“ Nohut, tencerede ateşin hararetinden etkilendi mi yukarı doğru sıçrar. Tencere, kaynadıkça nohut üste doğru fırlar, yüzlerce taşkınlık sergiler ve:
— Neden, beni ateşe attın/kaynatıyorsun?
Mademki beni satın aldın, niçin bu hal(eziyet)e uğratıyorsun? Der.
Nohudu pişiren aşçı ise ona kepçeyle vurup:
—Yok, (şikâyet etme, sızlanma!)
Güzelce kayna(olgunlaş), sakın tencereden çıkmaya kalkışma! Seni sevmediğim, senden hoşlanmadığım için kaynatmıyorum ki… Bir zevk( tat, güzellik), çeşniye sahip ol da gıda haline gel, yen, cana karış( vitamin ol!) diye kaynatıyorum. Bu imtihan( pişirilme), seni horlamak ( Zavallı konuma düşürmek, yoksunluğa uğratmak…) için değil! (Sen) bostanda/tarlada (ekildin), sulandın, yeşerdin, ter ü taze bir hale geldin ya… İşte o (ekilme), su içme… Bu ateşe(bela/musibet) düşmen içindi.” Der. Allah(c.c)’ın rahmeti, (bil ki) kahrını aşmış, gazabından kat kat fazladır ve ezeli/ebedidir. Bu sebeple bir kulunu belalara uğratması,
rahmeti o kula ihsan etmesi içindir.
…
O halde bilelim ve hisse alalım ki…
Bela, bir imtihan…
Âşık, belaya aday
Aşk, sabra müptela…
Sabrı olmayanın Firdevs’i olmaz.
…
Bela, bir ateş…
Aşk ehli müminler cevher…
Ateş cevheri sağlamlaştırır…
Ateşe dayanan değer bulur…
Dayanamayan ise yanar, kül olur…
Ateşe dayanmak;
Yüce Allah’a iltica ve takva iledir.
…
Bela, bir tandır…
Âşık; musibetiyle yandıkça pişer
Sevdasıyla kıvamını bulur.
Bela, istenmez nebevi ifadeyle.
Ama bir geldi mi başa,
Mümin dayanmalı sabırla
…
Bela, bir sağanak…
İliklere kadar işler
Âşık ise bereketli bir toprak
Kullukla yeşerir,
İbadetle meyveye durur.
…
Bela, bir rüzgâr…
Eser, etkiler mümini
Dokunuşuyla imtihan zeminine savurur
Âşık ise bunu bir fırsat bilen
Dayanmakla arınan/temizlenen nasiplidir.
…
İman bir dava,
Kulluk bir davet
Aşk, bir davacı
Bela, bir şahit;
Şahidi olmayan davayı kazanamaz.
…
Bela, birer diken/zorluk…
Âşık ise rengi ve kokusuyla
Nazarları celbeden bir gül…
Gülü seven dikenine katlanır.
…
Bela, ayetin lafz-ı celiliyle
“ Korku, açlık; mal ve canlardan
eksilmek/eksiltilmekle bir imtihan…”
Âşık imtihan adayıdır…
İmtihana sabreden
İlahi rahmet muştusuna erişir.
…
Bela, insanlığın üzerine çöken karanlıklardır
Karanlığı olmayan gündüzün değerini bilinmez
Karanlığın nihayeti aydınlığın bidayetidir
Âşık, “ Sabah yakın değil mi?” müjdesiyle
Musibetini ihlâsına katık yapar
İslam güneşiyle parlayan yarınlara…
…
Bela ve musibet çeşitli olur
Bazen bir hastalıktır, o
Bazen de ele ayağa dolaşan bir mal,
Derken İslamsız ve amelsiz bir yaşamın yangını
Kimi zaman soğuk zindan dokunuşundadır
Kimi zamanda rahatlığın içindeki atalettir
Öyle ki, dem olur hayatın süsü evlat ve eşlerdir
O başa gelen ibtila ve sınanma
“ O kimseler ki başlarına bir musibet gelince:
‘ Allah’tan geldik, yine Allah’a döneceğiz.’ Derler.”
…
Bela, derece derecedir
En büyüğü imana düşman batıl saplantılardır
Ayağı cehenneme kaydıran itikadi kopmadır
Şeytan ve nefsin elinde zebun olmadır
Takvayla kuşananlar, bu dereceyi felaha ermekle taçlandırır…
Bir diğeri itaat yolunda gelen gevşetici telkinler
Teslimiyeti isteksizliğe götüren sinsi vesveseler
İslam’ı davet ve cihadsız kılan bir ruhanilik aldatmacası
Geceler de kıyam, gündüzlerde tebliğdir bunun dermanı…
…
Bela, bilen için bir ödüldür
Bilmeyen ise ona karşı isyanları oynar
Kurtuluş çaresini arayıp düşünmekten uzaktır,
Çırpındıkça batar, battıkça çırpınır
İdrak ehli ise belayı İlahi rahmeti celbeden bir değer bilir
“Cennet beleş değil, cehennem dahi lüzumsuz değil!” Sözüyle…
Önemli olan musibet, zorluk ve imtihanını merhamete dönüştürmektir.
İbrahim Dağılma / İnzar Derdisi – Eylül 2013 (108. Sayı)
İbrahim Dağılma