Özgürlüğü boyunlarına takılan altın tasmanın ayarıyla eş değer tutanlara nispet, özgür ruhunla esir bedeninde erittin özgürlüğü damla damla. En büyük özgürlüğün Allah’a iman etmek olduğunu gösterdin yaşamının her anıyla.
Özgürlüğü, önüne atılan kemiğe salya akıtıp havlama sananlar; dünya zindanının lanetli mahkûmlarıydılar da bunun farkına bile varamadılar.
Özgürlüğü, ruhunu satılmış ruhlar pazarında satmak sananlar en bedbaht pazarcılardı da bunu anlamadılar. Oysaki sen “Kardeşim! Sen prangalara vurulsan da özgürsün; sen Allaha bağlandığın zaman” diyerek özgürlüğün ne olduğunu öğrettin hepimize.
Kardeşim sen özgürsün! Sen özgürlüğü, Allah Resulünden miras bilip; destanlarla yaşattın tarih sayfalarında.
Sen özgürlüğü, köle pazarlarında satılan hür adamların, göğüslerine konan kayalara rağmen “Allah bir” demelerinden aldın.
Senin inandığın özgürlük Demirci Habbab`ın kızgın çöl kumlarında yanan sırtında inşa edilmiştir.
Senin inandığın özgürlük, Kerbela`da destan yazmıştır zulmün tersimine.
Senin inandığın özgürlük, ta o günlerden bu günlere kadar gelmiştir, şerefle, onurla. Bazen Şeyh Said olmuş, dalga dalga kuşatmış mazlum coğrafyayı. Bir kıyam ateşi yakmış gönüllerde. Ve ölüm sadece vuslat ulağı oluvermişti yüreklerde.
Senin inandığın özgürlük, El Bennaların göğüslerinde yeşermişti, tertemiz kanlarını içerek.
Senin inandığın özgürlük, şeref ve onurla mayalanmıştı, kulluk tezgâhında. Çünkü senin inandığın özgürlük, sadece Allah’a boyun eğmek ve gayrısına perva etmemektir, Ramda`nın zulmüne sabredip, Bedir`in zaferine hakkıyla şükretmektir. Ebu Cehil`e karşı Sümeyye, Ümeyye’ye karşı Bilal olmaktır. Yani kardeşim senin özgürlüğün sadece ve sadece Allah’a kul olmaktır.
Kardeşim sen özgürsün! Özgürlüğün yolu Adeviyye meydanında dökülen kanlardan geçse de.
Özgürlüğün yolu, son nefeste Lailaheillelllah diyecek gücü bulamayıp kendi kanıyla yazmaktan geçse de.
Özgürlüğün yolu, şehadet bahçesini evlat evlat, kardeş kardeş sulamaktan geçse de.
Ve özgürlüğün yolu, El Benna`yla kurşunlanmaktan, Seyyid Kutub’la darağacından geçse de; kardeşim sen özgürsün.
Ya dünyayı kuşatacak bir zafer ya da Allah’a sunulacak şahadet. İşte şimdi kardeşim zaman, ayağa kalkma zamanıdır. Feda edilen canların, akıtılan kanların ve Allah’a uçan ruhların hürmetine; kalk ve kıyama dur.
Bir kıyam ki! Muhammedi sevdanın şafağında doğan güneşe adını özgürlük diye versin. Kurak toprakları andıran yüzlere, bakıp da görmeyen gözlere ve çarpıp da hissetmeyen kalplere cemre olsun. Kardelenler yeşertsin bahara hasret toprağımda.
Bir kıyam ki! Buram buram özgürlük koksun. Zavira`da Yusuf, Kerbela`da Hüseyin, vatanımda Selahaddinler koksun… Tek bir ağızdan, tek bir yürekten haykırsın ümmet; Allahu Ekber, Allahu Ekber hür olmak Allah’a kul olmaktır.
Ve bir kıyam ki! Özgürlüğün, direnişin ve şerefin satır satır yazıldığı zindandan yükselen;
“Kesinlikle kardeşim ben savaştan yılacak değilim
Silahımı da kenara atacak değilim
Şayet kardeşim ben ölürsem şehidim
Sen de övülmüş bir zaferle yoluna devam edersin” çığlığıyla kopsun. Uyansın ümmet, dağılsın gaflet karanlığı. Kâbe’den doğsun güneş ve Kudüs’ü aydınlatsın. Hatırlasın gönüller Allahu Ekber, Allahu Ekber hür olmak, Allah’a kul olamaktır.
Mehmet Salih Gönül / İnzar Dergisi – Eylül 2013
M. Salih Gönül