Enes radiyallahu anh’den rivayet edilmiştir. Dedi ki Resulullah sallallahu aleyhi vesellam şöyle buyurdu: “Sizden biriniz (kâmil manada) iman etmiş olamaz. Ta ki ben ona; babasından, çocuğundan ve tüm insanlardan daha sevimli oluncaya kadar.’ (Buhari)
Müslim’in bir rivayetinde ise: “Bir kul (kâmil manada) iman etmiş olamaz. Ta ki ben ona; ehlinden, malından ve tüm insanlardan sevimli oluncaya kadar”
Zühre bin Ma’bed anlatıyor: Dedi ki ben dedem olan Abdullah bin Hişam’ı işittim şöyle diyordu: “Biz Resulullah sallallahu aleyhi vesellam ile birlikte idik. O, Ömer bin Hattab radiyallahu anh’ın elini tutmuştu. Ömer O’na: ‘Yemin ederim! Nefsim hariç sen bana her şeyden daha sevimlisin ya Resulullah’ dedi. Efendimiz aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: ‘Hayır! Nefsim kudret elinde olan (Allah)’a yemin ederim ki Ben senin nefsinden de sana daha sevimli olmadıkça (bu yeterli olmaz)’. Ömer radiyallahu anh dedi ki: ‘Şu an -Allah’a yemin ederim- Sen bana nefsimden de daha sevimlisin.’ Efendimiz aleyhissalatu vesselam: ‘İşte şimdi (oldu) ya Ömer’ buyurdular. (Buhari)
Bu hadisin şerhinde ibn-u Hacer şöyle demiş: “Yani söylediğin bu miktar, nefsin de ona eklenmedikçe yüksek mertebelere ulaşmak için kafi gelmez.” (Feth-ul Barî) İmam ebu Süleyman el Hattabî de demiş: “Helakine sebebiyet verse dahi, nefsini itaatimde yok etmedikçe ve rızamı isteklerine tercih etmedikçe sevgimin iddiasında doğru olamazsın.” (Müslim şerhi Nevevî)
Birinci hadisin şerhinde de İbnu Battal şunları söylemiştir: Hadisin ifade ettiği mana şöyledir: İmanını mükemmelleştiren kişi bilir ki Peygamber sallallahu aleyhi vesellam’in hakkı; babasının, çocuğunun ve tüm insanların hakkından daha üstündür. Çünkü O’nunla (sallallahu aleyhi vesellam) ateşten kurtulmuş ve dalaletten hidayet bulmuşuz. (Müslim şerhi Nevevî)
Hattabî demiş ki: İnsanın kendi nefsini sevmesi tabiidir, başkasını sevmesi ise kendi iradesi ve tercihi ile olup sebeplerin araya girmesi iledir. Resulullah sallallahu aleyhi vesellam burada tercih ile olan sevgiyi istemiştir. Zira tabiatların kalbine girip cibilliyetleri değiştirmek mümkün değildir. Hz. Ömer’in ilk cevabı insan tabiatına göre olmuştur. Sonra düşünmüş ve delil ile anlamış ki Peygamber sallallahu aleyhi vesellam onun nefsinden daha sevimlidir. Çünkü dünya ve ahrette helak edici şeylerden kurtulmasına vesile olan O’dur. Bunu anlayınca tercihin gereğini söylemiştir. Ve bu nedenle cevap da: “İşte şimdi oldu ey Ömer!” şeklinde olmuştur. Yani şimdi anladın ve asıl gerekeni ifade ettin. (Feth-ul Barî)
Kadı İyad Allah rahmet eylesin demiş ki: “Resulullah sallallahu aleyhi vesellam’in sünnetine yardım etmek, şeriatını müdafaa etmek ve hayatında yanında hazır bulunup malını ve canını uğrunda sarf etmeyi temenni etmek, O’nun sevgisindendir. Bu zikrettiklerimiz anlaşılınca imanın hakikatinin de ancak bununla tamam olduğu anlaşılmış olur. Resulullah sallallahu aleyhi vesellam, baba, çocuk, iyilik sahibi ve faziletli kimselerin hepsinden üstün tutulmadıkça iman sahih olmaz.” (Müslim şerhi Nevevî)
Kadı İyad’ın anlattıklarına göre bu sevgi imanın sıhhati için şarttır. Çünkü o, sevgiyi ta’zim ve saygıya yormuştur. Müfhim’in sahibi ise burada bunun kastedilmediğini söylemiştir. Zira büyüklük inancı sevgi için gerekli değildir. Çünkü bazen insan bir şeyin sevgisine sahip olmadığı halde onun büyüklüğünü hisseder. Buna göre nefsinde bu meyli bulmayanın imanı kâmil değildir. İşte Ömer radiyallahu anh’ın Efendimize söylediği sözü buna işaret ediyor. (Feth-ul Barî)
İbnu Battal, Kadı İyad ve başkaları Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun şöyle demişler: Sevgi üç çeşittir; büyüklük ve tazim sevgisi, baba sevgisi gibi. Şefkat ve merhamet sevgisi, çocuk sevgisi gibi. Benzerlik ve iyilik (güzellik) sevgisi, diğer insanların sevgisi gibi. Resulullah sallallahu aleyhi vesellam bütün sevgileri kendinde toplamıştır. (Müslim şerhi Nevevî)
Resulullah sallallahu aleyhi vesellam’e olan sevginin daha üstün olmasının alameti şudur: Şayet bu sevgi vasfını almış kişiye, amaçladığı bir şey ile Resulullah sallallahu aleyhi vesellam’ı görmesi -tabi mümkün farz edilirse- arasında bir tercih yapması arz edildiğinde, Resulullah sallallahu aleyhi vesellam’ı görmeyi tercih ederse yani bu görmeyi kaçırmamak için diğer isteğinden vazgeçerse o sevgiye sahiptir demektir. Yoksa değildir. Bu değerlendirme, sadece görme konusu ile de sınırlı değildir. Sünnetine yardım etmek, şeriatını müdafaa etmek, muhaliflerini susturmak, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker konularında da geçerlidir.
İmam Nevevi rahimehullah demiş: “Burada nefs-i emmare ile nefs-i mutmainne meselesine işaret vardır. Mutmainne tarafını tercih edenin Efendimize (sallallahu aleyhi vesellam) olan sevgisi diğer sevgilere galebe eder. Emmarenin tarafını tercih edenin ise tersine olur.”
Bu hadis-i şerifte tefekkürün faziletine de ima’ vardır. Çünkü bahsi geçen sevgi tefekkürle bilinir. Zira insanın en çok sevdiği, ya kendi nefsi ya da başka bir şey olur. Nefsi sevmek, afetlerden uzak olarak onun bekasını istemektir. Başkasını sevmek, halı hazırda ve ilerde çok yönlü olan menfaatin bir şekilde elde edilmesi sebebiyledir. Direk veya dolaylı olarak onu küfür karanlığından iman nuruna çıkaran Resulullah sallallahu aleyhi vesellam tarafından hasıl olan menfaati düşündüğü zaman, anlar ki sonsuz nimetler içinde ebedi olarak kalmasına vesile olan O’dur. Ve anlar ki O’nun bu yöndeki faydası menfaatin diğer şekillerinin tümünden daha büyüktür. Bu nedenle O sallallahu aleyhi vesellam, sevilmedeki payın en fazla olanını hak etmiştir. Zira sevgiyi harekete geçiren menfaat, diğerlerine nazaran daha çok ondan hasıl olmuştur. Ancak insanlar, bunu düşünüp anlama ve ondan gafil olma noktasında değişiyorlar. Hiç şüphesiz sahabenin (radiyallahu anhum) bundaki payı daha mükemmeldir. Çünkü bu, marifetin semeresidir. Onlar da marifeti daha iyi bilirlerdi. (Feth-ul Barî)
Kurtubi der ki: “Peygamber sallallahu aleyhi vesellam’e doğru bir şekilde inanan her kesin kalbinde, mutlaka bu üstün sevgiden bir miktar bulunur. Ancak insanlar değişirler. Kimisi bu mertebeden en mükemmel payı almış kimisi de en düşük payı almıştır. Çoğu zaman şehvetler içine dalmış ve gafletlerle perdelenmiş olan kimseler gibi. Fakat bununla birlikte bunların çoğu, Peygamber sallallahu aleyhi vesellam zikredildiği zaman O’nu görmeyi çok arzu ederler. Öyle ki bu görmeyi ehline, malına, çocuklarına ve babasına tercih ederler, bu uğurda nefsini tehlikeli işlere verirler. Ve bunu hiç tereddütsüz kendi nefsinde vicdanen bulurlar. Bu kısım insanlardan bazıları var ki, kabrinin ziyaretini ve eserlerinin bulunduğu yerlerin görmesini bütün bu zikredilenlere tercih ederler. Bütün bunlar, kalplerinde yer eden O’nun (sallallahu aleyhi vesellam) muhabbetindendir. Ancak bu durum, gafletlerin peş peşe gelmesinden dolayı çabuk kaybolur. Allah yardımcı olsun’. (Feth-ul Barî)
O halde Resulullah sallallhu aleyhi vesellam’i sevmeyi ve o sevginin derecesini konuşma dili değil, hal dili izah edebilir. Namaz kılan ile kılmayanın, namazı; rükün, sünnet ve adabına riayet ederek cemaatle kılan ile sadece namaz denebilecek kadar ve tek başına namaz kılanın, tesettürlü ile tesettürsüz bir bayanın, doğru bir tesettüre bürünen bir bayan ile bir şekilde vücudunun bir bölümünü gösteren bir bayanın Allah Resulüne olan sevgileri veya sevgi dereceleri ortadadır.
Rebiül evvel ve nisan aylarında Resulullah sallallahu aleyhi vesellam’in veladetini kutlamak için yapılan tüm meşru faaliyetler elbette O’nun sevgisinin belirtileridir ve Âdil olan Allah-u Teâlâ hiçbir güzelliği karşılıksız bırakmayacaktır. Ancak sadece merasime katılmak yeterli değildir. Zira eski cahili adetlerden vazgeçmemek veya eskiden olduğu gibi vecibeleri ihmal etmek, sevginin ve dolayısıyla imanın kemaliyet derecesinin ne derece eksik ve yetersiz olduğunu güzel bir şekilde izah etmektedir.
Bu nedenle eğer Resulullah’ı (sallallahu aleyhi ve selem) sevdiğimizi iddia ediyorsak, önümüzdeki Rebiül evvelin 12. Gecesini ve 20 Nisanı bir başlangıç yaparak ve Resulullah sallallahu aleyhi vesellam’e olan bağlılığımızı ve biatımızı yenileyerek, yaşantımızda yapacağımız olumlu değişikliklerle elimizden geldiği kadar bu iddiada samimi olduğumuzu ortaya koymamız gerekir.
Hadislerden anladıklarımız:
İmanın kemale ermesi için Resulullah sallallahu aleyhi vesellam’i sevmek şarttır.
Resulullah aleyhissalatu vesselam, insanlığa sağladığı en büyük fayda nedeniyle en fazla sevgiye müstehaktır.
Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın sevgisi söz ile değil amel ile kanıtlanır.
“Nefsim kudret elinde olan Allh’a yemin ederim” cümlesinde, davayı teyid etmek için önemli meselelerde yeminin caiz olduğuna delil var.
Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın sevgisinde insanların dereceleri; emirlerine itaat, sünnetine bağlılık ve yasaklarından uzak durma miktarınca yüksek veya alçak olur.
Sahabenin (radiyallahu Teâlâ anhum) Allah Resulu’ne olan sevgi dereceleri en üst düzeydedir.
Allah’ım! Bizi, Habibin’in (aleyhissalatu vesselam) muhabbetinde zirveye ulaşanlardan eyle! Amin…
Abdulkuddus Yalçın
Abdulkuddus Yalçın