İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

ŞEHADET MAKAMININ DÜNYA VE AHİRET BAKIMINDAN YÜCELİĞİ

2022-02-18
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِى سَبِيلِ اللهِ اَمْوَاتًا بَلْ اَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ فَرِحِينَ بِمَا اَتَيهُمُ اللهُ مِنْ فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ اَلاَّ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللهِ وَفَضْلٍ وَاَنَّ اللهَ لاَ يُضِيعُ اَجْرَ الْمُؤْمِنِينَ "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilâkis onlar diridirler! Allah'ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri nimetlerle sevinçli bir halde Rableri katında rızıklara nail olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan kardeşlerine de hiçbir keder ve korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler. Onlar Allah'tan olan bir nimeti, bolluğu ve Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelerler." (Al-i İmran, 169-171) Demek ki şehid olmak, hakikatte ölmek değil, bizim farkına varamadığımız, ne şekilde gerçekleştiğini anlayamadığımız bir keyfiyet içinde mutlu bir hayata devam etmektir. Dünyanın darlığından kurtulup Rabbinin huzuruna varmak ve yüce dergâha konuk olmaktır. Bundan dolayı Allah'u Teâlâ, şehid kulları hakkında "ölü" denilmemesini emretmektedir. Şehadet mertebesi, bir mümin için bu dünyada ulaşılabilecek en son ve en ulvi bir makamdır. Bu dünyada tüm ehl-i iman ve vicdan onu iyilikle anmakta, hak davası uğrunda gösterdiği üstün fedakârlıklarını tekrar tekrar anlatmakta ve yıllar boyu, hatta asırlar boyu hep hayır dualarıyla yad etmekte, onlara özenmekte ve güzel meziyetlerini örnek almaktadırlar. Bir bakıma davalarını kanlarıyla suladıkları için davalarıyla yaşamaktadırlar. Ahiretteki makamları ise, Rablarının en güzel mekanlarda ağırladığı seçkin konukları olma payesidir. Şehid, cennetteki makamın ulviliğini ve az bir çabayla kazandığı bu mükâfatın büyüklüğünü görünce dünyaya tekrar dönüp Allah yolunda savaşarak defalarca şehid olmayı arzu edip durmaktadır. İşte büyük kurtuluş ve ebedi mutluluk budur: "Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, Allah'ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün her şeyden daha hayırlıdır." (Al-i İmran, 157) Allah yolunda cihada çıkanların bir kısmı ganimet elde etmek için çıkarlar, ama bundan daha pahalısını arayanlar da var; canlarını vererek şehit olmayı isterler. Şehadet yüce bir makam ve pahalı bir değerdir. Ona nail olmak için her şeyden daha çok sevdiği canını vermekle ancak ulaşılır. O halde ona talip olanlar bu değeri ödemeye hazır olsunlar. Sa'd bin Ebi Vakkas (r a), şöyle bir olayı anlatır: "Rasulüllah sallallahu aleyhi vesellem, bize namaz kıldırırken adamın biri geldi. Safa girince: "Allah'ım, bana salih kullarına verdiğin mertebenin en faziletlisini nasip eyle!" diye dua etti. Rasulüllah sallallahu aleyhi vesellem, namazı bitirince: "Az önce dua eden kimdi?" diye sordu. O zat: "Bendim ya Rasulallah!" dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi vesellem: "Öyleyse atın çökertilecek ve Allah yolunda şehid olacaksın" buyurdu. (Hâkim, I, 325/748) Peygamberimiz, sallallahu aleyhi vesellem, ashabından bazılarının şehadetlerini önceden müjdelediği gibi, savaşa giderken hakkında Allah'tan rahmet ve mağfiret dileyip dua buyurduğu ashabı da şehadet rütbesine nail olmuşlardır. Nitekim Âmir bin Ekva'a da aynı şekilde dua buyurmuş ve kısa bir müddet sonra, Hayber'de şehid düşmüştü. Evet, derecelerin en yücesine talip olmak, şehadeti istemek demektir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin dualarındaki mağfiret talebinin, şehid olmak şeklinde tecelli etmesi, şehadet mertebesinin ne kadar ulvi bir makam olduğunun diğer bir kanıtıdır. Onun duasının bu şekilde neticelendiğini gören Ashabı da bu duaları şehitlik müjdesi olarak telakki etmişlerdir. Ebu Katade'den (ra) rivayet edildiğine göre, bir gün peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem Ashab arasında ayağa kalktı ve: "Allah'a iman ettikten sonra O'nun yolunda cihad etmek, amellerin en faziletlisidir" diye hatırlatması üzerine bir adam ayağa kalkıp şunu sordu: Ya Rasulallah! Şayet Allah yolunda öldürülürsem, bu benim günahlarıma kefaret olur mu?" diye sordu. Rasulüllah: "Evet, şayet sen sabrederek, ecrini sadece Allah'tan bekleyerek, cepheden kaçmaksızın düşmana karşı koyup Allah yolunda öldürülürsen, günahlarına kefaret olur. Ancak borçların bunun dışındadır. Bunu bana Cibril söyledi, buyurdu." (Müslim, İmaret, 117) Bir gün peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, şehitlerin ahirette nail olacağı nimetleri anlatırken ashabına şöyle buyurdu: "Bu gece rüyamda iki adam gördüm. Yanıma gelip beni bir ağaca çıkardılar, sonra ihtişamda benzeri görülmemiş bir ev gösterdiler, sonra da bana: "Bu eşsiz ev, şehitler sarayıdır" dediler." (Buhari, Cenaiz, 93) Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, ashabından şehid olanlarla çok yakından alakadar olmuş, onlara hususi bir ihtimam göstermiş, onların cennette olduklarını müjdelemiştir. Böylelikle hem şehit yakınlarını güzel müjdelerle teselli etmiş hem de ashabını şehadet makamına özendirerek teşvik etmiştir. İşte bu anlamda bir şehid ailesinden olan Cabir bin Abdullah (ra), şöyle der: "Uhud günü şehid olan babam Abdullah bin Amr'ın, müsle yapılmış (kulakları, burun ve dudakları kesilmiş, gözleri oyulmuş ve karnı deşilmiş vaziyette) cesedi getirilip Rasulüllah'ın önüne konuldu. Yüzünü açmak üzere yanaştım. Fakat oradaki topluluk, üzülmeyeyim diye, bana mâni oldular. Bunun üzerine Rasulüllah sallallahu aleyhi vesellem, teselli dolu sözlerle: "Şu an melekler ara vermeksizin onu kanatlarıyla gölgelendiriyorlar" buyurdu." (Buhari, Müslim, Fezâilu'l-Sahabe 129-130) Yine Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, Allahu Teâlâ'nın şehadet esnasında şehit kullarına gösterdiği kolaylığı şöyle ifade buyurur: "Sizden biriniz, karınca ısırmasından ne kadar bir acı duyuyorsa, şehid olan kimse de ölüm anında ancak o kadarcık bir acı duyar." (Tirmizi ve Nesai) Şehitlerin faziletiyle alakalı birçok ayet-i kerime ve hadis-i şerif vardır. Hepsini burada sayıp dökmemiz mümkün değildir. ama şunu söyleyebiliriz. Kıyamet günü şehitler, vücutlarından henüz yeni yaralanmışçasına akan taze kan ve bu kanlardan etrafa yayılan misk gibi güzel bir koku ile tanınırlar. İnsanlar onların fazilet ve şereflerine şahitlik ederler. İşte bu sebepledir ki, şehitlerin mübarek kanı ve cenazesi yıkanmaz. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, ashabını sadece şehadete teşvik etmemiş, aynı zamanda onlara örnek olmak için kendisi de bunu içten arzulamıştır. Bu duygularını bir hadis-i şeriflerinde şöyle dile getirmişlerdir: "Eğer ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, hiçbir seriyyeden geri kalmaz, hepsine katılırdım. Allah yolunda şehid olmak, sonra diriltilmek tekrar şehid olmak yine diriltilip tekrar şehid olmak isterdim." (Müslim, İmaret, 103, 107) Sahabe-i Kiram, Rasulüllah sallallahu aleyhi veselleme, şehitlerin kıyamete kadarki zaman diliminde nasıl bir hayat yaşadıklarını sorunca şöyle cevap buyurmuştur: "Onların ruhları yeşil kuşların kursağında cennetin her yerini dolaşır. Bu kuşların Arş'ta asılı kandilleri vardır. Cennette istedikleri gibi gezip dolaşırlar, sonra dönüp kandillerine konarlar. Rableri onlara bir nazar eder ve şöyle buyurur: "Bir şey arzuluyor musunuz?" Şehitler: "Daha ne isteyelim! Cennette istediğimizi yiyip içiyor, gezip tozuyoruz, çok güzel bir hayat sürdürüyoruz" derler. Rabbleri bir daha sorunca: "tekrar şehit olmak için bizi dünyaya gönder" derler. Allah (cc); “Bu imkansızdır. Yoksa imtihan sırrı bozulur" diye ferman buyurur. (Müslim, İmaret, 121) "Cennete giren hiç kimse dünyaya geri dönmek istemez. Zira yeryüzünde bulunan her şeyin en güzeli, hatta hayal bile edemediği güzel nimetler orada vardır. Ancak şehitler müstesna, çünkü onlar, şehadet mertebesinin yüksekliğini gördüğünde, dünyaya on kere dönüp her seferinde öldürülerek tekrar şehid düşmeyi isterler." (Buhari, Cihad) Şehitler için en büyük paye makamlarının, peygamberler ve sıddıklardan hemen sonra zikredilmesidir. Peygamberler, sadece peygamberlik mertebesi ile onlardan farklı olabilirler. Ama şehitler bazı hususlarda peygamberlerden de farklı olabilirler. Mesela peygamber -eğer şehit olmamışsa- mutlaka her yaptığından sorgulanacaktır. Şehitler ise kul hakkı dışında hiçbir şeyden sorgulanmayacaktır. Allah şehitlere bütün haklarını affeder. Kul hakkına gelince; bu kadar sevap ve ikrama nail olmasına rağmen, üzerinde kul hakkı durur, hak sahibine hakkı verilmedikçe veyahut o kimse, şehide hakkını helal etmedikçe bağışlanmaz. O hak ondan bir şekilde tahsil edilecektir. Belki Allah'u Teâla hak sahibine cennette bir derece gösterir de onu görünce hakkından vazgeçer. "Şehidin Allah katında yedi özelliği vardır: 1) Kanının ilk damlası yere düştüğünde kul hakkı hariç tüm günahları affedilir, 2) Ruhunu verir vermez cennetteki yerini görür, 3) Ona iman ve ikram elbisesi giydirilir, 4) Kabir azabından kurtulur, Kıyametin korkunç halinden emin olur, 5) Başına yakuttan vakar tacı konur, 6) Yetmiş iki huri ile evlendirilir, 7) Akrabasından azabı hakketmiş yetmiş kişiye şefaat eder." (Kenzü'l-ummal, hadis no: 11132) Sonuç olarak şehadet, peygamberlerin bile gıpta ettiği yüce bir mertebedir. Allah'tan onu arzulamakla birlikte yolunun üzerinde bulunmak önemlidir. Arzusunda samimi olanlara evlerinde ölseler de Allah onlara şehadet ecrini verecektir. Mevla cümlemizi niyetinde ve amelinde samimi olarak şehadet yolunu izleyenlerden eylesin.
Mehmet Şenlik

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS