İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
    • 263.SAYI
    • 264.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Resulün Yüceliği Manasının Derinliğinde Gizlidir

2012-04-16
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Hak Teâlâ, &`;baase” fiilinin türevi olan &`;mebus” ismini Resulüne layık görmemiştir. Çünkü bu, Peygamberi tek yönlü yapar. Onu &`;gönderilmiş-elçi” değil, &`;atanmış-tayin edilmiş” konumuna düşürür. Gönderilen elçidir ve ...
Peygamber(sav) ile Kur’an-ı Kerim arasında çok latif ve çok acayip münasebetler vardır. Bu mesele çok derindir, sonu malum değildir. Biz, bu mevzuda Allah(c.c)’ın izniyle birkaç söz arz etmeye çalışacağız.
Kuran-ı Kerim’de Peygamberin(sav) risaletini ifade buyuran iki fiil vardır. Bunlar; “ersele-gönderdi” ve “baase-gönderdi” fiilleridir.

Peygamberin(sav) gönderilmesiyle alakalı olan her iki fiil de Kuran-ı Mubin’de farklı yerlerde geçmektedir.

Baase, gönderdi anlamınadır. Allah(c.c) şöyle buyurur: “Allah müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur ki, onlardan bir Resul göndermiştir” (Al-i İmran: 164) ayette geçen “gönderme” fiili “baase” olarak geçmektedir.

Aynı şekilde “ersele” gönderdi anlamındadır ve Kur’an-ı Kerim’de “ersele” fiilinin geçtiği çok sayıda ayet-i kerime vardır; “O’dur Resulünü hak din ve hidayetle gönderen…” (Tevbe: 33) Ayette “gönderme” fiili “ersele” olarak geçmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de göndermeyle alakalı iki fiil olmasına rağmen bu iki fiilden sadece “ersele” fiilinin türevi-resul, risalet- geçmektedir. Buna mukabil “baase” fiilinin türevi, örneğin “mebus” kelimesi Kur’an-ı Kerim’de geçmez. Yani “ersele” fiilinin türevi olan “resul” vardır ama “baase” fiilinin türevi olan “mebus” yoktur. Oysa normalde bunun olması beklenir. İşte sırrın sırrı buradadır.

Fiil zikredilmişse normalde bunun türevinin olması icap eder. Amil varsa mamulün olması lazım gelir. “Ersele” fiilinin mamulü “resul” olduğuna göre; “baase” fiilinin mamulü de “mebus” olmalıdır. Fakat iş böyle değildir. Dehşetli bir hayrettir ki Hak Teâlâ “baase” fiilinin türevini de “resul” olarak ifade buyurmuştur. Yani ayette “baase resulen” ve “ersele resulen” buyrulur. “Baase meb’usen” buyrulmamıştır. Fiil farklı olsa da, amil farklı olsa da her durumda ma’mul aynıdır. Her iki fiilin de türevi resuldür. O halde bunun hükmü nedir? Hikmeti ve hakikati nedir?

Baase fiili diriltmeyle de alakalıdır. Bu nedenle kıyamet gününde insanın yeniden diriltilmesi konusuyla alakalı olarak bu fiil zikredilmektedir ki, kıyamet gününün bir ismi de bu nedenle “dirilme günü” anlamına gelen “yevmul baas”tır.

“Baas”, insanın öldüğü yerde ve topraktan yeniden kaldırılmasıdır. Yani aslında “baas” insanın maddi boyutunun ihya edilmesini ifade eder. Baas, insanın maddi ve zahiri yönüdür. Bedeni yönüdür. Peygamberin gönderilmesinin “baase” fiiliyle zikredilmesi Onun(sav) maddi-zahiri yönüne, beşer cihetine dair bir vurgudur. Buna göre Peygamber(sav) insanların içinden gönderilmiştir. Onun bir ayağı dünyadadır ve bu yönüyle O(sav) insanların içindendir. Onun melekten ayrı ve üstün olmasını sağlayan da budur. Yoksa Allah(cc) Cibril’e, hatta bütün meleklere resul(En’am:61) ismini buyurmuştur. Ama melekler sadece “ersele” fiiliyle “resul” olmuşlardır. Onlarda “baase” fiiline mamul olan bir yön söz konusu değildir. Onlar sadece “ersele” fiiliyle “resul” olmuşlardır. Bu manada Peygamber(sav), mutlak surette onları kapsar. Çünkü Peygamber de “ersele” fiilinin sonucu olarak “resul”dür. Ama melekler “baase” fiilinin tecelli ve neticesinden mahrumdur.

Hak Teâlâ, “baase” fiilinin türevi olan “mebus” ismini Resulüne layık görmemiştir. Çünkü bu, Peygamberi tek yönlü yapar. Onu “gönderilmiş-elçi” değil, “atanmış-tayin edilmiş” konumuna düşürür. Gönderilen elçidir ve o her yönden gönderenin izzet ve gücüne sahiptir. Atananın ise böyle bir durumu yoktur. O sadece bulunduğu konumuna paralel bir izzete sahiptir. Onun gücü ve izzeti mutlak değil, nispidir. Fakat eğer gönderilen elçinin “mebus” boyutu da yoksa o zaman bu, tamamen üst sınıf olur. Onun örnekliği tam olmaz. Tabiri caizse onun örnekliği yere inmez, havada kalır. Bu durumda O, sadece üstün değil, üstte olur. Üstte olanın da “mae” manasında onunla birlikte olarak maiyeti olmaz. O zaman insanlar onun reayası olur. Tebaası olur. Hâlbuki Allah(c.c) halis Müminler için “… Muhakkak ki onlar Allah’ın nimet verdiği Nebiler, Sıddikler, Şehitler ve Salihlerle beraberdir” (Nisa: 69) buyurur. Ayrıca Peygamberin(sav), azametine yakışmadığı için Allah(c.c) müminlerin Peygambere “raina”(Bakara: 104) demelerini nehyetmiştir. Çünkü “raina” reaya zihniyetini çağrıştırır. Oysa Peygambere iman edenler Onunla beraberdir. Onlar Onun maiyetidir. Oysa reaya, hiçbir zaman kendi başlarında bulunan kimsenin yanında yer almaz. Muhakkak onun altında yer alırlar.

Peygamberin(sav) azameti buradan kaynaklanır. O, insanların içinden gönderilmiştir ama onların âleminde mahsur değildir. Onun sonsuz bir âlemi vardır. Çünkü o, “resul”dür. Onu gönderen Hak Melik’in güç ve izzetinin tecellisini taşır. Fakat aynı zamanda O, Hak Melik’in kendi eliyle yarattığı insanın çamur boyutuna da sahiptir. Bu nedenle O insan-ı kâmildir.

“Baase” fiilinin geçtiği yerlerde “baase resulen minhüm” şeklinde muhakkak surette “baase” fiilini “min” harfi cerri takip eder. Buna mukabil “ersele” fiilinin geçtiği yerlerde “ersele ileyhim” şeklinde muhakkak surette “ersele” fiilini “ile” harfi cerri takip eder. Acayip olan şey “min” ve “ile” harfi cerlerinin birbirlerinin zıttı olmasıdır. “Min” harfi cerri, başlangıcı ve bazılığı, “ile” harfi cerri ise nihayeti ve neticeyi ifade eder. Buna göre Peygamber(sav), “baase resulen minhum” ayetinin sırrıyla insanlardandır. Ama “ersele ileyhim” sırrıyla onlardan değildir. Bu şekilde “min” ve “ile” cer harfleri birbirinin zıttı olmuş oluyor. Ama ikisinin de ortak noktası insandır. Peygamber(sav) hem “minhumdur” hem “ileyhimdir”. “Minhum” olduğu zaman “ileyhi” göklerde olur. Yani insanlardan olması hasebiyle Peygamber(sav) onları alıp göğe yükseltir. Ama “ileyhim” olduğu zaman yine “minhü” olur. Lakin bu sefer “min” harfi cerri göklerde “ile” harfi cerri yerde olur. Peygamber(sav) hem “min” hem “ile” harfi cerrlerini birlikte taşır. İşte bu mesele sırrın sırrıdır.

Peygamber “usvetün hasenetün”(Ahzab:21) yani “en güzel örnektir.” Çünkü O, her anlamda mükemmeldir. Peygamberin azametine binaen Hak Teâlâ insanların sorumluluk altına girmelerini “risalet” şartına değil “ resul” şartına bağlamıştır. Bu nedenle Allah(c.c): “Biz ona bir resul göndermedikçe bir kavmi helak etmeyiz” (İsra:1 5) buyurur. Dikkat edilirse ayette “risalet göndermedikçe” denilmiyor. “resul göndermedikçe…” buyruluyor. Neden? Çünkü risalet yani mesaj, “baase” boyutunu kapsamıyor. Öyle olsa Allah(c.c) melekleri “resul” olarak gönderseydi de olurdu. Zaten cahiller “resul” olarak meleklerin kendilerine gönderilmesini istemişlerdi. Ama bu, insanları sorumluluk altına sokmazdı. Bu sefer de “O melek, biz ise insanız, nasıl onun yaptığını yapabiliriz” derlerdi. “Baase” fiili, Peygamberin(sav) her kavme hitap ettiğini, çünkü onun bütün insanlara ait olduğunu ifade eder.
Mesajın anlaşılması zihni ve kalbi melekelere ihtiyaç duyabilir. Oysa “resul”ün anlaşılması, onun örnek alınması, onun görülmesiyle bile mümkündür. Peygamber, “ersele” ile “baaseyi” birleştirir. Eğer o olmazsa sadece “ersele” durumu söz konusu olur ki insanların bu durumda sorumluluk altına girmeleri söz konusu olmazdı.

İslam davetçileri, sadece “ersele” yönüyle değil, “baase” yönüyle insanlara yaklaşmalıdır. Çünkü onların “baase” yönüyle yaklaşmaları insanları anlamalarını sağlayacaktır. İnsanlar da kendilerine ülfet ve ünsiyetle yaklaşacaktır.

“Baase”, insanları diriltir, onları uyandırır. “Ersele” ise insanları sonsuzluğa götürür. Buna göre Peygamber varisleri-İslam davetçileri önce insanları ihya edecek, sonra da onları sonsuz hayata taşıyacaktır.

Abdurrahin Güneş / İnzar Dergisi - Nisan 2012
 

 


Abdulhakim Sonkaya

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS