Kıymetli okuyucularımız!
Şubat ayının şehadetle özdeşleşmiş bir ay olması hasebiyle bu ayın şehitlerinden olan İskilipli Atıf Hocamız hakkında fazlaca bir bilgimizin olmamasına dayanarak sizler için Dr. Mehmet Sılay ile bir röportaj gerçekleştirdik.
Değerli hocamız, Şehit Atıf Hocamızın mezarının tesbiti konusunda emeği ziyadesiyle geçen bir şahsiyettir. Öyle ki bu gayesine erişme şerefine nail olarak İskilipli Atıf Hocamızın mezarını bulup tespit, teşhis ve nakil ile İskilip’e taşıdı.
Bir şehidimiz hakkında böylesi farklı bir çalışmayı ve failini okuyucularımızla paylaşmak istedik. Röportajından ve yardımlarından dolayı hocamıza şükran borçluyuz. İyi okumalar diliyoruz.
Dr. Mehmet Sılay Kimdir, tanıyabilir miyiz?
Hekim, şair ve yazar, siyaset adamı, Hatay milletvekillerinden. 20 Ağustos 1949, Beberte köyü / Altınözü / Hatay doğumlu. Kırıkhan Kurtuluş İlkokulu (1957), Kırıkhan Ortaokulu (1961), İskenderun Lisesi (1964), İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi (1972) mezunu. Almanya’da üroloji ihtisası (1982) yaptı. Askerliğini Erzincan’da tamamladı.
Üniversite yıllarında Necip Fazıl, Cemil Meriç ve Erzurumlu Nureddin Topçu’yu tanıdı. Kitaplarını okudu. Sohbetlerinde bulundu. İskenderun’da muayenehane hekimliği ve Devlet Hastanesi Başhekimliği yaptı. TYB ve Sınır Tanımayan Doktorlar Grubu üyesidir. Araştırma ve Seyahatnameleri muhtelif yayınevlerinde yayınlandı. Yaygın eğitimin örgün eğitimden daha güçlü olduğu bilinciyle okumaya, gezmeye ve yazmaya devam etmektedir.
İlk yazısı “İki Aylık Iztırap”, 1968 yılında “Fikir ve Sanatta Hareket” dergisinde yer almıştı. Yazılarını sonraki yıllarda Hareket, Adımlar, Türk Edebiyatı, Hatay dergileri ile dönemin muhafazakâr gazetelerinde yayımlamayı sürdürdü.
ESERLERİ:
ŞİİR: Kerbela Türküleri (1987).
ARAŞTIRMA-İNCELEME: Hatay Evliyaları (1989), Hatay Mücahitleri (1989), Kronik İntihar (1989), Hatay’da Sosyo-Kültürel Çevre (1989), Tünel Faciası (1990), Parlamentodan Haber (1998), Belen Derbendi (1998), Avrupa’da Hilalin Çocukları (1999), Coğrafyanın Dirilişi (1999), Yüzyılın Depremi (1999), Meclis’te Merve Olayı (2000), Selahaddin Eyyûbi (2004), İskilipli Atıf Hoca 1876-1926 (2016). Ayrıca Kudüs Çağırıyor, Türkistan Çağırıyor, İslam Medeniyetinde Tıp Kültürü, Endülüs Çağırıyor, Yeryüzü Cenneti Türkiye gibi eserleri de bulunmaktadır.
Şubat yani “Şehitler Ayı”ndayız. Bu ayda rahmetle yad ettiğimiz Şehit İskilipli Atıf Hoca kimdir, neden idam edildi, açıklar mısınız?
Salben idam sebebi Şapka İktizası Kanunundan bir buçuk yıl önce yazdığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” kitabı içindir. Ondan önce de yayınladığı “Kadında Şer’i Tesettür” ve “Din-i İslam’da Men’i Müskirat” eserleri vardı. Halka ve gelecek nesillere “İslamî Hayatı” yol haritası olarak sunan ilim adamları asıldılar. İskilipli onlardan biridir. Giresun’da Hafız Muharrem, Keşanlı Abdullah, Ankaralı Hafız İbrahim Ethem, Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi, Maşallah Ali Efendi’yle birlikte beş Müslüman Erzurum’da biri kadın olmak üzere -Kasap Bayramın anası Şalcı Şöhret bacı- sivil itaatsizlik yapan 26, Rize’de sekiz Müslüman asıldı. İlim adamları bizim bugünkü özgürlüğümüz için bedel ödediler.
Merhum hocamızın mezarı yıllardır kayıptı. Bulunmasında emeğiniz olduğunu biliyoruz. Nasıl bulduğunuzu anlatır mısınız?
İskilipli Atıf Hocamız, Ankara İstiklal Mahkemesi kararıyla 4 Şubat 1926'da idam edildi. Sonra Mamak Mezarlığı'nın “Kimsesizler” bölümüne defnedildi. 1954'de ise Gülveren ile Çinçin arasındaki Asri mezarlığa taşındı. Mahkemede zabıt kâtipliği yapan ve İskilipli Atıf'ın idam ve defninde bulunan bir kişinin, oğluna bıraktığı vasiyet ile kaybolan mezarını, 2000 yılında bu yolla bulduk.
Dolayısıyla her meslek grubundan gönüllülerle yıllarca Müderris Atıf Efendinin, sistemin tam otuz yıl yok farz ettiği mezarını aradık. Biz onu memleketi İskilip’te aramaya kalktık, bilen yoktu. Arkadaşlarımız TYB Başkanı Mehmet Doğan ve “Kelebekler Sonsuza Uçar” filminin Senaristi Mesut Uçakan da bilmiyordu. Mesut Beyin cevabı “Said Nursi’nin mezarı nerdeyse Atıf Hoca’nın mezarı da oradadır.” demişti.
Yukarıda bahsettiğimiz yaşlı olan bu görgü şahidinin yardımıyla bir Belediye Başkanı ve Park ve Bahçeler Müdürü eşliğinde mezarını açtık. Kemiklerini çıkardık. Kardeşinin torunlarından alınan materyaller/saç-tırnak örtüşmesi ile altı ayda yapılan DNA testini gerçekleştirdik. Kalabalık bir grupla on yılı aşan bir araştırmadan sonra ancak bulduk. Kemiklerini şahsi aracımla taşıdım.
İskilip Belediye Başkanı Orhan Öztürk -Bitlis Valisi oldu sonra- şehidin yeğeni Ahmet Faruk İmal ile birlikte merhumu, 82 sene sonra kılınmayan cenaze namazı sonrası usulca defnettik. Ancak hemen açıklamadık. Korona salgınından önce her vefat yıldönümü olan 4 şubatta rahmetle andık.
Bundan altı yıl sonra Mustafa Karahasanoğlu telefonla aradı. “Dr. şimdi artık Şehit Müderris İskilipli Atıf’ın kabrini basına gösterebilirsin.” dedi. “Niçin?” dedim. “Çünkü” dedi. “Şeyh Said Hazretlerinin torunları Devlete/Adalet Bakanlığına resmen baş vurdular. Verin, dedemizin kemiklerini yahut gösterin mezarını, bir Fatiha okumak hakkımız!” diye.
Otuz yıl boyunca yok farz edildi Atıf Hoca. Daha sonra Akif’in Başyazarı olduğu Sebilü’r-reşad idarehanesinde tanıştıkları İ. Ü. Hukuk Fakültesi “Medeni Hukuk ve Toprak Hukuku” Profesörü Ebu’l Ula Mardin, iki ciltlik “Huzur Dersleri” kitabında tam sekiz sayfada Atıf Efendiyi anlattı. Artık aydınların dili çözüldü. Necip Fazıl ve özellikle Sadık Albayrak, onunla ilgili araştırmalar yaptıklarından savcılık takibine uğradılar.
O gün şehidin bir torbada olan kemiklerini aracınızla İskilip’e götürdüğünüzde ve defin esnasında neler hissettiniz?
“Ahh minel mevt! Ya Rab amann!” demişti Urfa’da Şark İstiklal Mahkemesi tarafından asılan “Hayat-ı Beşer, İslamiyet’te Ahlak ve Kadınlarda Tesettür” kitabının yazarı Ankaralı Hafız İbrahim Ethem. Mezar taşına kazınan hece yazısındaki gibi bütün şehitlerimize rahmet dilemek geliyor içimden:
“Ahh minel mevt!
Ya Rab amann!
Hörmeti Kur’an,
Fahri dü Cihan,
Ebubekir, Ali, Ömer ve Osman,
Ve Sultan-ı Şehidan için
El-Fatiha…
İskilipli Atıf Hocamızla ilgili başka neler söyleyebilirsiniz?
Yeni nesillere aydınlık bir istikbal inşa etmek için tarihimizi doğru olarak bilmek zorundayız. Bu konuda modelimiz İskilipli Atıf Efendi’dir. Onun hayatı, eserleri, hizmetleri, mücadelesi ve akıbeti bir ibret tablosudur.
Resmî ideoloji onu, Laleli’deki evinden aldı. Ankara’da birinci meclisin önünde salben idam etti. Yaşama özgürlüğü -hakları- elinden alınan diğer ilim ve fikir adamları gibi Atıf Hoca da unutulmadı. Talimatla kalem kıran, küreğe mahkûm eden, sürgün eden, vicahen –gıyaben ve müeccelen- idam kararları vererek ev ödevi yapan zalimler unutuldu. Fakat zulmen canlarına kıyılanlar kıyamete kadar rahmetle anılacaklar.
Son olarak…
Husumete vaktimiz yok, biz muhabbet fedaileriyiz. Şehitlerimizi öc almak, intikam almak ya da rövanş almak için değil, ibret almak için rahmetle anıyoruz.
İskilipli Atıf’ın ve diğer şehitlerimizin bize ihtiyacı yok, bizim onlara ihtiyacımız var. Şehit alimler, indallah’ta itibar sahibidir. Millete, İslamî hayat teklifini yol haritası olarak sunan ve kitabın ortasından konuşanlar, yazanlar, münevverler, aydınlar asıldılar. Tarih, magazin değildir. Tarihi çalınmış bir milletiz. Tarihimizle yüzleşmek zorundayız.
Zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.
İnzar Röportaj/Söyleşi
İnzar Röportaj/Söyleşi