İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Saadet-i dareynin anahtarı sünnetullaha ittibadır

2020-07-13
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يُحْي۪يكُمْۜ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَفْعَلُ مِنْ ذٰلِكُمْ مِنْ شَيْءٍۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ۟ ﴿٤٠﴾  ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ لِيُذ۪يقَهُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ﴿٤١﴾  قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلُۜ كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُشْرِك۪ينَ ﴿٤٢﴾   “Allah, sizi yaratan ve size rızık veren; ardından hayatınızı sona erdirecek, sonra size tekrar can verecek olan Allah’tır. Peki sizin o ortak koştuklarınız arasında bunlardan herhangi birini yapabilecek olan var mı? Allah onların ortak koştuklarından tamamen münezzehtir, yüceler yücesidir.   İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor. De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da öncekilerin âkıbeti nice oldu bir bakın. Onların çoğu şirke sapmış kimselerdi." (Rum Suresi: 40-42)   İnsanların aşırı derecede sekülerleşmesinin etkisiyle Müslüman davetçiler daha çok ahiret konusuna eğildiler. Vaazlarında, tebliğlerinde, yazılarında hep ahireti ön plana çıkardılar. Muhataplarını uyarırken daha çok ahiret hayatına değindiler. Onların ahiret hayatının kurtuluşu için projeler geliştirdiler. Bu da Müslüman davetçileri dünyadan el etek çekmiş, modern bir münzevi imajına sahip insanlar olarak tanınmasına neden oldu. Dünyanın içinde olduğu sorunlara yönelik projeleri hep geri planda kaldı. İnsanlığın içinde bocaladığı ekonomik, psikolojik vb. sorunlarına dünya penceresinden ya bir çözüm projesi sunmadılar ya da sundukları projeler çok cılız bir sesle dile getirildiği için hep arka planda kaldı. Bu da doğal  modern münzevi bir portre algısının oluşmasını beraberinde getirdi. Oysa İslam’ın “Saadet-i Dareyn” diye müthiş bir şiarı var. Her iki dünyanın; ahiret ve dünyanın cennete dönüşmesini sağlayan projelerinin olduğunu, bu projelerin tecrübe edilmiş olduğunu ispatlayan bir geçmişi, bir serüveni olduğunu her hakikatiyle birlikte dile getiriyor. Kur’an insanlığın yaradılış serüvenini anlatmaya başladığı ilk ayetinde; وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ  ("Hani rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti.) insanlığın hilafet makam ve mekanının dünya olduğunu bildirmek suretiyle İslam hitap alanının da aslında dünya olduğunu deklare ediyor. Yani İslam’ın ilk yüzü dünyaya bakıyor. İslam’ın yeryüzünün halifesi olarak insandan ilk beklentisi de Hud Suresi altmış birinci ayette işaret edilen; هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ ف۪يهَا (O sizi yerden var etti ve size orayı mâmur hale getirme görevi verdi.) yeryüzünü imar etmesidir, yeryüzünün kafirler topluluğu olarak nitelendirdiğimiz, Allah inancına savaş açmış ve dolayısıyla dünyaya dair projelerini bu güzergah üzerine konuçlandırmış azgın topluluğun insafına terk edilmesi değil. Yeryüzü Allah (cc)’a karşı gelmekten sakınan ve kendilerine hüküm verildiği zaman adaleti gözetip namazı dosdoğru kılacak olan seçkin topluluktan başka hiç kimsenin insafına terk edilmeyecek kadar değerli ve mukaddestir. Melaye Cizeri’nin “Ji wadé eymena Turé; mukaddeskir li min erda (Tur dağının sağ tarafı dolayısıyla arz benim için mukaddes kılındı)” dizelerindeki veciz ifadesiyle yeryüzü tard edilmesi gereken bir yer değil tam aksine; Allah’ın cemaliyle tecelli ettiği yegane varlık olması hasebiyle değer verilmesi hatta Mela’nın ifadesiyle takdis edilmesi gereken bir yerdir. Hem Allahu Teala Kur’an-ı Kerim’de; وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ İnsanlardan öyleleri de vardır ki, "Ey rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, öteki dünyada da iyilik ver; bizi cehennem azabından koru" derler. (Bakara Sûresi: 201) Fermanıyla dünya ve ahiret birlikteliğini, iki arasında gözetilmesi gereken dengeyi sarih bir şekilde ifade etmiştir. Üstelik hakikat şu ki, ahiretten yöne yapılan bütün ihtar ve tehditler, verilen tüm müjdeler bu dünya hayatının Allahu Teala’nın dilediği şekilde bir düzen ve intizamın için sokulması amacına matuftur. Şayet Müslümanlar dünya yönetimini dolayısıyla imarını ellerine alma şiarlarını arka plana atıp bu doğrultuda projeler geliştirmez, insanların dünyaya yönelik sorunlarına dünya penceresinden çözüm sunan projeler üretmekten geri kalırlarsa o zaman da dünyaya yönelik söyleyecek sözü olanların dünyayı nasıl fesatla dolduracaklarını bugün ayne’l yakin bir şekilde müşahede ediyoruz. Sadece gıda konusundaki bir helal haram hükmünün çiğnenmesinin dünyayı nasıl allak bullak ettiğini, insanı ne derece aciz bıraktığını ibretlik bir şekilde sadece seyrediyoruz. Bunun bedelini sadece buna sebebiyet verenler tek ödemiyor. Tam aksine bütün dünya en ücra köşesine kadar bunun bedelini en ağır şekilde ödüyor ve daha uzun süre ödemeye devam edeceği gözüküyor. İşte bizim konunun başına aldığımız ayetler net olarak bu konuya işaret etmektedirler: ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ لِيُذ۪يقَهُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor. Evet, insanların kendi elleriyle işlediklerinden dolayı tabiatın dengesinde neredeyse onarılamaz, geri dönüş imkanını neredeyse yitirdiğimiz o kadar çok fesad var ki… Daha fazla zenginlik için doğayı o kadar hoyratça harcadılar ki, toprak belki hiçbir zaman eskisi gibi yetiştirdiği bitkilere eski besleyiciliğini veremeyecek. Doğa kendi sakinlerine hiçbir zaman eski yaşam kalitesini sunamayacak. Her sene yüzlerle ifade edilen sayıda böcek ve değişik hayvan türleri, bitki dönüşü olmayacak şekilde yok olmaktadır ve yaşam için olmazsa olmaz sayısız derecede canlı yok olma ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu fesat toprağı ve suyu o kadar tahrip etmiş ki bu tahribatın ağırlığını artık koca okyanuslar bile kaldırabilecek takatte değildir. Sırf hükmetme emellerine ulaşmak, kendilerinden olmayanları boyundurukları altına almak ve şeytani fikirlerine zorla boyun eğdirmek için yok etme gücü olağanüstü silahlar üretmek için yaptıkları çalışmalarının sonucu olarak sayısız kara parçası ve denizler tüm canlılar için tehlikeli, yaşanılamaz alanlara dönüşmüş durumda ve doğanın buraları dönüştürmesi yüzyılları aşacak zamana ihtiyaç duyacağını ifade ediyorlar bu alanın uzmanları… İnsanların kendi elleriyle yaptıklarının ikinci derece muhatabı olan su ve toprak bu halde ise onların kendi elleriyle işlediklerinin birinci derecede muhatabı olan insan neslini düşünmek içten bile değil… Yeryüzünü imar etme görevi ile vazifelendirmiş olan insanın kendi elleriyle işlediklerinin neticesinin buraya varmasının tek bir nedeni var; o da Allah (cc)’ın gerek doğa için gerekse insan toplulukları için koyduğu kanunların zıddına hareket etmeleridir. Ve iman ehli dünya hakimiyetini ellerine almadıkları sürece bu tahribat ivme kazanarak büyümeye devam edecektir. İnsanların kendi elleriyle işlediklerinin karada ve denizde fesadın ortaya çıkmasının nedeni Allah’ın koyduğu kanunların dışına çıkmaları iken Müslümanların da vazifeleri olan dünya yönetimini ele almamalarının yegane nedeni de onların Sünnetullah’a vakıf olup gereklerini yerine getirmemeleridir. Hatta bazen Müslümanlar öyle bir cehaletin içine düşüyorlar ki, sünnetullahın neredeyse hepsini hiçe saydıkları halde kendi kanunları hiçe sayılan Allahu Teala’nın buna rağmen kendilerine yardım edip onları muzaffer kılacağı zehabına kapılabiliyorlar. Oysa en güzel örnek olan Hz. Rasulullah (s.a.v)’ın sünnetullaha en fazla riayet eden kul olduğunu bildikleri halde bunun aksi davranabiliyorlar. Ulema Hz. Resulullah (s.a.v) için: “İnsanlar içinde sünnetullaha en fazla riayet eden olmasına rağmen sünnetullahın en fazla kendisi için iptal edildiği kuldur.” İfadesini kullanır. İnsanlığın helakten kurtulmak için önünde tek bir yol vardır; o da yaratıcıları olan Allahu Teala’nın hem kendileri hem de yaşadıkları tabiat için koyduğu kanunlara riayet etmeleri, bunu sağlamanın da tek bir yolu var; dünya yönetiminin Rablerine karşı gelmekten sakınan ve kendilerine hüküm verildiği zaman namaz kılmaktan kaçınmayan ve insanlar arasında adaletle hükmeden seçkinler tarafından ele alınmasıdır. Bunlar da ancak önderleri olan Efendimiz aleyhi’s-salat ve’s-selamın sünnetullaha olan riayeti gibi riayet ettikleri zaman ancak muvaffak olurlar.
Mehmet Zeki Ergin

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS