İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Musibetlere karşı iman ve tevekkül

2020-06-24
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Abdullah İbn-u Abbas’tan (radiyallahu anhuma) rivayet edilmiştir. Dedi ki: Bir gün Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) terkisinde bulunuyordum. Bana: “Ey çocuk, sana bazı kelimeler (kaideler) öğreteceğim” dedi ve şöyle buyurdu: “Allah’ın buyruklarını gözet ki Allah da seni gözetip korusun. Allah’ın emir ve yasaklarını gözet, Allah’ı önünde bulursun. Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen, Allah’tan dile! Ve bil ki, bütün bir ümmet toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsalar, ancak Allah’ın senin için takdir ettiği faydayı temin edebilirler. Yine eğer bütün ümmet, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allah’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler. Çünkü artık (kaderi yazan) kalemler kaldırılmış, sahifeler kurumuştur (yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşmiştir. Bundan sonra takdirde herhangi bir değişiklik söz konusu değildir.)) Tirmizî( Tirmizî dışında bir rivayette de şöyle buyurulmaktadır: “Allah’ın emir ve yasaklarını gözet, O’nu önünde bulursun. Bolluk içindeyken (emirlerine bağlı kalmakla) sen Allah’ı tanı ki O da darlığa düşünce (kurtarmak suretiyle) seni tanısın. Bil ki senin hakkında yazılmamış olan şey başına gelmez. Sana takdir edilen de seni atlayıp (başkalarına) gitmez. Bil ki zafer sabırla, sevinç üzüntüyle, kolaylık da zorlukla birliktedir.” Hadis-i şerif iman, murâkabe, Allah’ın emirlerine riayet, tevekkül ve kulların Allah’a olan ihtiyaçları gibi pek önemli konulara ışık tutmaktadır. Biz bu hadis-i şerife sünnetullah’a ait bazı esasların tebliği ve ta’limi de diyebiliriz. Hadisteki kaideler Allah Teâlâ, kader ve öteki insanlardan gelecek fayda-zarar konularına açıklık getirmekte, takdir edilenden başkasının kişiye ulaşmayacağını, ulaştırılamayacağını, açık-seçik anlatmaktadır. Kaderde olanın mutlaka gerçekleşeceğini ve kaderde olmayanın da başa gelmeyeceği güvencesini vermektedir. Kader ise, çoktan tesbit edilmiş, artık onda bir düzeltme ya da değiştirme kesinlikle olmayacak, Mü’min için gözetilecek asıl nokta, sadece Allah’ın emir ve yasaklarıdır. O halde Mü’minlerin yersiz kuşkulara kapılmalarına gerek yoktur. Onlar inançları doğrultusunda yaşamaya bakmalıdırlar. “Takdir olunan değişmez”, “nasibin seni bulur”, “alın yazımmış…” gibi sözler, sorumluluğu kadere yükleyip sorumsuzluğa kapı açacak şekilde değil, mü’mini hayatta kendi değer ölçüleri çerçevesinde sürekli bir güven ve faaliyet içinde tutacak biçimde anlaşılıp yorumlanmalıdır. Yani tam teslimiyet içinde tam faaliyet... Galiba ilk Müslüman nesillerin en belirgin vasıfları da bu idi… Başarı bu çizgide yürümektedir. Bir konuda şartların tamamen lehte veya aleyhte gözükmesi, takdirin önüne geçecek değildir. Bir başka deyişle görünür şartlar herkes için aynı sonuçları doğurmaz. Bunun tabii neticesi de herkesin karşılaştığı sonuca razı olması isyan psikolojisi ve davranışı göstermemesidir. (Riyad-üs Salihîn açıklamalı tercümesi) Ubade İbnu's-Samit (radiyallahu anh) vefatı sırasında oğluna demiştir ki: "Oğulcuğum, başına gelecek olan şeyin asla atlatılamayacağını, kaçırdıklarını da yakalayamayacağını bilmedikçe sen, imanın hakikatinin tadını asla bulamazsın. Zîra ben, Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işittim: "Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kalemi yarattı ve: "Kıyamete kadar olacak şeylerin miktarlarını yaz!" diye buyurdu. "Oğulcuğum, Resulullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) şunu da işittim: "Kim bu inanç dışında olarak ölürse benden değildir." (Ebu Davud, Tirmizî) Bu hadis, kadere imanın farz olduğunu, hayır olsun, şer olsun her şeyin kaderle, yani Allah'ın takdiriyle olduğunu; bunların önceden yazılmış olduğunu, bunun hiçbir suretle değişmeyeceğini kabul etmedikçe kişinin mü'min sayılmayacağını ifade etmektedir. Bu, vukua gelen her şeyin Cenab-ı Hakk tarafından önceden bilindiğini ve bu bilginin yazılmış olduğunu ifade eder. Nitekim bir ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: "De ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası başımıza gelmez. Bizim dostumuz ve gözeticimiz O'dur. Öyleyse mü'minler yalnız Allah'a tevekkül etsinler" (Tevbe 51). (Kütüb-i Sitte) Zikredilen hadis-i şerifler ayet-i kerimeyi de tefsir ederek Mü’min kimsenin hayata ve olaylara bakış açısını belirtmiştir. Buna göre bir Mü’minin olaylara karşı tavrı iman, tevekkül ve teslimiyettir. Bunu yaptığı zaman Allah’ın izni ile korkularından kurtulup gönül huzuruna kavuşacaktır. “Kadere inanan kederden kurtulmuştur”. Üstad Bediüzzaman rahmetullahi aleyh bu meseleyi şu şekilde ifade etmiştir: İkinci Nokta: İman nasıl ki bir nurdur, insanı ışıklandırıyor, üstünde yazılan bütün mektubat-ı Samedaniyeyi okutturuyor. Öyle de kâinatı dahi ışıklandırıyor. Geçmiş zamanı ve geleceği karanlıklardan kurtarıyor … … Eğer İlahî hidayet yetişse, iman kalbine girse, nefsin firavuniyeti kırılsa, Allah’ın kitabını dinlese, o vakit birden kâinat bir gündüz rengini alır, İlahî nur ile dolar... O vakit geçmiş zaman, büyük bir mezar değil, belki her bir asrı bir peygamberin veya evliyanın başkanlığı altında kulluk vazifesini yerine getiren tertemiz ruhların cemaatlarının hayat vazifelerini bitirmekle "Allahü Ekber" diyerek yüksek makamlara uçmalarını ve müstakbel tarafına geçmelerini kalb gözü ile görür. Sol tarafına bakar ki; dağlar gibi bazı berzah ve uhrevi inkılabların arkasında Cennet'in bağlarındaki saadet saraylarında kurulmuş Rahmanî bir ziyafeti o iman nuru ile uzaktan uzağa fark eder. Ve fırtına ve zelzele, veba gibi hâdiseleri, birer itaatkâr memur bilir. Bahar fırtınası ve yağmur gibi olayları; sureten haşin, manen çok latif hikmetlere medar görüyor. Hatta ölümü, ebedi hayatın başlangıcı ve kabri sonsuz mutluluğun kapısı görüyor. Daha diğer cihetleri sen kıyas eyle. Üçüncü Nokta: İman hem nurdur hem kuvvettir. Evet hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre olayların baskısından kurtulabilir. "Tevekkeltü alallah" der, hayat gemisinde tam bir emniyetle olayların dağlarvari dalgaları içinde seyran eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlak'ın kudret eline emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder. Sonra saadet-i ebediyeye girmek için Cennet'e uçabilir. Yoksa tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i safilîne çeker. Demek iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder. Fakat yanlış anlama! Tevekkül, sebepleri bütün bütün reddetmek değildir. Belki sebepleri kudret elinin perdesi bilip gözeterek; sebeplere teşebbüs ise, bir nevi fiilî dua telakki ederek; müsebbebatı yalnız Cenab-ı Hak'tan istemek ve neticeleri ondan bilmek ve ona minnettar olmaktan ibarettir. (Sözler) Bu konuyu te’yid eden birçok ayet-i kerime bulunmaktadır. Onlardan bir tanesi şudur, Allah Teâlâ buyuruyor: “Başa gelen hiçbir musîbet Allah’ın izni olmaksızın olamaz; Allah’a kim inanırsa onun gönlünü doğruya yöneltir. Allah her şeyi bilendir.”  (Teğabun: 11) Yani başına gelen hiçbir musîbet yoktur ki bu Allah’ın izniyle olmasın. Çünkü mutlak yetki Allah’ındır. Allah’tan başka hiç kimse mutlak güç ve kudret sahibi değildir. Göklerin ve yerin sahibi, Mâliki, Kâdiri sadece Allah’tır. Hayatın ve ölümün sahibi sadece O’dur. Kim iman eder, kendisi için hidâyeti tercih ederse, Allah onun kalbini hidâyete açar. Onun kalbine öyle bir genişlik verir, öyle bir ufuk açar, o kadar rahat bir gönül huzuruna kavuşur ki, Allah’ın emir ve yasaklarının tümünden razı olur, emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmak onun için çok kolay hale gelir. İslâm’a, imana, Kur’an’a, sünnete, cennete ve itaate, ölüme hazırlığa yönelir. (Basair-ül Kur’an) Seyyid Kutup rahmetullahi aleyh bu ayetin tefsirinde şunları söylemiştir: Mü'min her olayda Allah'ın elini hisseder. Meydana gelen her harekette O'nun elini görür. Bu yüzden başına gelen zorluklar ya da esenlikler karşısında kalbi sarsılmaz, dengesini yitirmez. Zorluklara sabreder, genişliğe, esenliğe şükreder. Bazen bundan daha yüce ufuklara ulaşır ve hem zorluklara hem de esenliğe karşı şükreder duruma gelir. Çünkü bu durumda esenlikte olduğu gibi zorluklarda da Allah'ın lütfunu görür. Zorlukları uyarı, günahların örtülmesi, iyilikler kefesinin ağır basması, kısacası her halükârda kendisi için bir iyilik olarak algılar. Buhari ve Müslim'in doğruluğunda görüş birliği içinde oldukları bir hadiste Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: "Ne kadar şaşırtıcıdır mü'minin durumu! Allah'ın verdiği her karar O'nun için hayırdır. Başına bir zorluk gelir de sabrederse bu, O'nun için iyilik olur. Yine, genişlik ve esenlik gelir de şükrederse o da kendisi için iyilik olur. Bu durum mü'minden başkası için söz konusu değildir." (Fizilal-il Kur’an) Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır da şunları söylemiştir: Gerek kâfir gerek mümin, ferd yahut topluluk her kim olursa olsun başına can, mal veya başka şeylerle ilgili herhangi bir musibet, maddî, manevî, kavlî veya fiilî hoşa gitmeyecek acı bir hadise gelirse o, her halde Allah'ın izniyledir. Allah'ın izni olmayınca hiç kimsenin istemesiyle, çalışmasıyla kimseye bir musibet erişmez. Allah'ın izni olmayınca bir yaprak bile yerinden oynamaz. Gerçi "Başına gelen kötülük ise nefsindendir." (Nisâ: 79), "Bir millet kendi durumlarını değiştirmedikçe, Allah onların durumlarını değiştirmez." (Ra'd: 11) âyetlerinde geçtiği üzere bazı musibetlerin kaynağı, insanın kendisi olduğu muhakkak ise de böylesi musibetler bile, yine de Allah'ın takdiri, iradesi ve izni olmadıkça meydana gelmez. Onun için "De ki hepsi Allah’tandır." (Nisâ: 78) buyurulmuştur. Bu ancak Allah'ın izniyle olduğu gibi her kim de Allah'a iman ederse Allah onun kalbine hidayet verir, yardım eder, doğruyu düşündürür, gelen musibetin ancak Allah'ın izniyle olabileceğini ve kendisinin de Allah'ın olup yine O'na döneceğini hatırlatarak "Biz Allah için varız ve biz sonunda O'na döneceğiz." (Bakara, 2/156) tesellisiyle gönlünü rahatlatır. "Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız." (Hadid: 23) irşadıyla sabır, metanet ve "Yalnız sabredenlere, mükafatları hesapsız ödenecektir." (Zümer: 10) müjdesiyle ferahlık verir. Ve Allah her şeyi bilicidir. Binaenaleyh ona izin vermesindeki hikmetini, ne gibi hayırlar ve faydalar gerektireceğini, bu yüzden mü’min kulunu ne gibi sevaplara ulaştıracağını, böyle iman eden bir kulun ne şekilde hareket etmesi gerekeceğini bilir ve kalbine o suretle hidayet vererek muvaffak kılar. (Hak dini Kur’an dili) Allah Teâlâ bizi musibetlerle imtihan etmesin!.. Imtihan esnasında bize güçlü bir iman, tam bir tevekkül ve teslimiyet nasib eylesin!.. Âmîn!..
Abdulkuddus Yalçın

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS