İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Riya Kalpazanlıktır

2013-01-24
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İslam`ın ibadetleri, Allah (cc)`ın rızasını kazanmaya sabitlenmiş, birer özdür, cevherdir. Hedefine bu çizgi üzerinde gider. Oynaklığı, sallantıyı, kararsızlığı, özünden kopmayı kabul etmez...
İslam’ın ibadetleri, Allah (cc)’ın rızasını kazanmaya sabitlenmiş, birer özdür, cevherdir. Hedefine bu çizgi üzerinde gider. Oynaklığı, sallantıyı, kararsızlığı, özünden kopmayı kabul etmez.

İhlâs, dünyada Sırat Köprüsü’dür. Ameller, ondan biraz olsun kaydığında “salih amel” olmaktan çıkar, kişiyi ateşe düşüren günah olur, bir tür şirk olur.

Riya, ihlâstan kopuştur. Riya amelin özünü kaybetmesidir; cevher yerine, cevherin hayali, resmi, karikatürü gibi olmasıdır. Altın yerine altının resmini başkasına vermeye kalkışan, alışverişini bununla yapmaya çalışan sahtekârdır, kalpazandır. Riya, kalpazanlıktır, kalpazanlık yapan ödül almaz, aksine cezalandırılır.

Riya, bir aldatmadır; riyakâr riyada bulunduğu kişileri aldatmaya çalışır. Onların gözünde kendisiyle ilgili “salih bir kul” imajı oluşturur; “imajını” satar, ondan bir kazanç elde etmeye çalışır.

Riyakârla karşılaşanlar, “salih bir kul” ile karşılaştıklarını sanırlar oysa “salih bir kul” görüntüsüyle karşılaşmışlar. Onunla alışverişlerini “salih bir kul” ile alışveriş üzerine yapmışlar. Oysa o, “salih bir kul” maskesi takmış bir üçkâğıtçıdır.

“Salih kulluk” maskesi üretilebilir mi? Asla, öyle bir maske üretimi yoktur. “Salih kulluk” ihlâstadır; maskenin dışsallığına sığmaz; o, ancak köklerini kalbe salınca dış görüntüsünü verir. O kökler olmayınca onun gerçek dış görüntüsü asla oluşmaz. Dolayısıyla riyakârın kendisi sahtekâr olduğu gibi maskesi de sahtedir. Riyakâr, onun sahte olduğunun farkındadır; ona ferasetle bakan mü`min de ondaki sahteliği görür.

İhlâs, ihlâsı tanır; ihlâs, riyayı da tanır. Sahtekârın amacı feraset sahibi olmayanları kandırmak; ihlâs kökleri üzerine yeşeren amel ile kökü dışarıda olan amel arasındaki farkı bilmeyenleri aldatmaktır.

Riya, ihlâs ehlinin dergâhlarında para etmez; ihlâsa sempati duyup ona henüz ulaşmayanların, kalpleri ona meyledip onu bulmayanların mahallelerinde iş görür.

Riya, bunun için en çok onlara karşı yapılır. Olmayan bir şey onların katında var gösterilir; hile ile onların sevgisi kazanılmaya çalışılır.

Riya, bunun için en çok onlara karşı yapılır. Olmayan bir şey onların katında var gösterilir; hile ile onların sevgisi kazanılmaya çalışılır.

Riya, gösteriştir; “gösteri” ile “gösteriş” arasında sadece bir harflik fark vardır.

Çağ, reklam çağıdır ve çağın reklamı, bir tanıtım değil, “müşteriyi aldatma” girişimidir. Bugünün reklamı, “mal” ile ilgili gerçek dışı bir imaj oluşturma girişimidir. Malın reklam görüntüsündeki ebadından sonra insan, malın gerçeği ile karşılaştığında aldatıldığını fark eder, hayal kırıklığı yaşar, malın sahibine ve malın reklamını yapana öfke duyar. Dolayısıyla aldatıcı bir reklamın ardı hüsrandır, iflastır.

Çağ, perdelerin kalktığı, hayatların birbirine açıldığı bir çağdır. Ancak perdelerin kalktığı bir ortamda dahi “çağdaş insanı” gerçek yüzüyle görme imkânı yoktur. Zira “çağdaş insan” perdelerin kalktığının farkındadır; ona göre hareket ediyor. Çağdaş insan; görünür hiçbir yerde “kendisi” değildir, her görünür yerde olduğundan daha “insan”, olduğundan daha farklıdır. Onun varlığı dünya içindir ve o, dünyanın karşısına bir “imaj” düzenlemesinden geçmeden çıkmaz.

Mü`min amelinde ona benzeyemez. Mü`minin ameli Allah (cc) içindir. Mü`min, dünyalık olamaz; dünyalık bir amelin üzerine dünyevi bir kazanç için uhrevi bir kılıf geçiremez.

Mü`min Allah için kendi bedenine hizmet edebilir.
Mü`min Allah için ailesine hizmet edebilir.
Mü`min Allah için yakınlarına hizmet edebilir.
Mü`min Allah için komşularına hizmet edebilir.
Mü`min Allah için halkına hizmet edebilir.
Mü`min Allah için insanlığa hizmet edebilir.

Bunların her biri bir gerekliliktir. Ancak insanın niyeti sadece nefsine hizmet iken insan, amelini Allah (cc) rızası için yapıyor, görünemez. Bunu dışarıya böyle yansıtamaz.

İnsanın niyeti sadece kendisine hizmet iken insan, Allah’ın dinine hizmet ediyor görünemez.

İnsanın niyeti sadece yakınlarına hizmet iken insan, Allah’ın dinine hizmet ediyor görünemez.

İnsanın niyeti sadece komşularına hizmet iken insan, Allah’ın dinine hizmet ediyor görünemez.

İnsanın niyeti sadece halkına hizmet iken insan, Allah’ın dinine hizmet ediyor görünemez.

İnsanın niyeti sadece insanlığa hizmet iken insan, Allah’ın dinine hizmet ediyor görünemez.

“Ne fark eder?” denemez. Niyet, bugünün gelişmiş psikolojik gözlemlerin de tespitiyle amellerin niteliği üzerinde kesinlikle etkilidir.

Niyet amelin programı gibidir. İyi bir niyetten doğan amel ile kötü bir niyetten doğan amel şeklen benzeyebilir ama asla aynı mahiyette olamaz.

İslam toplumları, kendilerini ilan etmek ve tanıtmak durumundadır. Bu, bir gerekliliktir. İlan ve tanıtım Allah rızası için olunca ibadettir. Bu ibadet yerine ve zamanına göre zulme meydan okumaktır, yerine ve zamanına göre zayıflara cesaret vermektir; yerine ve zamanına göre tereddütte olanların tereddüdünü gidermek, onları doğru bir tavra teşvik etmektir.

Ancak İslami yapılar, olmayan bir şeyin tanıtımına kalkışmazlar, olanı abartmazlar.

Olmayanı tanıtmak, olanı abartmak modern reklamcılıktır.
Olmayanı tanıtmak, olanı abartmak maskeciliktir.
Olmayanı tanıtmak, olanı abartmak hiledir.
Olmayanı tanıtmak, olanı abartmak aldatmadır.

Olanı tanıtmak, nimet getirir ve ilahi rızaya vesile olur; olmayanı tanıtmak, olanı abartmak musibete yol açar.

Riyanın başı çekici, ortası tatlı, neticesi azaptır, ateştir.

“Halbuki onlara ancak, dini yalnız Ona has kılarak ve hanifler olarak Allah’a kulluk etmeleri emrolunmuştu.” (Beyyine 5)

“Ey iman edenler! Malını gösteriş için harcayan kimse gibi başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırları boşa çıkarmayın.” (Bakara 264)

“İnsanlar gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler.” (Nisa 142)

Ebu Hureyre (r.a)’den: Resulullah(s.a.v)’ın şöyle dediğini duydum: “Allah buyurdu ki; Ben ortakların ortaklıktan en uzak olanıyım. Kim işlediği bir amelde başkasını Bana ortak koşarsa onu ortak koştuğu kimse ile baş başa bırakırım” (Müslim)

Ebu Hureyre (r.a) diyor ki; Hz. Resulullah (s.a.v)’ın şöyle dediğini duydum: “Kıyamet günü insanlar içinde ilk sorguya çekilecek kişi şehid düşmüş kimsedir. Adam huzura getirilir ve Allah’ın şehitlere verdiği nimetler hatırlatılır. O da o nimetlere kavuştuğunu söyler. Allah, ona: Bu nimetlere karşılık ne yaptın? Diye sorar. O da; şehid düşünceye kadar Senin yolunda savaştım, der. Allah, ona: Yalan söylüyorsun, sen, bu “cesur bir adamdır” desinler diye savaştın. Nitekim öyle söylediler, buyurur. Sonra yüzükoyun sürüklenerek ateşe atılması emredilir. Ardından ilim öğrenip başkalarına öğretmiş ve Kur`an okumuş biri getirilir. Allah, ona da bahşettiği nimetleri hatırlatır. O da bu nimetlere kavuştuğunu söyler. Allah ona: Bu nimetlere karşılık ne yaptın? Diye sorar. O da ilim öğrendim ve başkalarına da öğrettim. Senin rızan için Kur`an okudum, der. Allah, ona: Yalan söylüyorsun, bilakis sen, sana “âlim” desinler diye ilim öğrendin. Güzel Kur`an okuyor, desinler diye Kur`an okudun. Nitekim öyle söylediler, buyurur. Sonra yüzükoyun sürüklenerek cehenneme atılması emredilir. (Daha sonra) Allah`ın kendisine her çeşit mal ve imkân verdiği bir kişi getirilir. Allah verdiği nimetleri ona da hatırlatır. Hatırlar ve itiraf eder. Peki ya sen bu nimetlere karşılık ne yaptın? Diye sorar. O da verilmesini sevdiğin, razı olduğun hiç bir yerden esirgemedim, sadece Senin rızânı kazanmak için verdim, harcadım, der. Allah ona; Yalan söylüyorsun. Hâlbuki sen, bütün yaptıklarını "ne cömert adam" desinler diye yaptın. Bu da senin için zaten söylendi, buyurur. Sonra yüzükoyun cehenneme atılması emredilir.” (Müslim)

Cündeb İbni Abdullah İbni Süfyân radıyallahu anh‘den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim işlediği hayrı şöhret kazanmak için halka duyurursa, Allah onun gizli günahlarını duyurur. Kim de işlediği hayrı halkın takdirini kazanmak için başkalarına gösterirse, Allah da onun riyakârlığını açığa vurur” (Müslim)

Ebû Hüreyre radıyallahu anh`den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim Azîz ve Celîl olan Allah`ın hoşnutluğunu kazanmaya yarayan bir ilmi, sırf dünyalık elde etmek için öğrenirse, kıyamet günü cennetin kokusunu bile alamaz” (Ebu Davud)

Nifak, ameli ve dini olmak üzere iki türlüdür. Birincisi; kişinin Müslüman olup sadakalarını, namazını, orucunu Allah’a has kılmamasıdır. İkincisi ise kişinin zahirde Müslüman, gizli yerde kafir olmasıdır. (Savi tefsiri)

Ebu Bekr el Vasiti dedi ki: Ameli korumak, amelin işlenmesinden zordur. Çünkü amel cam gibidir, çabuk kırılır ve yapışmayı kabul etmez. Aynı şekilde amele riya değdiğinde amel kırılır; amele ucb (kendini beğenme) değdiğinde amel kırılır. İnsan, bir amel yapmak ister de nefsini riyadan arındıramamaktan korkarsa eğer mümkünse riyayı kalbinden çıkarır, ona bunun için gayret göstermesi düşer. Eğer bunu yapamazsa ameli işler, riya korkusuyla ameli işlemekten vazgeçmez. Sonra riya için istiğfarda bulunur. Umulur ki Allahu Teâlâ onu sonunda ihlâsta muvaffak kılar.

Ebu Leys Semerkandi dedi ki: insanlar, farzlar hakkında konuştular. Bazıları dediler ki farzlarda riya olmaz; çünkü onlar, herkesin üzerinde farzdır. Kişi farzı yerine getirince riyaya düşmüş olmaz.bazıları da dediler ki, riya farz olan amellerde de olur, farz olmayan amellerde de olur.

Ben derim ki; Bu, benim yanımda iki yönlüdür. Kişi farzlar, görünür yerde kılıyor, insanalara görünmediği yerde terk ediyorsa bu tam münafıklıktır ve o Allahu Teâlâ’nın haklarında “Şüphe yok ki münafıklar, cehennemin en alt katındadırlar.”(Nisa 145) yani onlar Firavun ehli ile birlikte cehennemin “Haviye” denen tabakasındadırlar. Çünkü onlar sahih ve halis olarak tevhid ehli olsalardı görünmeme hali onları farzları eda etmekten alıkoymazdı. Ama kişi insanların yanında iken farzları tam ve güzel eda ediyor da tek başına olduğunda ise eksik eda ediyorsa onun için eksik olanın sevabı vardır, tam ve güzel olanın sevabı yoktur. O, ondan (o riyadan) mesuldur ve onun üzerine hesaba çekilecektir. (Kaynak: Tenbihül Ğafilin)

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Ocak 2013
 

 


Dr. Abdulkadir Turan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS