derin uykudaydı. Gardenia hizmetçisini sıkı sıkı tembihleyip yanından ayrılmamasını salık verdi ve odadan çıktı. Sadone’yi kapıda görünce umursamadan yoluna devam etti. Doğruca Saray İstihbarat Veziri Alone’nin odasına vardı. Alone’nin hizmetçisi onu görmeye alışkın bir edayla doğruca efendisinin yanına aldı. Alone karşısında Gardenia’yı görünce “Ne oldu?” diye sordu.

Gardenia: Bişey olduğu yok. Ölü gibi yatıyor, hala kendine gelmedi. O körden bir sorun çıkmaz. Sen hizmetçisiyle ilgilen
Alone: (İlgilenmenin ne anlama geldiğini anlamıştı) Ondan sorun çıkmasını bekliyor musun? Neticede bir hizmetçi parçası. İki kırbaç, iki gümüş para, dilini ömür boyu tutmasını sağlar.

Gardenia: Onu tanımazsın sen! Balbalis’e çok bağlıdır. Sen ilgilenmezsen ben ilgilenirim ona göre
Alone: Yok, Yok! Senin işin değil. Ben hallederim. Sen git onu da merak etme

Gardenia: Hallederim değil! Hemen bu işi bitirmelisin

Alone: Şimdi mi?

Gardenia: Evet, şimdi.

Alone: Senden korkulur kadın! O halde şöyle yapalım sen odana dön.

Hizmetçim Balbalis’in durumunu sormaya gelince sen Sadone’yi bir bahaneyle Balbalis’in çekildiği yeni odasına götür. Orda ona bir karşılama töreni hazırlatacağım.

Gardenia “Tamam” deyip çıkarken Alone Gardenia’yı kolundan çekip eline bir şişe tutuşturdu.

Gardenia: Bu ne?

Alone: Birkaç damlasını kocana içir

Gardenia anlamaya çalışan gözlerle Alone’ye bakınca

Alone: Yok sandığın şey değil. Onu sabaha kadar uyutacak bir ilaç sadece. Hizmetçisini hallederken onun engel olmasını istemeyiz değil mi?

Gardenia zehir olmadığına inanmıştı. Şişeyi alıp doğruca odasına koştu. Onun arkasından Alone kendi hizmetçisine seslendi. Alone’nin hizmetçisi, Gardenia her geldiğinde onları baş başa bırakmak için daha kendisine söylemeden dışarı çıkar, kapının önünde nöbetlerini tutardı. Gardenia çıktıktan sonra efendisinin kendisine seslendiğini duyan hizmetçi odaya girip tazimde bulundu. Alone; “Bana Sansarı çağır, tez gelsin” dedi. Hizmetçi iki büklüm odadan çıktı. Sansara iş düşmüşse kan kokusu da yakın olurdu…

*** *** *** ***
Abdullah yüzünü gördüğü kişinin kendisini niye mağaranın ağzına kadar takip ettiğini çok merak ediyordu. Yaşlı Abidin bilgeliğine inandığından cevabını onda bulacağına inanmış, ama o da cevap vermekten ziyade saraydaki inananları tek tek sorgulayıp, şüphelendiği bir şeyler olup olmadığını sorguladı. Abdullah’ın anlattığına göre o ana kadar sarayda şüphelenecek bir durum olmamıştı. Gayet gizli ve kimseye hissettirmeden faaliyetlerini yürütmüşlerdi. Yaşlı Abid daha çok toy olan Abdullah’a tebessüm edip “Bir yerlerde bir açık var. Bundan emin olabilirsin. Ama neticede sen de insansın, hissetmemen çok doğal. Biz bundan sonra yapacaklarımıza bakalım”

Abdullah, Yaşlı Abidin yüzüne bakıp ne demek istediğini anlamaya çalıştı.

Yaşlı Abid her zamanki gibi daha o sormadan devamını getirdi; “Bundan sonra saray senin için çok tehlikeli olabilir. En azından bir müddet bekle görelim ne olacak? Ondan sonra karara bağlarız.”

Abdullah: İyi de ben saraya gitmeyeceksem ne olacağını nasıl anlayacağız?

Yaşlı Abid: Saraydakiler evini, köyünü biliyorlar değil mi?

Abdullah duyduklarının anladığı manaya gelmesini istememecesine dudaklarını titretti; “Na.. Nasıl yani”

Yaşlı Abid, karşısındaki düzenin ne zalim olduğunu biliyordu da bunu Abdullah’a nasıl anlatacaktı?

Şefkatli gözlerle Abdullah’a baktı; “Bak Abdullah! Şayet senin durumundan sarayın haberi olmuşsa ve seni bulamayacak olurlarsa yapacakları ilk iş köyüne gitmek olacaktır.”

Abdullah: (Lafın nereye varacağı korkusuyla) İyi de beni köyde de bulamazlarsa..

Yaşlı Abid: Peki seni köyde bulamayınca öylece çekip gideceklerini mi sanıyorsun?

Abdullah: O zaman ben de onların aileme zarar vermelerini beklemeden saraya giderim. Bir bildikleri varsa kozlarını benle paylaşırlar. Yoksa biz de işin içyüzünü öğrenmiş oluruz.

Yaşlı Abid: Bilemiyorum. İçim öylece gidip kendini onlara teslim etmene rıza göstermiyor. Ama sana aileni ateşe de at diyemem.. Hem sence durumunu öğrenmişlerse nerde açık vermiş olabilirsiniz? Şu gözleri açılan Balbalis sence durumunuzu açığa vurmuş olabilir mi?

Abdullah: Bilmiyorum. Olabilir. Ama bu beni buraya kadar takip eden şahsı açıklar mı? Neden beni buraya kadar takip etti. Neden onu fark edince panikleyip kaçtı? Hem kim bilir belki de sadece meraktandır. Çünkü ben senden bahsetmeden beni eğiten biri olduğunu söylemişti. Belki de seni merak etmiştir.. Bilmiyorum. Tüm bunları öğrenmenin tek yolu var: Saraya Gitmek!

Abdullah kararını vermişti. Son sözcükle beraber ayağa kalktı; “Ne olur! Bana müsaade et de gideyim.”

Yaşlı Abid kendine yalvarır gözlerle bakan Abdullah’a baktı. Galiba bu kararlı genci ikna edemeyecekti. O da ayağa kalktı; “Bak Abdullah! Sana bahsetmiş miydim? O zalimler benim bir torunumu öldürdüler. Sende hep onu gördüm. Seni hep onun gibi sevdim. Şunu bilmeni isterim ki, bu yaşlı yüreğim seni kaybetmeye dayanamaz. Dualarım seninle olacak ve sen dönünceye kadar bu mağarada seni bekliyor olacağım. Şayet senin durumunu öğrenmişlerse sana çok yüklenecekler. Onlara sakın benden bahsetme! Haydi, kalk ve yola koyul! Allah yardımcın olsun.” (Devam edecek...)

Ziya Çevlik / İnzar Dergisi - Ocak 2012 - 88. Sayı
 


Ziya Çevlik

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS