Sınırları aşan bir davada, hakka adanmış bir ömürdü seninki… Gâh Cafer’ce yiğitçe çarpıştın asrın meydanlarında. Gâh bir çığlık oldun günümüz zalimlerine, bir feryat oldun asrın nemrudlarına, direndin, dirildin ve dirilttin ölü kalpleri. Adın destan oldu dillere, cesaretin bir helbest. Korku imparatorluklarını devirdin tek tek, sütun sütun, kale kale. Sarstın zalimlerin tahtını Hubeyb’çe, Ammar’ca ve de Selman’ca…
Sevdan aldı bizi bizden götürdü asrısaadetlere. Yeniden bildik Caferleri, Musabları ve Hamzaları. Tekrar tanıdık Ebubekir, Ömer ve Osmanları. Asırlar sonrasında yine yaşadık Bedirleri, Hendekleri ve de Hayberleri… Seninle bildik hakkın hakikatini Ey şehid. Senle tanıdık korkunun kullarını, zillet kurbanlarını, nefsin mahkûmlarını… Tarihe sıkışmış bir nuru taşıdın yurdumun topraklarına. Ocağın zemheriri eridi kanının sıcaklığıyla. Buzdan heykeller devrildi güneşinin hararetiyle… Seni anlamayanlar yıllar sonra kavradı yüreğinin derdini. Düşmanın bile anladı sevdanın güzelliğini.
Kanın diriltti toprak altında yıllarca gizlenen tohumları. Neşv u nema buldu laleler, sümbüller ve de kardelenler. Renk renk açtı yediverenler, menekşeler ve de zambaklar. Yıllar süren hasretin hayat buldu nazenin çiçeklerinle… Ne de nazlı büyütmüştün çiçeklerini, ne de özen göstermiştin güllerine. Ne de yüreğin titrerdi erlerine. Ne de çok âşık olmuştun neferlerine. Hasret miydi seninki yoksa özlem mi yirmi yıl boyunca duyduğun kahraman tabilerine… Sana müjdeler olsun ey can. Bak her yerde sevdan haykırılıyor. Artık milyonlar yekvücut olmuş, yüreğindeki sevdayı taşıyor. Şehadetin kutlu olsun ey şehid… Bugün rehberliğin tescilleniyor…
Tarihi seninle anladık Ey Can! Senle anladık inancın gücünü. Hayatı izzet ile yaşamayı, bir ömür boyu hakka adanarak hayat sürmeyi gösterdin bize. Dostlarla imtihanı bildik ardınca. Yalnızlığı, terk edilmişliği kavradık senden sonra. İşte o zaman senin gibi biz de müptela olduk yarların yârine. Hayatın zorluğunu ve yüreğindeki sevdayı, davayı: Nursi’nin düşerken burçlardan feryadını yeniden duyduk senin sesinle… Hüseynin Kerbela’daki sevdasını, Musab’ın Uhud meydanındaki aşkını tanıttın bize. Cennetin kılıçların gölgesine gizlendiğini kavrattın ey can şehadetinle… Soğuk dehlizlerdeki zincir şakırtılarının saray debdebelerinin korkulu rüyası olduğunu anlattın durdun. Muhaceret kaçmak değil; müminlerin, baş eğmezlerin güç yetiremeyince teslim olmayışlarıdır derdin. Mücadelenin uzmanlık isteyen bir iş olduğunu, hatadan dönmenin faziletini, kaynağı keşfedilemeyen tespit veya yanlış tespitlerin havanda su dövmek anlamına geldiğini belirtin Ey Can. Sorunları sürüncemeye bırakmamayı, inisiyatifi doğru anlamayı, gücün mantığını kavramayı kısaca dava adamlığını bildik seninle…
İslam’ın galibiyet ve mağlubiyete getirdiği yorumu, mücadelenin tarihe has olmadığını, siyerin insaniyeti vahye uydurma projesi olduğunu kavradık senle… Mücadelemiz insanları namaza kaldıran sabah ezanı gibidir. Karanlığı aydınlığa, geceyi sabaha çeviren olaylar vardır. Bizim mücadelemiz de Müslümanları gafletten uyandıran, onları şuurlandıran bir misyona sahiptir sözlerinle hedefi belirliyordun. Sükûtun heybetini, isarın izzetini ve hakkın şerefini anladık senle…
Sen bir nimettin dostlarına, bir azap oldun düşmanlarına… Mücadele senle anlaşıldı Ey Can. Hakikatler senle izhar oldu. Meğer yol uzun, süreçler meşakkatliymiş. Bu yolda en iyileri feda etmek gerekirmiş. Bunu kanınla yazdın Ey Can. En iyiler kurban oldu bu yola. Şahadetin kutlu olsun Ey Şehid… Attığın tohum serpiliyor, özlemlediğin canlar asra damga vuruyor.
Sessizlerin sesi oldun yiğidim, suskunların sedası… Yüreklere hapsedilmiş sevdaları taşıdın dört yana durmadan dinlenmeden. Ardınca baharlar gelmeye başladı. Güneşin nurdan huzmeleri indi yurdumun sokaklarına. Yankı buldu çağrın çağrılar ile. Çağrılar Rehber oldu umut oldu ümmete. Ve bir ses yükseldi “Heyhate minez-zille”.
Gâh Metin Yüksel oldun; şehadetin nesiller üstü çağrısını taşıdın tüm nesillere ve çağlara… Gâh Şeyh Said’tin meydan okudun darağaçlarına. Gâh İskilipli Atıftın kurban olmayı seçtin Kuran’a… Şeyhmus Durgun oldun ölümü ölümsüzlük olarak tescilledin memleketimde… Bir Selami oldun aştı sevdan küfrün sınırlarını… Bir Şikaki, bir Benna, bir Musaviydin can verdin şehadet ile yeryüzünün damarlarına.
Şehadetin kutlu olsun Ey Şehid! Dökülen kanın hayat bahşediyor yurduma arşın arşın. Diriliyor İstanbul’um, Amed’im, Serhad’ım ve Botan’ım. Can buluyor Urfa’m, Siirt’im, Mardin’im. Hayat buluyor Bursa’m, Antalya’m, İzmir’im. Şeref buluyor Batman, Kızıltepe’m, Silvan’ım… İzzetleniyor karış karış yurdum şehitlerin davasıyla… İzzet buluyor ümmet hareket ile, mücadele ile, sabır ve sebat ile…
Yüzyıllardır toprağıma atılan fitne tohumları çürüyor. Fesat damarları kuruyor. Bak buzdan dağlar ne de güzel eriyor. Bahar gelmiş vatanıma Ey Şehid! Hayat damarları yeniden can buluyor. Bak Azizim! Gençler âşık aşkına ve yine milyonlar var sevdalanmış sevdana. Daha nice erler var namzed olmuş asker olmaya Şeyh Saidlere, İskiliplililere, Nursilerilere. Nice yiğit saf bağlamış ardınca Yüce İslam şehidlerine. Şehadetin kutlu olsun Ey Şehid. Kışlar bitti artık, nur dolu bir bahar geliyor.
Sen ey şehid özlemin var içimde, gelebilsem bende günün birinde
Makamına bir tekbirle dilimde, yürek yakan hasretindir içimde…
Zülfikar Fırat / İnzar Dergisi - Ocak 2012 - 88. Sayı
Zülfikar Fırat