İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Küreselleşme Çağında İslam Daveti -3-

2013-04-13
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Mekke’yi düşünelim, kendini ticarete vermiş, Allah’ın evi Kâbe’yi bile ticaret aracı haline getirmiş, pek çok yönüyle demokratik, gevşek bir şehir devleti…
Mekke’yi düşünelim, kendini ticarete vermiş, Allah’ın evi Kâbe’yi bile ticaret aracı haline getirmiş, pek çok yönüyle demokratik, gevşek bir şehir devleti…

Kendine dalmış, kendi hayat tarzı içinde yolunu kaybetmiş, duyarsızlaşmış, çürümüş, farklı bir yöne hareket etme kabiliyetini yitirmiş, farklı sözü aldırış etmeyerek etkisizleştiren, şiirle uyanmak yerine kendinden geçen, üstünlüğü soyunda kalmış, kendisine sermaye olarak soy kütüğü kalmış bir toplum…

Biyolojik olarak Hz. İbrahim’le bağını bilen, o bağla övünen ama Hz. İbrahim’in savaş açtığı putlar önünde eğilen; bir yandan kadına (başlık diye) servet ödeyen, öte yandan kız çocuklarını diri diri toprağa gömen bir çelişkiler toplumu… Varaka bin Nevfel gibi bilenlerinin kendi halinde yol aldığı, herkesin bir başkasının hayat tarzına gülüp geçtiği veya o hayat tarzına gözünü kapatıp geçtiği duyarsız bir toplum…

Gelir dağılımının, alt-üst ilişkilerinin, kadına bakışın fahiş olduğu bir toplum…

Böyle bir toplumda Hz. Muhammed Mustafa’nın sustuğunu düşünebilir misiniz?

Aslında kimi ilkel dinlerde olduğu gibi Hz. Resulullah (S.A.V) peygamberlikle görevlendirildikten sonra toplum içine hiç çıkmadan, kendi mekânına kapanıp münzevi bir hayat yaşayabilir; oradaki sözlerinden, oradaki hayatından etkilenenler üzerinden İslam’ı yayabilirdi.

Bu bir yoldur, hatta kimi yönlerle oldukça etkili bir yoldur. Ama Allah (cc), öyle dilemedi; Hz. Resulullah (S.A.V), bu tür bir yöntemi benimsemedi.

Yüce Allah (cc), elçisine dedi ki “Ey örtüye bürünen! Kalk ve uyar, Rabbini yücelt…” (Müddessir 1-3) “Önce en yakın akrabalarını uyar!” (Şuara 214) “Artık Sana emrolunanı açıkça söyle, puta tapanlara aldırış etme. Seninle alay edenlere karşı şüphesiz Biz, Sana yeteriz.” (Hicr 94-95)

Hz. Resulullah (S.A.V), bunun zor bir metod olduğunun farkındaydı. Nitekim “Önce en yakın akrabalarını uyar” ayet-i kerimesi indiğinde Hz. Resulullah (S.A.V) “Ben, bunu yaparsam kavmimden hoşlanmayacağım bir muamele göreceğimi bildim, bundan dolayı sustum. Cebrail, geldi ve bana dedi ki: Ey Muhammed, eğer Rabbinin Sana emrettiğini yapmazsan Rabbin Seni ateşle azaplandıracak.” buyuruyor. (İbn-i Kesir)

Artık başka yol, yok kabul edilir. Çünkü Allah (cc)’ın emretmediği yol, Onun elçisi (S.A.V) için yol değildir. Din, Onundur; dine çağrı yolunu belirleyecek olan da O’dur.

Allah’ın Resulü (S.A.V) emri alınca safa tepesine çıktı, o dönemin bir bakıma “kırmızı ışık” “İmdat” çağrısıyla “Ya Sabbahah!” diye seslendi, çağrıyı duyan şehir halkı toplandı ve yüce elçi (S.A.V) onlara “Ey Abdulmuttalib oğulları, ey Fahr oğulları, ey Ka’b oğulları! Ben, size bu dağın ardından atlılar gelecek ve size saldıracak dersem beni doğrular mısınız?” diye sorar, “Evet!” der çağrıya cevap verenler. Bunun üzerine Allah’ın elçisi (S.A.V), “Sizin için önünüzdeki şiddetli azabı size haber veren bir uyarıcıyım” diyerek uyarma görevini yapar. (Buhari’den naklen İbn-i Kesir)

Başka bir rivayette Hz. Ebu Hureyre (r.a) şöyle buyurur: “Önce yakın akrabalarını uyar” ayet-i kerimesi inince Hz. Resulullah (S.A.V) Kureyş’in alt-üst (havas-avam) bütün kesimlerini çağırdı ve şöyle dedi: “Ey Kureyş topluluğu, kendinizi ateşten koruyunuz! Ey Beni Kelb topluluğu kendinizi ateşten koruyunuz! Ey Beni Haşim topluluğu kendinizi ateşten koruyunuz! Ey Abdulmuttalib oğulları topluluğu kendinizi ateşten koruyunuz! (Ve kendi öz kızını çağırıyor) Ey Muhammed’in kızı Fatıma kendini ateşten koru! Allah’a yemin ederim, ben Allah’a karşı sizin için bir şey yapamam. Sizin için ancak (sıla-i) rahm vardır.” (Müslim ve İmam Ahmed bin Hanbel’den naklen İbn-i Kesir)

İSLAM GETTOLAŞMAYI KABUL ETMEZ

İslam; küfürden, fısktan soyutlanmayı (tecerrüd etmeyi) emreder ama gettolaşmayı kabul etmez. Bu, ince bir yoldur, orta bir yoldur. Ondan sapan yanlışa düşer.

Getto, Katoliklik dönemi Avrupa’sında toplumdan dışlanan Yahudilerin sığındığı kenar mahalledir. Oradan türetilen “gettolaşma” kavramı, bir grubun kendini korumak için toplumdan uzaklaşmasını, toplumla arasındaki bağı kopararak kendi dünyasına çekilmesini anlatır.

Fiziki bir gettolaşma söz konusu olduğu gibi düşünsel bir gettolaşma da söz konusudur.

Fiziki gettolaşma; bir grubun mekânını toplumdan ayırması, kendisi için kendisinden olmayanların giremediği siteler, mahalleler inşa etmesidir. Amaç toplumdan etkilenmemek, toplumla içli dışlı olmamaktır. (Nitekim günümüzde İslami simgelerden rahatsız olan kimi bağnaz çağdaşçılar, büyük şehirlerin kıyısında kendileri için böyle yerler inşa ediyorlar.)

Düşünsel gettolaşma ise kişinin toplum içinde yaşarken “kendi inancını, düşüncesini kendisine saklaması”, toplumla düşünce alış verişinden kaçınması, kendini kendi gündemine hapsetmesidir.

Gettolaşma acizliktir, toplum ırmağını kendi akışına bırakmaktır, o ırmağın akıntısına karşı kürek çekme gücünü kendinde görmemektir.

Gettolaşma sorumsuzluktur, kişinin kendisini ferdi olduğu toplumun geleceğinden sorumlu görmemesidir.

Gettolaşma, ürkekliktir; toplumdaki yanlışlarla mücadele etmeye cesaret edememektir.

Gettolaşma, zayıflıktır. Kendisini inanç ve düşünce bakımından güçlü gören inanç ve düşüncesini beyan etmekten korkmaz.

Gettolaşma, bencilliktir, ben cennete gideyim de diğer insanlar ateşte cayır cayır yansın demektir.
Hz. Resulullah (S.A.V) ve arkadaşları, toplum ırmağını kendi haline bırakmadılar.

Hz. Resulullah (S.A.V) ve arkadaşları, acziyet içinde değildiler.

Hz. Resulullah (S.A.V) ve arkadaşları, sorumsuz değildiler.

Hz. Resulullah (S.A.V) ve arkadaşları, ürkek değildiler.

Hz. Resulullah (S.A.V) ve arkadaşları inanç ve fikirde zayıf değildiler.

Hz. Resulullah (S.A.V) ve arkadaşları bencil değildiler.

Allah’ın elçisi (S.A.V) çarşıda, pazarda dolaşıyor, ulaşabildiği her yere ulaşıyor ve vahyi duyuruyordu.”

İmam Ahmed bin Hanbel’den aktarılmıştır: “Bir adam dedi ki ben (cahiliye günlerimde) Hz. Resulullah (S.A.V)’i, Zü’l-Mecaz çarşısında gördüm. ‘Ey insanlar lailaheillallah deyiniz, kurtuluşa erersiniz’ diyordu.” (İbn-i Kesir)

Hz. Ali(r.a)’ın kardeşi Akil bin Ebi Talib haber veriyor: Kureyş, Ebu Talib’e geldi ve dediler ki: “Senin kardeşinin oğlu toplantı yerlerimizde ve Kâbe’nin bahçesinde bize eziyet ediyor. (Bizi dinine çağırarak bizi rahatsız ediyor), onu bizden alıkoy.” Ebu Talib, “Ey Akil, git ve Muhammed’i bana getir” dedi. Ona vardım, onu küçük bir evden çıkardım, öğlenin sıcağında oraya gelirdi. Onların yanına vardığımda Ebu Talib “Ey amcasının oğlu, bunlar Senin onlara toplantı yerlerinde ve Kâbe’nin bahçesinde rahatsız ettiğini iddia ediyorlar, onları rahatsız etmeye son ver” dedi. Hz. Resulullah (S.A.V) gözlerini göğe çevirdi ve “Siz, bu güneşi görüyor musunuz?” dedi; “Evet” dediler. Hz. Resulullah (S.A.V) “Ben, onu sizi ışığıyla aydınlatmaktan vazgeçmeye çağıramam” dedi. Ebu Talib “Vallahi, kardeşimin oğlu asla yalan söylemedi, haydi geri gidiniz, dedi” (Buhari’den naklen İbn-i Kesir)

Rivayetlerden anlaşıldığı üzere Hz. Resulullah (S.A.V) ulaşabildiği her yere ulaşıyor, onları toplantı halinde yakalıyor, çağırıyor, onlara ölü kalpleri diriltecek sözler söylüyor, hakka doğru kışkırtıyor, gündemin içine çekiyor, konuşturuyor; kuşkuları, korkuları tepkileri açığa çıkarıyor, yüce Allah (cc)’ın yol göstericiliğiyle cevap veriyor, onların üzerine varıyor, kendi kulaklarına pamuk tıkayıncaya kadar onlarla uğraşıyor ve onları kendi duyurusuyla uğraşmak, kendi alanı içine girip fikir savaşına girmek zorunda bırakıyordu. Onlar duyarsızlıkta direnirse onları aşağılıyor, onların kendilerini savunma dürtülerini harekete geçiriyor, onların tutarsızlıkları beliriyor ve yüce Kur`an o tutarsızlıkları bir bir gözler önüne sererek Hz. Resul(S.A.V)’in yardımına yetişiyor.

İşte Hz. Resulullah (S.A.V) ile onlar arasındaki mücadelenin Furkan Suresi’ne yansıması: (İnkar edenler), Allah`ı bırakıp hiçbir şey yaratmayan ve zaten kendileri yaratılmış olan, üstelik kendilerine fayda ve zararları dokunmayan, öldürmeye, yaşatmaya ve ölüleri diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen ilahlar edindiler. ﴾3﴿ İnkar edenler, "Bu Kur`an, Muhammed`in uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Başka bir topluluk da bu konuda ona yardım etmiştir" dediler. Böylece onlar haksız ve asılsız bir söz uydurdular. ﴾4﴿ (Bu Kur`an, başkalarından) yazıp aldığı öncekilere ait efsanelerdir. Bunlar ona sabah akşam okunmaktadır" dediler. ﴾5﴿ (Ey Muhammed!), De ki: "O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir." ﴾6﴿ Dediler ki: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, çarşıda, pazarda dolaşır. Ona bir melek indirilseydi de bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!" ﴾7﴿ “Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya ürününden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya! "Zalimler (inananlara): "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler. ﴾8﴿ (Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasıl da temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar. ﴾9﴿ Dilerse sana bundan daha güzelini, içinden ırmaklar akan cennetleri verebilecek olan, sana saraylar kurabilecek olan Allah`ın şanı yücedir. ﴾10﴿ Hayır, onlar Kıyameti de yalanladılar. Biz ise o Kıyameti yalanlayanlara çılgın bir cehennem ateşi hazırlamışızdır. ﴾11﴿ Bağlanmış, çatılmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman orada, yok olup gitmeyi isterler ﴾13﴿ (Kendilerine) "Bugün bir kere yok olmayı istemeyin, bir çok kere yok olmayı isteyin!" (denir.) ﴾14﴿

Eleştirinin şiddeti arttıkça artıyor ve yüce Allah (cc), onlar hakkında şöyle buyuruyor:

“Cehenneme yüzükoyun sürülüp toplanacak olanlar, işte onlar yerleri en kötü ve yolları da en sapık olanlardır.” (Furkan 34)

Bu ayetler, Arapça nazil olmuş ve Arapçayı çok iyi bilen Mekke’de müşriklerin duyacakları her yerde okunmuş. Yaşanılanın bu yanına bakılınca Allah’ın elçisi (S.A.V)’in nasıl bir mücadele verdiği daha iyi anlaşılıyor.

Allah (cc) böyle buyururken, Hz. Resulullah (S.A.V) böyle davranmışken biz nasıl olur da İslam dışı bir yaşamın çirkinliklerine dalıp huzursuzluğunda kaybolanları seyretmekle kalırız ya da onları uzaktan seyretmekten gizli bir keyif alırız?

Allah’ın Resulü’ne iman eden, ilim sahibi insan bu küreselleşme çağında düşünsel bir gettolaşma yaşayamaz, toplumun duyarsızlaşmasından şikâyet edip kendisini kendi dünyasına hapsedemez.

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Nisan 2013
 

 


Dr. Abdulkadir Turan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS