İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
    • 263.SAYI
    • 264.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Âlim ve mutasavvıf bir hak aşığı Muhammed Esad Erbili -3-

2019-11-23
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

“Kiracıların bir evden diğerine taşınırken bütün eşyâlarını beraberlerinde götürüp, sevdikleri mallardan hiçbir şeyi bırakmadıkları mâlûmdur. (Hiçbir eşya bırakmaz, bütün malını taşır.) Hâl böyle iken, insanların, her şeye muhtaç oldukları kabir evine giderken sevdikleri eşyâlarından kısmen olsun bir şeyi beraberlerinde götürmemeleri (onu dünyada bırakmaları, yani infâk edip kendilerinden önce âhirete göndermemeleri), gerçekten hayret verici, ne hazin bir şeydir.” (Şeyh Muhammed Esad Erbili)   Erbilli Esad Efendi, şahsiyeti yönüyle örnek ve sevilen biriydi. Anadolu, Bulgaristan, Bosna ve Arnavutluk gibi çeşitli ülkelerde binlerce müridi vardı. Kamuoyunda Erenköy Cemaati diye bilinen yapı aslında Şeyh Esad’a dayanmaktadır. Esad Efendi’nin vefatından sonra Erenköy cemaatinin başına Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi geçmiştir. Yeni kurulan laik rejim, Erbilli Esad Efendi’nin bu gücünden korkup çekindiği için ona büyük bir komplo kurmuşlar. Menemen Olayıyla alakası, hatta haberi olmadığı halde çıkan olaylar kendisine mal edilmiş; çünkü rejim en küçük bir muhalefete tahammül etmiyordu. İrfanla kurduk, denilen Cumhuriyet aslında ‘kan ve darağaçlarıyla, Kel ve Kılıç Ali’lerin insafsız ve vicdansız infazlarıyla’ kurulmuştu. CHF ve SHF gibi ciddi muhalefet içermeyen partileri kapatan, Şeyh Said ve İskilipli Atıf’ları şehit eden, Üstad Bediüzzaman’a türlü türlü zulüm ve cefaları reva gören rejim Erbilli Esad Efendi’yi de ortadan kaldırmak istiyordu. Hükümet, 1930 başında yeni kurulan Serbest Fırka’ya halkın gösterdiği yoğun ilgiden, çok huzursuz olur. Erbilli Esad Efendi, bu hengâmda Bursa’ya kaplıcaya gider ve orada bir süre kalır. Ancak Bursa ziyaretinden sonra oluşan hava çok sıkıntılı ve tehlikelidir. Bu hususta haberler kendisine ulaşınca ve oğlu tedbir alması için babasına yalvarır ve şöyle der: “Babacığım! Bu havayı beğenmiyorum. Etrafımızda uğursuz gölgeler dolaşıyor. Evimiz ve sokağımız devamlı gözetim altında. Bir tedbir alalım. Mesela köşkteki kalabalığı dağıtalım. Onları memleketlerine gönderelim. Biz de göz önünden silinelim.” Şeyh Es‘ad Efendi (ks) mahzun bir tebessümle şu karşılığı verir: "Allah’ın takdiri neyse o olacaktır! Bana öyle geliyor ki, ok yaydan çıkmış ve hakkımızda karar alınmıştır. Yani tedbir zamanı geçmiştir." Çok geçmeden 13 Aralık 1930’da Menemen tertibi patlak verir. Menemen Hadisesi, öyle netameli bir hadisedir ki üzerinden on yıllar geçmesine rağmen hala yıldönümü münasebetiyle dile gelmekte ve hakkında konuşulup yazılmaktadır. Menemen hadisesi olarak tarihe geçen bu hadise aslında belki de uyuşturucu kullanan altı cahil ve serserinin komplo kokan bir eylemidir. 28 Şubat sürecinde Ali Kalkancı, Fadime Şahin gibiler üzerinden dindar insanlar aleyhinde düzenlenen komplolara şahit olan bir nesil olarak bu olayın da komplo olduğu noktasında iddialıyız. Olay, o esnada telgraf memurluğu yapan Nail Efendi’nin görgü tanıklığıyla kaydedilmiştir ve bu tanıklık, daha sonra Genelkurmay sitesinde yayınlanmıştır. Menemen olayı öncesi dört Mehmet ve yaşları henüz on sekizi bulmayan iki Hasan, Manisa’nın bir köyünde dağda kurdukları bir çadırda günlerce kalırlar. Bazı tuhaf görüşmeler olur. Kendini sonradan Mehdi ilan eden Derviş lakaplı Mehmet, bu kişilere esrar içirme niyetindedir. Bu şahıslar, Menemen yakınlarına geldiklerinde Giritli Mehmet’in dağıttığı esrar sarılmış sigaraları içerler ve sarhoş bir halde Menemen’e girerler. 1930 yılı 23 Aralık sabahı... Bundan tam 89 yıl önce… Giritli Mehmet, Müftü Camii’nde Mehdiliğini ilan eder ve camiye gelenleri kendisine uymaya davet eder. Derviş Mehmet, dini koruma amaçlı geldiğini ve şeriatı istediklerini söyler. Mehdî Mehmet şöyle seslenir: "Artık Mehdiliğimi ilan edebilirim. Günü geldi." Mehdî Mehmet ve adamları namaz biter bitmez camiden üzerinde Tevhid kelimesi yazılı sancağı alırlar. Cami cemaatine Mehdî Mehmet'in de, yanındaki adamlarının da tavırları bir garip gelmektedir. Cemaat onlara tuhaf tuhaf bakar. Namazdan çıkanlar tedirgin olur ve onlara takılmadan doğruca caminin karşısındaki kahvehaneye girerler. Meraklı ve endişeli bir bekleyişle Mehdî Mehmet ve adamlarını izlemeye başlarlar. Mehdî Mehmet sancağı kaldırır ve ham ve ezber olduğu her halinden belli olan ifadelerle avaz avaz bağırır: "Sancağımız etrafında toplanın. Müslüman’ım diyenler gelsin. Durmayın. Küfrü tepeleyeceğiz. Yerinden emir aldık. Kuvvetler hazır!" Artık bir kavga, bir kargaşa başlamıştır. Dikkate şayan bir husustur ki, hadisenin üzerinden saatler geçtiği halde ortada ne emniyet güçlerinden bir emare ne de bir müdahale vardır. Sanki perde gerisinde birileri hadisenin çığırından çıkmasını, olayın genişlemesini bekler havası vardır. Birkaç saat sonra yakındaki bir kışlada bulunan nöbetçi yedek asteğmen Kubilay yanına bir manga asker alır ve hadise yerine koşar. Mangasına süngü tak emri verir. Kubilay, askerlerini Mehdi Mehmet ve adamlarının üzerine salar. Kendisi bizzat, bağırıp çağırmakta olan Mehdi Mehmet'in üzerine gider ve onu tokatlar. Bu sırada Kubilay bir kurşunla ayağından yaralanır ve yere yıkılır. Askerler paniğe kapılıp kaçışır. Halk ise olanlara sadece seyircidir. Bu kargaşada Mehdi Mehmet yaralı olarak yerde yatmakta olan Kubilay'a yaklaşır. Yine bağırır bir vaziyette, "Artık vakit oldu. Mehdî geldi!" der. Mehdi Mehmet, Kubilay'ın başını keser, hadiseler büyür. Mehdi Mehmet, Şamdan Mehmet ve Sütçü Mehmet hadise sırasında ölür. Zeki Mehmet, yaralı olarak ele geçer. Giritli Hasan ve Nalıncı Hasan kaçarlar. Halk ise korkmuş bir vaziyette bir anda ortadan kaybolur. Ertesi gün, bir tertipten ibaret olan bu hadise ile hedeflenen şeyin bambaşka bir şey olduğu görülür ve bu meşum hadisenin Müslümanlara kurulan bir komplo olduğu netleşir. Hükümet büyük bir maharetle(!) suçluyu ilan eder: “Kubilay cinayeti, Atatürk devrimlerini sindiremeyen Nakşîlerin işidir!” Hemen örfî idare (sıkıyönetim) ilan edilir. Birçok yerden olayla alakası olmayan Müslümanlar, yakalanıp yargılanmak üzere Menemen’e getirilir. Suçsuz bir şekilde derdest edilenlerden biri de Erbilli Şeyh Esad Efendi’dir. Bu olayı, o günün gazeteleri büyük bir iştahla(!) şöyle verirler: "Hadisenin Manisa da hazırlanmış, meselede Çerkez Ethem’in de parmağı varmış, yedi Nakşibendi şeyhi tutuklanmışmış, Şeyh Esad ve tâbileri Menemen’e getirilmiş, Divan-ı Harb kurulmuş, soruşturmalara başlanmış, ele geçirilen çok mühim(!) vesikaların incelenmiş, Şeyh Esad’ın mektupları yakalanmışmış, bu arada memleketin muhtelif yerlerinden tutuklanıp getirilenlerin sayısı iki yüzü aşmışmış..." O günün Cumhuriyet gazetesinde ilginçtir ki hadisenin asıl nedenlerinden ziyade Şeyh Esad Efendi’nin şahsı ile ilgili hususi haberler, sözüm ona bilgiler ve yorumlar yer alır: “O aslen Tokat ili Erbaalı ilçesindenmiş, kendisine adeta yarım Allah süsü vermişmiş, Arabistan’dan Arnavutluk a kadar bağlıları olduğu için çok güçlüymüş, Tekkelerin kapatılması kanuna riayet etmemişmiş, Erenköy’ündeki köşküne ziyarete gelenlere tarikat ayini yaptırmış, kendisine devamlı sevenleri tarafından çok pahalı hediyeler verilirmiş ve böylece çok zenginleşmişmiş…” 24 Aralık’tan itibaren bu konuda hemen her gün haber hazırlayan bir diğer gazete de o günkü Vakit’tir. Bu gazetede “hadisenin hazırlanış ve tertip yeri olarak, Mustafa isminde birinin kahveden bozma esrar tekkesinden söz eder. Bir esrar âleminde tertip edilen bu feci olayın açtığı yaralar çok ağır olacağını yazar. Gazete sık sık oradaki tutukluların durumu ile bilgilere yer verir. Bir haberde Şeyh Esad Efendinin hastalığının gittikçe ilerlediğinden söz ederken, doktorların onu dikkatle muayene ettikleri belirtilir…” Aslında gazete lafı yuvarlayıp bir yere getirme ve asıl niyetini ifşa etme arzusundadır: "Akıbetinin yaklaşmakta olduğu da görünüyor." İlginçtir, bu çok mahir(!) gazete istediği dar ağaçlı akıbetin bir an önce gerçekleşmesi için delilleri(!) de bir bir ifşa eder. Gazete, “Şeyh Esad’a yazılan aşk ve sevda dolu mektupları kimler göndermiş?” başlığı altında konu ile ilgili son derece ciddi(!) açıklamalar yapar. Bu ve benzeri haberlerin satır aralarında çok çarpıcı ifadeler vardır ki, bugün bunların yeniden ele alınıp açıklanması, tarih ve hakikat süzgecinden geçirilmesi gerekir. Ancak bütün bunlara rağmen Erbilli Esad Efendi kendisi için kaçınılmaz sona doğru yaklaşmaktadır. İslam düşmanları yönetimiyle, sıkıyönetim mahkemeleriyle ve basınıyla kinlerini kusmaktalar. Şeyh Esad Efendi’nin ne hastalığı ne ihtiyarlığı ne de olayla ilgisinin olmayışı onları ilgilendirmemektedir. Zaten onlar, tüm bu olayları bu Allah dostu insanı şehit etmek için tertiplemişler ve Menemen hadisesinin de istedikleri şekilde cereyan etmesini sağlamışlar. Mahkemeler sonunda 28 kişi asılır. Asılanlar arasında Menemen'i haritada gösteremeyecek kadar hadiseden habersiz olanlar dahi vardır. Şeyh Es'ad Erbilî'nin oğlu Ali Efendi de asılanlar arasındadır. Bu infazlar sonrasında laik rejimin koruyucu üç cellat Ali’sinden Cellat Kara Ali gazetecilerin kendisiyle yaptığı bir röportajda keyifli ve zevkli bir vaziyette ‘Son 12 yıl içinde 5216 kişiyi astığını söylemiştir.' Hadisenin bir numaralı sanığı olarak gösterilen Esad Efendi'nin de sağlık memuru vasıtasıyla hapishanede zehirlendiği pek çok araştırmacı tarafından rivayet edilmektedir. Değişik kaynaklar Menemen Hadisesini üç aşağı beş yukarı bu şekilde anlatır. 90 yıldır hakkında çok şey söylenen Menemen Hadisesi ana hatlarıyla yazdıklarımızdan ibarettir. Hadisenin görünen yüzü bu şekildedir ama bir de görünmeyen, çoğunlukla gözden kaçırılan birçok yönü vardır. Bu çarpıcı yönlerden birkaçı şöyledir:
  • Menemen olarak bilinen bu meşum olay, nerede çıkarılacak, bu iş için kimler kiralanacak, olay nasıl cereyan edecek, hepsi inceden inceye hesaplanmıştır. Menemen Hadisesinin tertipleyicileri hakkında Cevat Rıfat Atilhan şu bilgiyi verir:
"Menemen Hadisesinin tertipleyicisi Yahûdi Jozef Trentef yoldaştır." Şunlar da bu meşum olayın diğer figüran ve piyonlarının birkaç vasfıdır: Mehdî Mehmet, görünürde Menemen Hadisesinin elebaşıdır. Aslen Giritlidir. Esrarkeştir. Dış görünüşü ile tipik bir ham softa kaba yobazdır. Sütçü Mehmet, basit bir mahalle sütçüsüdür. Şamdan Mehmet ve Zeki Mehmet, bağ budayıcısıdır ve bu adam menfaati için her şeyi yapabilecek bir tiptir. Nalıncı Hasan, Giritlidir ve hadiseye hiçbir şey bilmeden karışmıştır. Giritli Hasan, dinî hassasiyeti olmayan biridir. Çoban Ramazan, 18 yaşlarında olup çobanlık yapan aynı zamanda cahil, dengesiz ve çocuk denecek yaşta küçüktür. İslami birikimi olmayan, bir cemaat veya tarikat terbiyesinden geçmeyen, mücadele ve hikmet gibi kelimeler sorulsa ne anlama geleceğini bilmeyen bu kişilerin devrim yapacağı, şeriat ilan edeceği ve Mehdi olacağı gerçekliğini bırakın iddiası bile gülünecek bir haldir.
  • 1930 yılında tertiplenen bu hâdise ile aslında o ana kadar ortadan kaldırılması istenen ama bir şekilde mümkün olmamış âlimlerin diskalifiye edilmesi hedeflenmiştir. Bir albay’ın hatıratında anlattıkları bunu göstermektedir:
“Ankara’da bize bir gece askerlerinizi götürün ve gelen yük vagonlarının başında nöbet bekleyin diye talimat verdiler. Komutana sordum, ‘Yahu bu yük vagonlarını beklemek için şu soğuk havada asker götürmenin mânâsı ne?’ Komutan: ‘Yük vagonlarının içinde ne var sen biliyor musun?’ ‘Bilmiyorum komutanım’ dedim. Komutan: ‘O yük vagonlarının içerisinde Konya, Seydişehir ve civarının bütün âlimleri var. Yarın sabah hepsi idam edilecek.’ dedi.”
  • Menemen’den tam 20 yıl sonra Burhanettin Onat, meclis kürsüsünden şöyle diyecektir:
“…Senelerden beri din mevzuu bu kürsüye irtica mevzuu olarak gelmektedir… Menemen hâdisesini bir irtica vak’ası diye kabul etmeye hakkınız yoktur. O, birkaç esrarkeşin şuursuzca yaptığı bir harekettir. O zamanki devrin, idarenin temizlik hareketi için elinde bir silah olarak kullanılan bir vasıtadır.” Bu hadise ile ilgili de ABD’nin Ankara sefiri Grew’in ‘Hâdisenin gerçekliğinden şüphelenmek için kâfi sebep vardı’ demesi, Fethi Bey ve Rıza Nur’un, hâdisenin müsebbibinin hükümet olduğunu söylemesi olayı sağlıklı ve doğru anlamamız için bize yeterlidir… (devam edecek)
İbrahim Dağılma

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS