İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

“Sana Dağlardan Soruyorlar”

2021-10-05
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Diyelim ki dağlar hakkında soru soran sizin çocuğunuzdur. Artık siz çocuğunuzun seviyesine göre dağlar hakkında bildiğiniz şeyleri anlatacaksınız, belki en yakınınızdaki dağlardan, tepelerden örnekler vereceksiniz. Dağlar hakkında soru sorulan kişi eğer bir coğrafya öğretmeniyse yeryüzünün tamamından, denizlerden, okyanuslardan, çöllerden, ovalardan başlayarak sözü dağlara getirecek; sıra dağları, volkanları, kısaca bu konuda öğrendiği şeyleri aktaracak size. Eğer bu soruyu bir jeoloji mühendisine sormuşsanız yer kürenin nasıl oluştuğundan başlayacak, sözü yeryüzünün tabakalarına getirecek, bu konuda şu ana kadar bilimin elde ettiği her şeyin özetini çıkaracak size. Yok, eğer bu soru bir peygambere sorulmuşsa… Tâhâ Suresindeki “Sana dağlardan soruyorlar” ayet-i kerimesi beni her okuduğumda düşündürmüştür. Aslında bu soru Peygamber Aleyhisselam’a sorulmuş gibi fakat cevabını Allah Teala vermektedir; “De ki, Rabbim onları un ufak edecek, savuracaktır.” “Yerlerini dümdüz edip bomboş bırakacak.” “Orada artık ne bir kıvrım, ne bir tümsek görürsün.” “O gün herkes o çağrıcıya uyar, ondan kaçıp kurtulma imkânı yoktur. Rahman’ın heybetinden bütün sesler kısılmıştır, nefes hışırtısından başka bir şey duyamazsın.” “O gün –Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseler müstesna- şefaatin bir yararı olmaz….” Taha 105-111) Daha ayetleri okumaya, yani kıyamet sahnesini izlemeye devam edebilirsiniz. Dağlar hakkındaki bu soruya verilen cevaplar üzerinde biraz düşünelim. Babanın, coğrafya öğretmeninin ve jeoloğun verdiği cevapların hepsi de doğru olabilir. Bu kişiler bildikleri, öğrendikleri ve bugüne kadar kendilerine ulaşan bilgileri bize aktarmışlardır. Fakat bu insanlar bu yolla öğrenecekleri bilgilerin zirvesine kadar ulaşsalar da dağların bir gün savrulup toz duman, un ufak olacağını söyleyemeyeceklerdir. Çünkü orası nübüvvete aittir, o alan vahyin alanıdır. Vahyin alanı ise Gayb’dır. Peygamberlerin en önemli özellikleri ise, vahye muhatap olmaları, Allah’ın kendilerine bildirdiği gaybî haberleri bize aktarmaktır. Ve biz müminlerin yaptığı da söz konusu bu gayba iman etmektir. Dikkat ediniz, zaten iman gaybadır. “Ellezîne yü’minûne bilgaybı” İman ettiğimiz her şey gayptır. Allah Teala bizim için gayptır, melekler gayptır, kıyamet ve yeniden diriliş gayptır, mahşer gayptır, cennet gayptır, cehennem gayptır. Hatta peygamberlerin peygamberliği de gayptır, hiç kimse vahiy getiren Cebrail’i görmemiştir, sesini duymamıştır. Peygamber Aleyhisselam bize bir şeyler söylemiş biz de ona inanmışızdır. Zaten bu şekilde gayba iman ettiğimiz için karşılığını alacağız. Hani bütün peygamberler Beşîr ve Nezîr, yani Müjdeleyici ve Uyarıcı ya, işte müjdeledikleri ne varsa hepsi bizim için gayptır, uyarıp korkuttukları ne varsa yine bizim için gayptır. Buradan şöyle bir neticeye de varabiliriz. İman ettiğimiz gaybı bilimle ispat etmeye çalışmak boşuna bir uğraştır. Çünkü siz eğer gayba ait bir şeyi bilimle, laboratuvarda ispat ederseniz o gayp olmaktan çıkar, dolayısıyla iman konusu olmaktan da çıkar. Bir başka şey, söz konusu ettiğimiz şu ayetleri şimdi bir daha gözden geçirelim. Kıyametten bir sahne getiriliyor gözümüzün önüne. Eğer dikkat ederseniz sıradan bir insan, IQ’sü düşük bir kişi bile bu sahneyi hiç zorlanmadan gözünün önünde canlandırabilir, tahayyül edebilir. Kur’an’ın birçok yerinde canlandırılan kıyamet, diriliş, cennet, cehennem sahnelerinin durumu hep böyledir, çok büyük bir zekâya sahip olmaya gerek kalmadan herkesin başarabileceği bir durumdur. Eğer sadece üst seviyedeki insanlar anlayabilseydi bu durum Allah’ın adaletine aykırı olurdu. Sonra unutmayalım, Kur’an’ın anlattıklarını okumakla birlikte  her ne zaman gözümüzün önünde canlandırmaya çalışırsak o derece imanımız ve yakînimiz arttıkça artar. Fark etmez, ister cennet sahnelerini canlandıralım ister cehennem sahnelerini.  
Mehmet Göktaş

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS