Lezzetin, hazzın ve hızın öne çıkarıldığı bir merhaleden geçiyoruz. Gerçi bunlar insanoğluyla birlikte tarihin bütün dönemlerinde mevcuttu ama bugünkü kadar tescillenip kayıt altına alınmamıştı.
Lezzet, haz ve hız hem söz olarak hem de anlam açısından günümüzdeki dünyevileşmeyi en iyi anlatan kelimelerdir.
Müslümanlarda çağrıştırdığı şey ise azgınlık, şımarıklık ve tatminsizliktir ki, doğrusu da budur.
Lezzet, haz ve hız bir aldanıştır, insanoğlunun kendi kendisini avutmasıdır.
Her şeyden önce bütün lezzetler ve hazlar çok kısa sürelidir. İsterseniz lezzet ve haz aldığımız ne varsa şöyle bir gözümüzün önüne getirelim ve ne kadar sürdüğünü bir düşünelim. En çok sevdiğimiz yiyeceklerin, içeceklerin lezzet sürelerini bir ölçelim. Aynı şekilde nefsimizin, şehvetimizin tatmin süresine bir bakalım.
Her ne kadar lezzetlere ve hazza karşı insanın gözünün doymaması diye bir şey varsa da bu onun uzun sürdüğünü göstermez.
Daha da önemlisi; bu lezzet, haz ve hız mahiyet itibarıyla çok kısa süren şeyler olduğu gibi hayatın tamamı için değil genellikle gençlik yılları için geçerlidir. Siz buna sağlık ve maddi durumu da ekleyebilirsiniz.
Biz aslında bu kelimelere düşman değiliz. Sadece nefsin, bedenin hazzı ve lezzeti için koşuşturmanın yanlışlığına vurgu yapıyoruz. Yoksa kalbin de hazzının ve lezzetinin olduğuna inanıyoruz. Şu var ki onu bu kelimelerle değil zikirle, tefekkürle ifade ediyoruz.
Eğer Müslümanca bir hayat yaşıyorsanız sizin hazzınız ve lezzetiniz ne biter, ne tükenir. Hatta herkesin lezzet aldığı şeylerden siz çok daha büyük lezzet alırsınız. Yediğiniz kebabın lezzetini aldığınız gibi, başındaki besmelesiyle, sonundaki hamd ve şükürle bunu çok daha lezzetli hale getirirsiniz. Başkalarına kebap yedirmenin hazzının ve lezzetinin kendimizinkinden daha müthiş olduğunu da ancak Müslümanca yaşama ayrıcalığıyla tadabiliriz.
“Dikkat edin, kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur!”(Ra’d 28)
Allah’ı zikretmekle ahirette elde edeceklerimizi söz konusu etmiyoruz, dünya hayatında da hazların ve lezzetlerin zirve noktasının Allah’ı zikretmek olduğunu unutmayalım.
Hele bir de, bizim Allah’ı zikretmekte olduğumuz anda O’nun da bizi zikrettiği gerçeğinin farkında olmaktan daha büyük bir haz düşünebiliyor musunuz?
Dünyevi haz ve lezzetlerin çok kısa süreli olduğunu söylemiştik. Peki, zikrullah ile ulaşılan zevkin ve lezzetin müddeti ne kadardır? O artık size bağlıdır, istediğiniz kadar uzatabilirsiniz.
Hem zikrinizi sadece belirli vakitlerde değil hayatınızın her anına yayabilirsiniz.
Gelin biz buna zikir değil de “Allah ile bağlantılı olmak, O’nunla irtibat halinde olmak, her an O’nunla beraber olmak, bunun farkında olmak ve bunu telaffuz etmek” diyelim.
Özellikle bu bağlantının namazla en zirve noktaya ulaştırma imkânını düşünelim ve gerçekleştirelim.
Bir Allah dostu şöyle diyordu: “Herkesin uyuduğu bir demde benim gece kalkıp soğuk bir suyla abdest aldıktan sonra kıldığım iki rek’at namazla elde ettiğim mutluluğu eğer padişahlar bilselerdi onu benden almak için bana savaş açarlardı.”
Bütün bunlardan sonra, lezzet-haz ve hızla güya hayatı en iyi şekilde yaşadığını zanneden zavallıları bir daha düşünelim. Bu şekildeki yaşantılarının sonunda kendilerini bekleyen bir cehennemden önce asıl bu dünyada aptallık yaptıklarını bir anlatabilseydik.
Mehmet Göktaş
Mehmet Göktaş