Hiç kuşkusuz bir aylık talim ve terbiye programı neticesinde Ramazan’dan çok şey öğrendik. Başka bir değişle, Ramazan; bir öğretmen, bir mürebbi ve bir mürşid-i kâmil olarak bir ay gibi kısa bir süre zarfında bizlere çok şey öğretti.
Öncelikle Ramazan sayesinde kendimizi öğrendik, kendimizi tanıdık. Bir beşer, bir kul ve yaratılmış bir varlık olarak, ne kadar aciz, naçiz; ne kadar zayıf ve biçare olduğumuzu, Rabbimizin yardım ve inayetine her daim muhtaç olduğumuzu ve ancak O’nun bizlere sunmuş olduğu hayat unsurları sayesinde yaşantımızı ve varlığımızı idame ettirebileceğimizi öğrendik. O’nun kısa bir süreliğine dahi rızık kapılarını kapaması veya hayat suyunu çekmesi durumunda, nasıl perişan bir vaziyete düşeceğimizi, yakinen hatırlamış olduk. Dolayısıyla; kibirlenmeye, böbürlenmeye, kendimizi beğenmeye veya haddimizi aşıp da kendimizi bir şey zannetmeye hiç de hakkımızın olmadığını- olamayacağını öğrendik.
…Ve “Men arefe nefsehu, feqed arefe Rebbehu.” / “Nefsini bilen-tanıyan, Rabbini bilir-tanır.” Sırrınca, Rabbimizi de öğrenmiş olduk. Evet, Ramazan sayesinde Rahman, Rahim, Kerim, Rezzak… olan Rabbimizin kusursuz rububiyetini daha iyi kavrayıp, bu yöndeki bilgilerimizi yakine erdirmiş olduk.
Ve tabi ki Ramazan’dan daha birçok şey öğrendik. Ramazan’dan sabır dersini aldık. Nasıl sabredilmesi gerektiğini öğrendik. Ki, günümüzde en fazla ihtiyaç duyduğumuz, en iyi donanmamız gereken olgulardan biridir sabır. Bugün; bütün ihtiyaçlarının anında karşılanması gerektiğine inanan, hiçbir zorluk ve sıkıntıya göğüs geremeyecek, bir insan profili oluşturulmak istenmektedir. Şımarık, hazırcı, kolaycı bir nesil… Hakeza bugün, insanın başını ağırtan hadiselerden çoğu, sabırsızlığından, tahammülsüzlüğünden, aceleciliğinden dolayı insanın başına gelmektedir.
Ramazan’dan şükür dersini aldık. Öyle ki, Ramazan-Ramazan orucu, bir anda Rabbimizin sayısız nimetleri üzerindeki ülfet perdesini yırtıp attı. Aynı zamanda gözlerimizin üzerinde bulunan ve nimetleri görmemizi engelleyen kalın ve kara perdeleri de deliverdi. Ramazan sayesinde bir kez daha nimet denizinde yüzdüğümüzün farkına vardık.
Ramazan, bizlere şefkati ve merhameti öğretti. Sene boyunca gaflet ile katılaşan kalplerimizi yumuşattı. Fıtri ve insani duygularımızı depreştirdi. Ölmeye yüz tutmuş vicdanlarımıza yeniden hayat bahşetti. Aç ve muhtaçların halinden anlamamızı sağladı. Bu vesileyle muhtaçlarla yardımlaşma ve dayanışma içine girmemize, fakir ve yoksulları hatırlamamıza, yetimleri anımsayıp, onların başını okşamamıza, ekmeğimizi ve aşımızı başkalarıyla paylaşabilmemize olanak hazırladı.
Yine Ramazan bizlere kardeşliği öğretti. Kardeşlik duygularımızı harekete geçirdi. Birbirine karşı adeta yabancılaşmış, birbirlerinin evinin yolunu bilmeyen dostları ve ahbapları, mütevazı sofralarda, teravihlerde ve mukabelelerde bir araya getirip buluşturmak suretiyle, soyutlaşmış, tamamen soyut bir hal almış kardeşlik mefhumuna somut anlamlar kattı. Hakeza, yakın akrabaları ve komşuları bir araya getirmek suretiyle, tamamen kopmak üzere olan sıla-i rahim bağlarını güçlendirdi.
Ramazan bizlere ahlak ve edep dersini verdi. Olgunluk ve ciddiyet kattı şahsiyetimize. Tevazu ve alçakgönüllülüğü, cömertlik ve fedakârlığı, ciddiyet ve vakarı… Ve bunlar gibi daha birçok paha biçilmez güzel hasleti Ramazan sayesinde edinmiş olduk. Hakeza Ramazan, ahlakımız gibi alışkanlıklarımızı da güzelleştirdi. Daha az yemeyi, daha az konuşmayı, daha az uyumayı, gıybet ve dedikodudan vazgeçmeyi… Hep Ramazan sayesinde becerdik.
Ramazan, bizleri Kur’ân-ı Kerim ile barıştırdı. Ramazan bizlere caminin yolunu gösterdi. Ramazan bizleri yeniden teheccütlerle, seherlerle, zikirlerle buluşturdu. İbadetlerdeki ihlâsı ve huşuyu bir kez daha tattırdı bizlere Ramazan.
Ramazan sayesinde şunu da öğrendik ki; Ramazan’dan sonra da, her gün olmasa dahi, haftanın birkaç gecesi, rahatlıkla kalkıp geceyi ihya adına iki rekât namaz kılabiliriz. Her ayın birkaç gününü pekâlâ oruçlu bir şekilde geçirebiliriz. Zira yazın kavurucu ve uzun günlerinde bir ayı kesintisiz bir şekilde oruçlu geçiren kişilere, günlerin kısa ve havaların serin olduğu zamanlarda, ayın birkaç gününü oruçlu geçirmek, çerezden bir şey olsa gerek.
Ramazan sayesinde şu bilince vardık ki; her gün kolaylıkla Kur’ân-ı Kerim’den birkaç sayfa okuyabiliriz. Zira Ramazan boyunca aç ve susuz bir şekilde her gün bir veya birkaç cüz okuyan, oruçlu haliyle ay boyunca bir veya birkaç hatim indirebilen bir kimseye bu, çok sıradan ve kolay bir ameliye olsa gerek.
Ve yine hepimiz bil fiil tecrübe ettik ki; Ramazan, bizlere işlerimizde planlı ve programlı olmayı, programlı bir şekilde yaşamayı öğretiyor.
Ramazan; İşlerimizde ve ibadetlerimizde istikrarlı- daimi olmamızı öğretiyor.
Ramazan; ataletten ve uyuşukluktan kurtulmamızı, her daim aktif, üretken, fayda ve kazanım bilinciyle hareket etmemizi öğretiyor.
Bu yönüyle, Ramazan bize öz güven verdi. Kendimize olan güvenimizi yeniledi. Aslında bizde-bünyemizde var olan ama farkında olmadığımız potansiyel kuvvetimizi, gücümüzü ve direncimizi gösterdi. Bizi bize tanıttı, bizi bizden haberdar eyledi.
İşte bundan dolayı haklı olarak deriz ki;
Ramazan, manevi öğretmen,
Ramazan, hikmetli mürebbi,
Ramazan, Allah’ın (cc) izniyle doğru yola ileten Mürşid-i Kâmil’dir.
Dolayısıyla, “Ramazanın has talebeleri” olarak bize düşen; Mürşid-i Kâmil olan Ramazan’dan aldığımız bu mükemmel eğitim ve tedrisatı özenle muhafaza etmek, bu eğitimin etkisini ve tesirini hayatımızın ileriki aşamalarında da hayırlı amel ve anlamlı icraatlarla göstermektir. Bir yandan Ramazan’ın hâsılatını, Ramazan’ın kazanımlarını özenle muhafaza ederken, öte taraftan Ramazan’ın bizlere kazandırmış olduğu güzel özellikleri ve hasletleri kendimizden bir parça ve karakter haline getirmeye çalışmalıyız.
Yıl boyunca Ramazan bilinciyle yaşamak, Ramazan’ın kazanımlarını kaybetmemek temennisiyle… “Dünyaya karşı oruçlu ol, iftarın ölüm olsun!”
Cihan Bozoba / İnzar Dergisi – Ağustos 2013
Cihan Bozaba