İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Medreseli Bacıma Mektup - 2

2013-12-18
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Azize bacım! Kesinlikle şunu bilmenizi isterim ki, pek merhametli olan Rabbimiz size büyük bir lütufta bulunmuştur. Zorluk ve meşakkatler ortasında sizin için kolaylık adacıklarını yaratmıştır. Gerçekten etrafınızdaki insanlar türlü sıkıntılarla imtihan olunmaktalar. Irak`ı, Suriye`yi, Mısır`ı ve ...
Azize bacım!

Kesinlikle şunu bilmenizi isterim ki, pek merhametli olan Rabbimiz size büyük bir lütufta bulunmuştur. Zorluk ve meşakkatler ortasında sizin için kolaylık adacıklarını yaratmıştır. Gerçekten etrafınızdaki insanlar türlü sıkıntılarla imtihan olunmaktalar. Irak`ı, Suriye`yi, Mısır`ı ve diğer İslam ülkelerini duyuyorsunuz. Bunlar hepsi etrafımızı saran ülkeler, komşularımız, akrabalarımız ve bedenimizin birer parçası olan ümmetin asli unsurlarıdır, ilim ve irfanda önümüzdeydiler. İlmi medreseleri ve eğitim kurumları oturmuş, yerleşmiş ve meyve verecek durumdaydılar. Fakat sünnetullah var; önceki ümmetlere isabet eden onlara da isabet edip durmaktadır. Şimdi bu ülkelerdeki insanlar güvende değiller. Sokakları ve şehirleri darmadağın ve mahallelerine büyük kargaşalar hâkim. Ne yazık ki bu ülkelerdeki kardeşlerimizin başına zamanımızın firavun ve Nemrutları musallat olmuş; kendi halklarını kırıp geçmekte, kıyımlar, katliamlar yapmaktalar. Elbette bu büyük imtihanda büyük hikmetler var. Kardeşlerimizin firavunlara başkaldırıları hayırların celbine işarettir inşallah. Onların maruz kaldıklarına karşı içimiz, ciğerimiz yanıp kavruluyor. Dualarımızla ve sair imkânlarımızla onlara destek olmaya çalışıyoruz ve olmalıyız da. Bu desteğimiz sonuna kadar devam edecektir inşallah.

İşte onların içinde bulundukları bu hale karşı kendi halimize bakıyoruz ki zahiren daha selametli bir durumumuz var. Zahiren olsa bile bu sakin halimizi manevi programlarla destekleyip altını doğru doldurabilirsek büyük imkânlara dönüştürebiliriz. Allah`ın izniyle bu bizim cehd ve gayretimize bağlıdır. Belki zayıflığımızdan, belki donanımsızlığımızdan veya bilmediğimiz daha başka bazı hikmetlerden dolayı Rabbimiz o kardeşlerimizin maruz kaldıkları halleri en azından fiilî olarak başımıza getirmemiştir. Belki Rabbimiz bize mühlet veriyor. Muhakkaktır ki kulluğumuzu imtihan ediyor; imanımızda ihlas ve samimiyetimizi sınıyor. Bu büyük lütfu karşısında ne yapacağımıza bakıyor. Belki de gözlerimizle göreceğimiz ihmal ve kusurlarımızı bize gösterip bizi yaptıklarımıza şahitler yapmak istiyor. Yani kısacası bizim ve sizin içinde bulunduğumuz el ân ki hâl kesinlikle Rabbimizin üzerimizdeki lütf u ikramıdır, bir imkân, bir fırsat ve değerlendirilmesi vacib olan bir zamandır. Eğer işin bu tarafından elinizdeki imkânlara bakabilirseniz ne büyük nimetlerle donanmış olduğunuzu kendiniz de göreceksiniz. Fakat işin bu tarafını görmezsek, hikmetleri üzerinde düşünmezsek ve ilimden habersiz olanların yaptığı gibi işi yüzeysel tarafına havale edersek, o zaman Rabbimizin imkân ve fırsat olarak bize İhsan ettiği bu lütfuna karşı nankörlük etmiş oluruz ki biz bundan Allah`a sığınırız. Sözün özü: işin bu boyutu üzerinde düşünüp, tefekkür edip Rabbimizin şükrünü en iyi şekilde nasıl eda edebiliriz meselesine yoğunlaşmalı ve tüm enerjimizle programlarımıza odaklanmalıyız.

Evet. Gerçekten Rabbimiz siz nazenin Zeyneplere, Fatıma ve Esmalara özel lütufta bulunmuştur. İsterseniz anne-babalarınıza sorunuz. Sorun bakalım sizin bugünkü imkânlarınız onların elinde var mıydı? Ben iyi biliyorum ki yoktu. Çoğu okumakta oldukları okullarını dahi okuyamadılar. Bırakın okul okumayı birçoğunun başını sokabilecekleri, sığınıp güvende olacakları bir settareleri bile yoktu. Hayatları ve gençlikleri muhaceratlarda, mahkûmiyetlerde geçti. Birçoğunun durumu böyleydi. Gönüllerince yiyecek ve giyecek bulmak onlar için adeta lükstü. Daha sonra birçoğu zindanlarla imtihan oldular. Bu sıkıntıların birçoğu hâlâ bazı kardeşlerimiz, ağabeylerimiz, babalarımız, amca ve dayılarımız için devam ediyor olsa bile eskiye oranla rahatlık daha baskındır. O zamanlar zorluklar ve sıkıntılar galipken bugün göreceli olsa bile rahatlık azıcık daha kendini göstermektedir. Biz zorlukların da kolaylıkların da Allah tarafından bir imtihan olarak bize verildiğine inanıyoruz. Zorluk ve kolaylıkların her birinin kendine has sabır çeşitleri vardır. Allah`ın yardımıyla onlar sabrettiler. Zorluklara, sıkıntılara, ağır baskılara sabrettiler... Duruşlarını hiç bozmadılar, iman ve istikametlerini muhafaza ettiler. Allah sabredenlerle beraberdir. Allah, yolunda uğradığı meşakkatlere rağmen duruşlarını bozmayan, istikametlerinde sarsılmayan ve imanlarına sımsıkı yapışan müminleri sever ve onlara yardım eder. "Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever." (3/146)

Gerçekten anne ve babalarınız ve de yakınlarınız başlarına gelenlerden dolayı gevşemediler, zafiyet göstermediler ve Allah düşmanı zalimlere boyun da eğmediler. Allah sabırlarının karşılığını verdi. Çünkü Rabbimiz buyurdu ki: "Bizim uğrumuzda cihad edenler var ya, biz onları mutlaka yollarımıza ileteceğiz. Şüphesiz Allah, mutlaka iyilik yapanlarla beraberdir" (29/69) Evet, Allah`a götüren yollar vardır. Onlardan biri de zorluklardan sonra kolaylığa ulaştırmadır. Allah daha iyi bilir ama şu an sizin içinde bulunduğunuz imkân ve nimetler, işte, belki de anne babanızın sabır ve sebatlarının karşılıklarından bir karşılık türüdür. Bunda, şehidlerin, muhacirlerin, esirlerin ve bu uğurda mağdur olanların payı vardır. Dede ve ninelerinizin payı, aile efradınızdan her birinin payı vardır. Her birimiz ve hepimiz acı ayrılıklar yaşadık. Yakıcı gurbetler yaşadık, yaşıyoruz. Büyük mağduriyetlerle imtihan olduk. Ter ve gözyaşı döktük. Halen dökenlerimiz var. Hâlâ kavuşamayanlarımız var. Hala babasını, ağabeyini veya bir yakınını bekleyeniniz var. Ve hâlâ size kavuşmak isteyen bizler varız. Bu nedenle azize bacım! Allah size özel lütufta bulunmuştur dedim. Bu bir nimettir. Nimet ise şükür ister. Bu nimet size pek çok imkân ve fırsatlar içinde ilim ve irfan olarak sunulmuştur. "And olsun! Biz Davud`a ve Süleyman`a ilim verdik. Onlar: ‘Hamd, bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah`a mahsustur’ dediler." (27/15) Aynısını demek size ve bize borçtur. Biz dualarımızla siz de gece gündüz yılmadan artan enerjinizle, cehd ve gayretlerinizle bu hamd ve şükrün edasına çalışmalıyız. Bilesiniz ki başarılarınız bize enerji olarak dönüyor. Manevi takat, makbul dua ve yakarışlardaki ihlâs olarak dönüyor. Keşke şahit olabilseydiniz siz başarılı olduğunuzda bizim ne kadar sevinip hamd u senalar ettiğimize...

Azize bacım!

Diyebilirsiniz ki, iyi ama ben bu nimetin şükrünü nasıl eda edebilirim? Soru güzel ve inşallah cevabı kolaydır. Öteden beri âlimlerimiz şükrün birkaç aşamada yerine getirilebileceğini söylemişler, tespitlerini yapmışlardır. Her şeyden önce iş kalpten başlar. Kalben niyet, kast ve azmederiz. Kalbimizden geçirerek "Ya Rabbi deriz, bana ikramen lütfettiğin bu büyük nimetin hakkını verebilmek üzere harekete geçiyorum. Bunun için Sana söz veriyorum. Sen gerçekten bana büyük lütuflarda bulundun. Başkasına vermediğini bana verdin. Ben bana yaptığın bu ayrıcalığı gördüm ve huzurunda ikrar ve itiraf ediyorum. Sen gerçekten büyük lütuf sahibisin. Sana sonsuz şükürler olsun. Ya Rabbi! Bu niyetime ihlâs kat. İhlassız bir niyet ruhsuz bir cesed gibidir. Senden peygamberlerine verdiğin ihlâsı istiyorum. Onlara verdiğinin aynısını istiyorum, inanıyorum ki ihlâs niyetin ruhudur. Niyetime ruh ver. Niyetimi sadece ve sadece rızan dairesinde kabul buyur. Sen kalplerin özünü, niyetlerin maksadını bilensin. Her konuda ve hususen niyetimin halisliği konusunda beni bana bırakma. Beni biliyorsun. Zaifim. İstikrarsızım. Unutkanım. Gafilim. Dağınığım. Boş şeyler beni meşgul ediyor. Niyetimin halisliğine kasteden söz ve davranışlarım olabiliyor... Rabbim! Lütfen beni bana bırakma..." demek suretiyle, evvela kalbimizin en müstesna mahallinde Rabbimizin nimetine düzenli şükretmek üzere güzel ve sabit bir yer ayırırız. Artık sadece namazlarımızda ve hususi dua anlarımızda değil, zamanımızın tamamında Rabbimize olan bu şükür halimizi canlı tutacağız. Öyle ki ruhumuzun her zerresi bu halis şükür suyu ile yıkanmış olacaktır. Bütün hal ve hareketimiz bununla boyanmış olacaktır. Rabbimize şükretme adına kalbimizde meydana getirdiğimiz bu inkılabın yansımaları bedenimizin bütün organlarında görülecektir. Gözlerinize bakan, şükür halinde gözlerle karşılaşacaktır. Simanıza bakan, şükrün bütün etkisini vechinizde muazzam bir vecd halinde görecektir. Elleriniz, ayaklarınız, yürüyüşünüz, oturuş ve kalkışınız şükrün dellalı, ilan edicisi olacaktır. Bu şekilde siz ilkin kalbinizi şükür için müsait hale getirmiş olacaksınız. Gerçekten insan bunu yapabilir. Kalbini nasıl hazır hale getirebileceğini de bilir. Yeter ki bu konuda samimi olsun. Bu ise en fazla sizin gibi masumelere yakışır. Çünkü imanla, İslam’la, Kur’an’la, ilim ve irfanla yoğrulma sa`yinde olan bir kalbiniz var. Azize bacım! Siz bu azmedilesi iş için kalbinize yöneldiğinizde bu aciz ve fakir kardeşinizi de lütfen unutmayınız. Dua ediniz.

Bu kalbî operasyon yapılıp niyet orada tahkim edildikten sonra dile ve kelimeye geleceksiniz. Kalpteki ihlaslı niyeti lisana taşıyacaksınız. Taşırken çok dikkat edeceksiniz. Niyet ve maksadın lisan yoluyla kelimede mânâ halini alıncaya kadar geçirdiği aşamaları var. Harici ve dâhili tesirler altında kalbden lisana yapılacak bu yolculuk üzerinde; şu ana kadar elde ettiğiniz birikiminizin payı olacaktır, duygu ve hislerinizin payı olacaktır, düşünce sağlamlığı ve tefekkür yoğunluğunuzun payı olacaktır, hayalin, tasavvurun ve insan yapısında kendine bir şekilde yer bulmuş olan hemen hemen tüm hasletlerin payı ve etkisi olacaktır. Dolayısıyla niyeti kalbten lisana taşırken ki cehdimizde itinalı, dikkatli, şuurlu, tedbirli ve uyanık olacağız ki bu taşıma cehdi siz farkında olmaksızın belki de bir göz açıp kapama anı gibi kısa bir andır. Sözün özü şu: Kalpten sonra Rabbimize lisanımızla şükredeceğiz. Kelime ve cümlelerle şükredeceğiz, işte bu iş için Rabbimizin hoşlanıp razı olacağı en güzel, en nezih, en tahir, en nazif, en tayyib, en latif, en cevval ve en nurani kelimelerle şükrümüzü eda edeceğiz, "iyi de neden bu kadar sıkıyorsun, neden böyle dikkat edeceğiz?" diye sorabilirsiniz. Derim ki: "Görmüyor musun Allah`ın hoş bir sözü, kökü sağlam, dalları göğe doğru olan hoş bir ağaca benzeterek misal verdiğini? O ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyve verir. Ve Allah kavrayıp düşünsünler diye insanlara böyle misal verir." (14/24,25)

Gerçekten güzel bir söz -ki bu hak sözdür- güzel bir ağaç gibidir. Kendisi güçlü ve kuvvetli, sarsılmaz, sağlam ve meyvelidir. Sarsıntı ve fırtınalar (kuruntu ve vesveseler) ona asla tesir etmez. Batıl cenahından esen rüzgârların kuvveti ne olursa olsun ve zulüm kasırgaları ne kadar şiddetli ve çetin olursa olsun ona asla tesir etmez, edemez. Evet. Bu ağaç risalet tarlasında yetişen peygamberlik ağacıdır. Her zaman güzel ve tatlı meyveler vermiştir ve bu meyvelerin en kâmili peygamberlerdir. Bu ağaçtan peygamberler yeşerir ve beraberlerinde iman meyvesini, hayır ve hayat meyvesini de yetiştirmektedir. Bu ağaç müminleri, mümineleri yetiştirir. Sözleri güzel, sağlam, sabit ve meyvelidir. Bu beliğ kelimelerle insanlara giderler ve onların hak ve hakikat sözüne gelmelerine vesile olurlar, insanı Hakk’a davet eden söz, sözlerin en güzelidir, işte Allah`ın nimetini hakkıyla şükretmede kullanacağınız her bir güzel kelime muhatabınızın kalbine nurlu bir davetçi gibi tesir edecektir. Beliğ bir söz olacak, muhatabınızın ruhuna en hassas noktasına kadar inip etkileyecektir. Sağlam ve sadık söz imanın icabı ve müminin özelliğidir...

Azize bacım! İşte siz lisanınızla böyle şükredeceksiniz. Unutmayalım; şahitlerin şahitlik edeceği günde kalbimiz bize şahit olarak getirileceği gibi lisanımız, ellerimiz, ayaklarımız ve diğer organlarımız da şahit olarak getirilir. Kulaklarımız, gözlerimiz, derilerimiz, ellerimiz ve ayaklarımız birer sadık şahit olarak dile gelecektir.

Muhammed Mehdi Gül / İnzar Dergisi – Aralık 2013 (111. Sayı)
 

 


Muhammed Mehdi Gül

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS