“İnkâr edenlerin refah içinde diyar diyar dolaşması sakın seni aldatmasın” (Al-i İmran 196)
“Mümin erkekler ve mü’mine kadınlar, birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emrederler, kötülüğü menederler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah daima üstündür, hikmet sahibidir.” (Tevbe 71)
Enes Bin Malik (r.a)’ten rivayet edilmiştir. Resulullah (s.a.s) buyurdu: “İnsanlardan bazı insanlar vardır, iyiliğin anahtarı, şerrin kilidi olurlar ve insanlardan bazı insanlar vardır, şerrin anahtarı, iyiliğin kilidi olurlar. Allahu Teâlâ’nın elleri üzerine iyilik kapılarını açtığı kişilere ne mutlu! Allah’ın, eliyle şer kapılarını açtığı kişiye ise yazıklar olsun.” (Tenbihü’l-Gafilin)
Toplumda mutlak iktidara ulaşmak isteyen güçler öteden beri dini sevmezler. İktidarlarına hizmet etmeyen bir dini kendileri için tehdit görürler, dine karşı savaşırlar. Bu savaşın hedefi bellidir. Dini kendi hizmetkârları yapmak ya da dini yok etmek.
Din, bulunduğu yerde yıpranmadı. Din, zulme boyun eğdiği ve zulmün hizmetkârı konumuna düşürüldüğü yerde yıprandı.
Din, İslam’dır, Allah (cc)’a teslimiyettir. Allah (cc)’a teslim olmayı öğütleyen din haktır. Din, Allah (cc)’a teslim olma çizgisinden zalime teslim olmayı öğütleme noktasına düşerse adı ne olursa olsun, hak değil, batıldır. Batıl din, hak dini yıpratır.
Tarih akışı içinde,
1. Dinin zulme boyun eğmesi
2. Dinin zalimlerin yanında görünmesi
Dine zarar verdi.
İnsanlar, haktan sapmış dini, dinin kendisi zannetti. Kendisini zalimlerden kurtaracak başka kurtuluş yolları aramaya başladı.
Öte yandan dini, iktidarları için tehdit görenler; dini, insanları kendilerine kul etmenin önünde engel bulanlar, dine karşı savaştı, dine iftira attı, dindarları küçük düşürdü, sefih, ebleh kişiler diye topluma tanıttı.
Öyle ki dindar olmak neredeyse ‘ayıp’ oldu, başta gençler olmak üzere insanlar dindar olmaktan, dindar görünmekten utandı.
Dine sahip çıkanlar, aşağılandı, korkutuldu, davalarından vazgeçirildi.
Hak dine hakkıyla sahip çıkmak, en büyük tehlike haline geldi.
Gün geldi, resmi kanallar akredite adamlar hariç, dindarlar sustu, dilleri tutuldu, ağızları bağlandı. Dün Allah (cc)’ın dinini anlatanlar, bugün ağızlarını bantladı. Burada anlatılan bu vakanın tarihteki örnekleri değil, bugünün ta kendisidir.
Ahlaksızlık öylesine galip geldi ki ahlaktan söz etmek ‘ayıp’ oldu. Ahlaktan söz edenlerde ahlaksızlık aranır oldu. Ahlaksızlıktan söz etmek herkesin keyif aldığı bir eğlenceye dönüştü. Vaka resmen, bir oyuncu-seyirci ilişkisine büründü. Kimi ahlaksızlık ediyor, kimi seyrediyor. Müdahale oyunbozanlık sayılıyor. Ahlak ehli sustu, “Bakalım, ne olacak bunların sonu?” diyerek seyirciler arasında yerini aldı, tezahüratta bulunmamayı bile neredeyse fazilet sayacak.
Böyle olmaz.
Din, insanlığa lazım…
İnsanlığa ahlak lazım…
Hak dini batıl din yüzünden uğradığı iftiradan kurtarmak gerek…
Ahlaksızlığın ahlaka karşı zaferini seyretmekle kalmamak gerek…
İnsanlar İslam’ın anlatılması konusunda üç kısımdır:
İslam’ın hakikatinden habersiz olan insanlar var. Onlara İslam’ı anlatmak gerek…
Müslümanlar gaflette, Müslümanları gafletten uyandırmak gerek…
Dünyanın İslam’ın hakikatinden habersizliği ve Müslümanların gafleti karşısında çaresizlikten ya da hakkın zaferinden gizli bir umutsuzlukla umut kesmekten bunalıma düşen Müslümanlar var. Onları, bunalımdan kurtarmak gerek…
Birincisi tebliğ ve davettir; ikincisi irşaddır, üçüncüsü nasihattir ki (aslında bu üç kavram öylesine içi içe geçmiş ki onları birbirinden ayırmak mümkün değil)
İslam’ı kavramış bir insan,
1. İnsan olarak insanlığa karşı bir sorumluluk duymak durumunda
2. Bir Müslüman olarak insanlığa karşı sorumluluk duymak durumundadır.
Müslüman; kâfirlere İslam’ı anlatmak, Müslüman kitleleri gafletten kurtarmak ve tebliğe yetenekli olup suskunluğa sürüklenen Müslüman’ın bunalımına çare olmak durumunda…
Bu, Allah (cc)’ın emridir.
Bu, Hz. Resulullah (s.a.v)’ın sünnetidir.
Bu, İslam ümmetinin insanlığa karşı üstlendiği görevidir.
Rabbimiz buyuruyor:
“Sizden iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan meneden bir cemaat bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerin kendileridir.” (Al-i İmran 104)
“İyilik ve takvada birbirinizle yardımlaşın.” (Maide 2)
“İsrailoğullarından küfür ehli olanlar Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanet olunmuştur. Bunun sebebi; isyan etmeleri ve haddi aşmış olmaları idi. Onlar, işledikleri herhangi bir fenalıktan birbirlerini sakındırmazlar. Gerçekten yapmakta oldukları şey ne kötüydü. (Maide 78-79)
Allah’ın Resulü Hz. Muhammed (s.a.s) buyuruyor:
“Sizden kim bir kötülük görürse derhal onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmiyorsa diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmiyorsa kalbiyle buğz etsin. Ki bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim)
“Ya iyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız ya da pek yakında Allah, tarafından size bir azap gönderir. Sonra Allah’a dua edersiniz de dualarınız kabul olunmaz.” (Tirmizi)
Üstad Mevdudi; “Böylece biz, sizi insanlara şahid (ve örnek) olmanız için vasat bir ümmet kıldık; peygamber de üzerinizde bir şahid olsun…” (Bakara 143) ayet-i kerimesinin tefsirinde şunları söylüyor:
“Nasıl Hz. Peygamber (s.a.v) Allah’ın hidayetini tebliğ etmekle görevli idiyse aynı şekilde mü`minler de hidayeti diğer insanlara tebliğ etmekle sorumludurlar. Eğer Allah’ın huzurunda bu görevlerini ellerinden geldiğince iyi bir şekilde yerine getirdiklerini göstermezlerse orada cezalandırılacaklardır. Eğer Hakk’ın şahidleri olarak görevlerinde en ufak bir gevşeklik göstermişlerse kendi kötü amelleri ile birlikte kendi önderlikleri zamanında yayılan kötülüklerden de sorumlu tutulacaklardır. Kıyamet gününde Allah şöyle soracaktır: dünyayı kasıp kavuran sapıklık, zulüm ve günah salgınını gördüğünüzde onu engellemek için ne yaptınız?” (Tefhimü’l Kur`an)
TEBLİĞİN BAŞLANGICI
Tebliğin ilk adımı suskunluğa son vermektir. Ağzımızı açmak zorundayız. Suskunluğa son vermek zorundayız. Allah’ın, O’nun Resulü’nün ve o Resul’ün yolunda giden âlimlerin buyruğuyla sorumluluk sahibiyiz, sorumluluktan kaçamayız.
Konuşmak… Davetçi olmanın başlangıcıdır. İslam’dan habersiz olanlara İslam’ı anlatmaktan utanmamak, gafil Müslümanları uyarmaktan çekinmemek, bunalımdaki Müslümanlara nasihat etme yetkisini kendinde bulmak. İnsanlığa şifa dağıtmak…
Konuşmakla olmaz denebilir. Doğrudur ama bu dinleri sadece “konuşmak” olanlar için geçerlidir. Amel-i salih sahibi Müslümanlara gelince asıl onlar konuşmadan olmaz. İman-salih amel ve üçüncü aşama hakkı ve sabrı tavsiye değil midir?
Konuşmuş olmak için konuşanların (amelsizlerin) konuşması felakettir elbette. Ama salih amel sahibi olanların konuşmaması bir kat daha felaket…
Müslüman’ın, salih amel sahibi Müslüman’ın, sustuğu bir dünyada söz fasıklara, münafıklara, kafirlere kalmaz mı?
Bir konuşmaya başlayalım, olduğunu göreceğiz. Bir anlatalım, dinleyenin, dinlemek isteyenin var olduğunu göreceğiz.
Kaybettiğimiz bir eşya için gösterdiğimiz çabanın yarısını İslam ahlakının yeniden inşası için gösterelim, o ahlakın öncelikle bizim etrafımızda inşa olmaya başladığına şahitlik edeceğiz.
“Ey örtüye bürünen! Kalk ve insanları uyar!” (Müddessir 1-2)
“İnsanoğlunun emr-i bil-ma’ruf, nehy-i anil münker ve Allah’ı zikirden başka her sözü aleyhinedir.” (hadis-i şerif İbn-i Mace)
A. Kadir Turan / İnzar Dergisi - Mart 2013
Dr. Abdulkadir Turan