Son zamanlarda gerek ülke içinde ve gerek dünya genelinde dine ve dindarlara karşı amansız bir saldırı kampanyası başlatılmış gibi görünüyor. Batıl cenahın temsilcileri olan tüm şer odakları gerek görsel ve gerek yazılı medya organlarıyla birbirleriyle yarışırcasına tek yaydan İslam'a, İslami değerlere saldırıp duruyorlar.
Bir bakarsınız ki, canımızdan, ana-babamızdan, evlad-u ıyalımızdan ve her şeyimizden daha çok sevdiğimiz sevgili peygamberimiz sallellahu aleyhi vesellemin manevi kimliğine ve kişiliğine yönelik küçümseyici ve saygınlığına halel getirici karikatür çizimi gibi birtakım eylem ve davranışlar içine girmişlerdir.
Bir bakarsınız ki, Feminist bir yaklaşımla İslam'daki çok evliliği bahane ederek Resulüllah sallellahu aleyhi vesellemin evlilik hususuna saldırıyorlar. Onun tertemiz olan ezvac-ı tahirata dil uzatıyor, aile kültürünü eleştiriyorlar. Bunun için neşriyatlarında kampanyalar yapıyor, senaryolar çiziyor, film ve diziler çeviriyorlar.
Bir bakarsınız ki, kutsal kitabımız yüce Kur'an'ı hedef tahtasına koymuşlar. Allah'ın kelamını çöl kanunu, orta çağ kanunları olarak nitelendiriyorlar. Kâh ekranlar karşısına geçip sahifelerini yırtıyor, kâh yerlere atıp edepsizce ayak basıyor, üzerine pisliklerini bırakıyor, kâh da Müslüman camianın gözünün içine baka baka ateşe veriyorlar.
Bir bakarsınız ki, Müslümanların mabetlerine, camilerine, medreselerine ve derneklerine saldırıyor, yakıp yıkmaya çalışıyorlar. Duvarlarına tehdit mesajları yazıyor, iğrenç çizimler yapıyor ve haç işaretleri yapıyorlar. Batılı kimi devletler de teröristleri barındırıyor veya terör üretiyor bahanesiyle kanunlarla Müslümanlara nefes veren bu mekanları bir-bir kapatıyorlar.
Haremeyn'i Şerifeyn yani Mekke ve Medine'nin durumu içler acısı! Bütün Müslümanların ortak kutsalı olan bu iki büyük harem, resmen işgal altında! orada her şey Britanya uşağı Suudi krallığının inisiyatifine bırakılmıştır. Şayet onlar lütfederlerse Müslümanlar gidip Allah'ın Farzını eda edebiliyor, haccını yapabiliyorlar.
Mescid-i Aksa'nın durumu zaten ortada! Müslümanların ilk kıblesi olan bu kutsal mabet, Yahudi işgali altında inlemekte, Müslümanlardan medet ve özgürlüğe kavuşma günü beklemektedir. Belli aralıklarla Siyonist işgalciler necis ayaklarıyla içini basıyor, orada ibadete çekilmiş Müslümanları tartaklıyor, murabıtlarını yakalayıp gözaltına alıyor, zindana atıyorlar.
Peki bütün bunlar neden? Neden küresel çapta Müslümanlara, İslami değerlere ve kutsallarına karşı amansız bir taarruza girişmişler? Neden bu şiddet ve bu celal... dahili ve harici tüm düşmanlar yani gerici Arap yöneticilerinden batılı emperyalistlere kadar, tüm şer odakları neden İslami uyanışa karşı el birliği yapmışlar? Tabiatları ve maksatları ayrı olduğu halde İslami uyanışın karşısında ittifak halinde hareket ediyorlar?
Aslında bütün bu soruların cevabı gayet açık ve nettir. Bugüne kadar yok etmeye çalıştıkları İslam'ın kökleri yeniden filizlenmekte ve her gün boy vermekte olduğunu görüyorlar da ondan. Şimdiye kadar gizlemeye çalıştıkları hakikatler her gün biraz daha gün yüzüne çıkıyor ve her gün biraz daha yayılan İslami uyanışın önüne geçemeyeceklerini görüyorlar da ondan telaşlanıyor ve çıldırıyorlar.
Son zamanlarda bu çılgın telaşları çığırından çıkmış gibi görünüyor. Mısır'da, Suudi Arabistan'da, Filistin'de, Hindistan'da ve Avrupa'da... hesapları tutmadı, planları altüst oldu. Müslüman halkları bozmaya çalışırlarken, bir de baktılar ki, Avrupa'nın göbeğinde Paris'te habire mescitler açılıyor, İslami dernekler kuruluyor. Bu yüzden fıttırıyor, kuduruyor ve çıldırıyorlar. İslami uyanışa karşı hazımsızlığını her yerde haykırıyor, meclis kürsülerinden bas bas bağırıyorlar.
Ama hiç kusura bakmasınlar ve boşuna kendlerini yormasınlar! Şimdiden haber veriyorum ki, ilk günde bunun önüne geçemeyen büyükleri gibi, kendileri de geçemeyecek ve başaramayacaklardır. Kab bin Eşrefleri, Huyey bin Ahtabları ve ibni Ebilhukaykları nasıl başaramadılar, meyus meyus mağlup olarak boyun eğmek zorunda kaldılarsa onlar da günü geldiğinde mağlup olacak, hor ve hakir olarak boyun eğmek zorunda kalacaklardır.
Nasıl ki, Medine içinde sırf Hz. Peygamber sallellahu aleyhi veselleme zarar vermek amacıyla kurulan Dırar Mescidi'nin sahipleri münafıklar, rezil olup dağıldılarsa; kısa sürede gerçek yüzleri deşifre olup kurdukları iğrenç planları başlarına yıkıldıysa, aynı şekilde emperyalistlerin güdümünde olan içerdeki kuklalar da günü geldiğinde maskeleri düşecek ve korktukları akıbetle yüzleşeceklerdir.
Ancak bu neticeyi görmek için Müslümanların ciddi ciddi çalışmaları ve sahabe nesli gibi, büyük fedakarlıklarda bulunmaları lazım. Aralarındaki bütün beşerî bağları, ayrılık ve farklılıkları bir kenara bırakıp İslam kardeşliğini birinci dereceden esas almaları, kendi aralarında yardımlaşma ve dayanışma içinde hareket etmeleri gerekir. Mezhep, meşrep, ırk, renk, dil ve coğrafi bölge gibi tali bağları, ikinci dereceden ele almaları ve kullanmaları gerekir.
Özellikle ümmetin bölük pörçük hale geldiği bir zamanda Müslümanlar için bu birleşme, yardımlaşma ve dayanışma bir sorumluluk ve zorunluluk halini almıştır. Bunu yapmak zorundayız. Yoksa küresel emperyalizmin fitne tuzaklarından kurtulamayız. Gözümüzü açıp dost ve düşmanımızı tanıma fırsatını bile bulamayız. Bakınız Kur'an-ı Kerim bu fitnenin ne derece tehlikeli bir boyutta olduğu hakkında bizleri nasıl ikaz ediyor:
"Kâfir olanlar bazıları bazılarının dostları, yardımcılarıdırlar. Eğer siz onu yapmaz (Allah'ın emirlerini yerine getirmez) iseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur." (Enfal: 73)
"Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinde sakladıkları ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz."
"İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında "İnandık" derler; kendi başlarına kaldıklarında ise size olan kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) geberin! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilendir."
"Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve sakınırsanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır." (Ali İmran: 118-119-120)
Ayeti kerimelerde sergilenen tablo ve canlandırılan karakter, tüm zaman ve mekanları kuşatan hükümler ve yönlendirmeler ihtiva etmektedir. Müslümanların çevresinde her zaman benzer düşman tiplere rastlamak mümkündür. Müslümanların güçlü olduğu ve zafer elde ettiği zamanlarda bunlar sevgi gösterisinde bulunurlar. Ancak tavır ve davranışları bunun tam tersini ispatlamaktadır.
Ne var ki, bazı Müslümanlar bu tezahüratlarına aldanarak onlara sevgi ve bağlılık gösterirler. Oysa onlar Müslümanlar için ıstırap ve fitneden başka bir şey dilemezler. Gece gündüz fırsatlarını buldukça, Müslümanlara eziyet etmekten, yollarına diken serpmekten onlara hile ve desiseler hazırlamaktan, düşmanlarına istihbari bilgi aktarmaktan asla geri durmazlar.
İşte Kur'an-ı Kerim, onların Müslümanlar hakkında besledikleri derin düşmanlıklarını, tasarladıkları hain planlarını ve göğüslerinde kaynayan kötü niyetlerini bu şekilde resmetmektedir. Ne yazık ki, bunların bu sahte yüzlerine aldanarak sevgiyle yaklaşan bazı Müslümanlar, ümmetin sırları konusunda onlara güvenmekte, onlardan sırdaş, dost ve arkadaş edinmekte ve onlara gösterilen bu yaklaşımın sonunda saflığından büyük zararlar vermektedir.
İşte bu uyarı, bu sakındırma, bu aydınlatma Müslümanlara işin ne derece tehlikeli ve vahim boyutta olduğunu göstermekte, Allah'ın bildiği ve fakat kendilerinin bilmediği düşmanlarının hilelerinden haber vermektedir. Kuşkusuz bu ikazlar, belli bir topluma veya tarihsel bir dönemle sınırlı değil, her zaman ve her nesilde karşılaşılabilen ciddi bir tehlikedir. Ümmetin şu andaki hali zaten açıkça bunu doğrulamaktadır.
Şu hâlde Müslümanlar, kendilerinden olmayan insanları sırdaş edinmemeli, Müslümanların mahrem sırlarını herkese ve uygunsuz yerde açıklamamaları gerekir. Danışacakları ve sır paylaşacaklarını iyi seçmeli ve özellikle dost kılıklı düşmana karşı daha dikkatli olmaları gerekir. Yukarıdaki ayeti kerimelerde yapılan aydınlatma, ikaz ve yönlendirmeler her zaman, her yerde ve tüm nesiller için aynen geçerlidir.
Yüce Mevla, dahili ve harici tüm düşmanların hilelerine karşı Müslümanları uyanık kılsın. Fitne odaklarının kurmaya çalıştıkları tüm tuzakları kendi başlarına yıksın, İslam coğrafyasının doğusunda, batısında bulunan tüm İslami hareketleri sürçme ve kaymalardan muhafaza eylesin, sevdiği ve razı olduğu şeylere muvaffak kılsın ve önlerine kurulan tüm hilelerden ve badirelerden sağ salim sahili selamete kavuşmayı müyesser kılsın.
Mehmet Şenlik
Mehmet Şenlik