İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

SAHABE HAYATINDAN TABLOLAR Bizans Kralını Alnından Öpen Sahabi Abdullah bin Huzafe (radiyallahu anh

2022-02-08
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

“Temsiliyet ve fedakârlık” örnekliğinde zirve bir hayatı miras bırakan altın bir nesilden bahsediyoruz. Temsiliyette ihmal ve hata onulmaz yaralar açabilecekken fedakarlıkta tarihe iz düşürenler... Ashab-ı Kiram, “yıldız şahsiyetler” olduğundan insanlığı peşlerine takmış rehber/öncü şahsiyetler olarak dünya ve ahiret saadetinin örnekliğini göstermişler. Bu ay temsiliyet ve fedakarlığıyla ünlenen Abdullah bin Huzafe’den/kahraman ve yiğit bir sahabiden bahsedeceğiz. Hz. Ebu Bekir aracılığıyla Daru’l Erkam döneminde ilk iman edenlerdendir. Yaşadığı işkence ve hakaretler sonucu Habeşistan’a ikinci hicretle göçmüş ve sonrasında birçok ilginç olaylar yaşamıştır. Medine’de hicretin altıncı yılında Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, Hudeybiye anlaşması sonrası komşu krallıklara davet mektupları kaleme aldı. Gönderilecek altı sahabiden biri kendisi idi. Görevli bir elçi olarak İran’ın Mecusi Hükümdarına doğru yol almaya başladı. Yolculuk ve yalnızlık, onu Medine’den çok uzaklara sürüklese de bahtiyar ve mutluydu. İslam’ı ve peygamberini temsiliyet onuru ve gururuyla yol aldı. Uzun ve meşakkatli bir yolculuk sonrası nihayet İran Hükümdarı’nın/Kisra’nın sarayına vardı. İçeri alındığında ise gözlemledikleri karşısında şaşkındı. Karşılandığı süslü salonun şatafatı ve süsü, Hükümdarın etrafında oturan devlet adamlarının gösterişli elbiseleri göz kamaştırıyordu. Basit ve sıradan olan elbisesiyle başı dik ve onurlu bir şekilde yürüdü. Hükümdarın adamlarından biri ondan getirdiği mektubu almak için yaklaşınca geri çekildi. -Hayır! Vermem, dedi. Neden diye sorulunca imrenilen itaatin en güzel şeklini ifade etti: -Resulullah, kendi ellerimle bizzat vermemi istedi. Emrine karşı gelemem. Kendisine ilginç gelse de imrenme ve tuhaflık hisleriyle Hükümdar: -Onu bırakın, dedi. Yanıma gelsin. Bizzat elleriyle emanet-i Resulullah’ı, Hükümdara verdi. Kâtibi mektubu okumaya başladı: -Rahman, rahim olan Allah’ın adıyla. Resulullah Muhammed’den İran’ın büyüğü Kisra’ya.  Hidayete tabi olanlara selam olsun… Birden Hükümdarın eli, aniden uzanıp Kâtibin okuduğu mektubu çekip aldı. Yırtmaya başladı. Öyle ki öfkeden deliye dönmüş, boyun damarları şişmişti. Gurur ve kibir içinde: -O benim kölem olduğu halde, nasıl bana bunu yazar ha! Mülk ve saltanat benimdir. Ortak kabul etmem… Ortam gergin olsa da söyleyeceklerini çekinmeden dile getirmekten kendini alıkoyamadı Abdullah bin Huzafe: -Ey İranlılar! dedi. Sizler, yeryüzünden ancak bir kısmını elinizde bulunduruyorsunuz. Günleriniz Peygambersiz ve Kitapsız geçiyor. Bir düş hayatı yaşıyorsunuz. Halbuki yeryüzünün hâkim olamadığınız kısmı pek çoktur. Ey Kisra! Nice hükümdarlar senden önce gelip geçti. Onlardan ahirete inananlar dünyadan da nasiplerini aldılar. Dünyaya sarılanlar ise ahiretten nasiplenmediler. Dünya için çalışmada yarışanlar ahirette hizaya geleceklerdir. Sana getirdiğimiz bu davayı küçümsüyorsun. Vallahi nerede olursan ol, küçümsediğin bu dava gelecek ve ondan korkup korunamayacaksın. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mektuba önce kendi adıyla başlamasına tahammül etmeyen İran Hükümdarı/Kisra, bağırıp çağırırken Abdullah bin Huzafe’nin bu sözleri karşısında dışarı çıkarılmasını emretti. Öldürülmek veya Hükümdarın öfkesine maruz kalmak söz konusuydu. Kendi kendine düşünüp kararını verdi ve “Vallahi, benim için iki yoldan hangisi gerçekleşirse gerçekleşsin, gam çekmem. Nasıl olsa Resulullah’ın mektubunu iletmiş bulunuyorum.” deyip atına atladığı gibi İran’ı terk etti. Hükümdar, sakinleştikten sonra Abdullah bin Huzafe’yi huzura çağırdıysa da bulamadı. Araştırdığında ise sınırı geçtiğini öğrendi. Medine’ye dönüşünde Abdullah bin Huzafe, olanları Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e detaylıca anlatınca: -O kendi eliyle devletini parçaladı, dedi. Ey Allah’ım! Onun devletini parçala! Abdullah bin Huzafe’nin gitmesi üzerine İran Hükümdarı Yemen’deki Valisi Bazan’a mektup yazdı. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem’i tutuklayıp kendisine yollamasını istedi. Vali, iki güçlü adamını tembihleyip Allah’ın Resulü hakkında bilgi toplamalarını ve kendisine ulaştırmalarını söyledikten sonra bir de mektup verdi. Taif üzerinden Medine’ye ulaşan Valinin iki adamı, Medine’ye varıp durumu Allah’ın Resulüne mektupla beraber ilettiler. Haber bir anda müşrikler arasında da yayılmıştı. İran Hükümdarının kendilerini Peygamberimizden kurtaracaklarını sevinçle konuşup durdular. Allah’ın Resulü Bazan’ın adamlarına yarın huzuruna gelmelerini söyledi. Ertesi gün onlara: -Allah Hükümdarınızı şu ayın şu gecesinde oğlu Şireveyh eliyle öldürdü. Şaşkınlık ve hayretler içinde kaldılar. Allah’ın Resulü onlara Bazan’a götürmeleri için şu mesajı söyledi: -Benim dinim yakında devletinizin olduğu yere erişecektir. Eğer Müslüman olursan Seni Yemen’e Vali olarak bırakırım. Bazan, adamlarından detayları alınca araştırmalar yaptı ve olayın Allah’ın Resulünün söylediği tarihte gerçekleştiğini öğrendi. Bunun üzerine Müslüman oldu. Abdullah bin Huzafe’nin elçi olarak korkusuz ve cesaretle gerçekleştirdiği bu görevinde üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştı.   *** Bu yiğit Sahabiye atfedilen bir başka kahramanlık var ki, anlatmadan geçmek olmaz. Hz. Ömer’in hilafeti döneminde Hicretin 19. yılında bu olay gerçekleşti. Abdullah bin Huzafe, Bizans ile yapılan bir savaşta askerlerle beraber esir düştü. Onun esir düşmesi Bizans Kralının kulağına gitti. Zira o, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabesi ve ilk inananlarındandı. Kral, Müslüman askerlerin ihlas ve samimiyetlerini duymuş, fisebilillah canlarını feda etmekten çekinmediğini işitmişti. Öyle olup olmadığını Abdullah bin Huzafe gibi ilk inanan bir sahabide denemek istiyordu. Bizans geleneğinde ise Hıristiyan olmayı kabul eden hariç, esirleri işkence ile öldürmek vardı. Bu niyetle Abdullah bin Huzafe’ye başlarda iyi niyetle Hıristiyan olmasına yönelik teklifler sürekli yapıldı.  Tutulduğu hücrede günlerce aç ve susuz bırakıldı. Yanına domuz eti ve şarap konuldu. Fakat nafile Abdullah bin Huzafe, harama el sürmüyordu. Tüm ısrarlara rağmen Kral, yine ümidini kesmeden sabırla teklifleri bizzat kendisi yapıyordu. Gayesi, bu işi başararak Müslümanlar arasında fitne ve fesat yaymaktı. Bunun için huzuruna getirtip sorguladı: -Hıristiyan olursan seni serbest bırakırım. -Benim için ölmek, teklifinden bin defa daha iyidir. -Zeki birine benziyorsun. Teklifimi kabul edersen seni mülküme ve saltanatıma ortak yapar, kızımı da seninle evlendiririm. -Bana mülkünün hepsini, üstüne Arap ve Acemlerin mülkünü de versen yine de dinimden dönmem. -Bu durumda seni öldüreceğim. -Bunu yapmaya gücün yeter. Fakat kalbimden imanımı sökmeye gücün yetmez. Kral okçularına emretti. Onu çarmıha gerdiler. Önce ellerinin sonra ayaklarının yanına korkutmak için oklar attılar. Her defasında tekliflerini yeniliyorlardı. Abdullah bin Huzafe’de ufak da olsa bir korku veya tereddüt görmeyince Kral yeni bir emir verdi. Buna göre büyük büyük kazanlar getirildi. Ateşler yakılıp içine zeytinyağı konuldu. Fokur fokur kaynayan zeytinyağı ürkütüyordu. Getirilen Müslüman esirlerden biri herkesin gözü önünde kazana atıldı. Eti kemiklerinden anında ayrıldı. Bununla Abdullah bin Huzafe’ye göz dağı vererek Kral, bir daha teklifini yeniledi. Yapılan Hıristiyanlık teklifi karşısında sertçe hayır cevabı alınca, kazana atılmasını emretti. Abdullah bin Huzafe, kazana atılacak şekilde yakınlaştırılırken gözlerinden yaşlar süzüldü. Krala “Ağladı…” diye haber ulaştırıldı. Hemen yanına getirtip teklifini tekrarladı; yine red cevabı alınca: -Öyleyse neden ağladın? diye sordu. Cevap temsiliyet konumunda bulunan fedakâr sahabiye yakışır bir cevaptı: -Bu korkunç şekilde gelen ölüme ağladığımı zannetme! Şehadetim kurtuluşumdur. Rabbim için verebileceğim ne yazık ki tek bir canım var. İsterdim ki saçlarımın sayısınca canım olsaydı da tek tek şu kazan atılsaydım. Ancak tek bir canım var. Ona ağlıyorum. Kral dalgınlaştı. Sükût edip sessizliğe gömüldü. Artık yenildiğini kabul ediyordu. Ancak Kraldı ve göstermelik de olsa ona bir şey kabul ettirmeliydi. -Başımı öp, seni serbest bırakayım, dedi ansızın. Herkes gibi Abdullah bin Huzafe de şaşkındı. Aklına gelen ilk şeyi sordu. -Diğer Müslüman esirleri de serbest bırakır mısın? -Evet! Bırakırım. Düşündü: “Bu Kral Allah’ın düşmanlarındandır. Beni ve diğer esir Müslümanları serbest bırakması için öpeyim. Bu sebeple bana zarar gelmez”. Krala yaklaşıp başından öptü. Kral da sözünü tutup 80 Müslüman esiri onunla beraber serbest bıraktı. Hz. Ömer, meseleyi detaylıca öğrendiğinde Medine’ye dönmüş olan Abdullah bin Huzafe ve esir Müslümanları çağırdı. Mescid-i Nebevi’de bir tören düzenledi: -Bugün hepimize düşen vazife Abdullah bin Huzafe’nin başını öpmektir. Bunu en önce yerine getirecek olan benim, diyerek onu alnından öptü. Gösterilen bu fedakârlık ve temsiliyeti tebrik etti. Bu güzide sahabi, Hz. Osman döneminde Mısır’da vefat edip Rabbine kavuştu. Altın neslin yiğit şahsiyetlerindendi.  
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS