Kozmik düzen fikrinde, fizik âlem ile mutlak âlem olarak gayb/aşkın âlem arasındaki dengeyi mîzan edinir. Mutlak âlem, çoğu kez kutsallıkla da atfedilir. Buna göre fizik evren ve içindekiler kutsal olanın nezaretindedir. Sözgelimi tabiatın işleyişindeki mîzanda değişikliğin hasıl olmaması ve belli yasalar doğrultusunda kendini gerçekleştiriyor olması, yasa koyucu olarak Allah’ın tabiat üzerindeki etkinliğini gösterir şeklinde yorumlanır. Öte yandan toplumların sonradan ve zamanla oluşturduğu asabiye ülküsü, kanun, yasa, ahlaki normların yanı sıra örf ve âdet gibi bazı kültürel kabullere karşılık gelecek şekilde beşeri kutsallıklar da vardır. Beşeri kutsallıklar, semantik bağlamı itibariyle, belki toplum üyelerinin yaygın ve kuşaklarca kabul ettiği müşterekler şeklinde de tesmiye edilebilir.
Bu kısa makale, beşeri kutsallıklar ya da toplumsal müştereklerden ziyade, kozmik düzen fikrine dayanan kutsallık söyleminin mekândaki imkânına karşı(t) dindışı seküler hayat tasarımı teklifine bazı sorular yönlendirmekle iktifa edilecektir. Dindışı seküler hayat-evren tasarımına sorular yönlendirmeden evvel; kutsallık mefkûresinin (kozmik düzen fikrinin) anlam sınırlarına kısaca işaret etmek lazım gelir.
Kozmik düzen fikrinde insan ve kutsal arasındaki münasebetin gerekliliğine yönelik, yaygın olarak metafizik, hermetik, Uzak Doğu mistisizmi ve ilahiyat gibi okul, akım ve semâvi kaynaklı din çevrelerince gündeme getirilerek, bu hususta kozmolojik, ontolojik ve epistemolojik delillerin yanı sıra ahlaki önermeler ileri sürülür. İnsan, tabiat ve kutsal arasında bir tefrik değil, aksine her daim ve düzenli bir telifin imkânı öne çıkarılır. Buna göre insanın varoluşu ile tabiatın yapı ve işleyişinin anlamlılığı, öncelik sonralık soruşturmasının ertesinde, kutsal olana dayandırılmasıyla ilişkilendirilir. Çünkü insan ve tabiat, hâdis oluşa konu olması bakımından bir başlangıcı ve muhdisi gerektirdiği gibi fenâ oluşa mevzu olması bakımından da bir sonu ve bu sondan sonra ise insanın gideceği başka bir âlem vardır. Bu durum insanın başıboşluğunu değil, aksine bir sorumluluğu; tabiatın ise yapı ve işleyişinin süreklilik arz eden atomik bir mekanikliği değil; yaratıcı kudretin nezaretindeki belli mîzanlar dâhilinde henüz bilinmeyen bir sona sahip olduğunun âlametidir. Öyle ki kutsal olanın insan idrakinden, toplumdan, siyasetten ve en önemlisi büyük kâinattan arındırılması, beraberinde bu gibi çeşitlilik teşkil eden alanlarda kaosun olacağı düşünülür.
Kutsalın savunuşuna ilişkin metafizik ve semavî söylemin açıklanabilirliğini ve argümantatif yargıların tutarlılığını bir tarafta bırakarak veya kutsaldan arındırılarak tesis edilmiş muhtemel bir değer-anlam-âlem tasavvuru düşünülsün. Her şeyin kendisiyle sınırlandırıldığı ve mekanik yorumunun bir hayat felsefesi olarak öncelenip esas alındığı dindışı seküler bir ortamda; ölümden sonra dirilmenin/yeni bir yaşam evreninin bulunmadığı, cennet ve cehennem kaygısının olmadığı varsayılsın. Bu durumda insanın dâhil olduğu ve şimdilik dâhil olamadığı solucan delikler, kara delikler ve paralel evrenler gibi bilumum her alanda kutsaldan arındırılmış seküler anlam-değer evreninin eleştirisini yapmaksızın; bu kavrayış suretine aşağıdaki soru(n)ları yönlendirmekle iktifa edilebilir:
İnsanın aklını ve tecrübi yetilerini kullanma cesaretini göstererek, her şeyin teorisini keşfederek kendisini, evreni, toplumu, görünen ve görünmeyen sınırlarının tamamını bilebilir mi? Tabiat, yapısal unsurları bakımından sadece fiziksel gerçeklikten mi ibarettir?
İnsan-insan ilişkileri neticesinde teşekkül eden küme, grup, cemaat, cemiyet ve toplum gibi sivil ve sosyal örgütlemelerinin motor/sürükleyici gücü nedir? İnsan-insan, insan-toplum, insan-devlet, insan-aidiyet ile insan-tabiat münasebetlerini tanzim eden hukuk, kanun ve anayasal ya da sivil sözleşmelerin temelini, anlam zeminini teşkil eden sebep veya ilke nedir? İnsanlığın hâlihazırdaki kültür, dil, düşünce, bilim ve medeniyet alanı gibi geldiği düzey, sadece tarihsel ve birikimsel akış indeksiyle açıklanabilir?
Eğitim-öğretim, sivil-kamusal, toplumsal ve anayasal kuram, kurum ve kuruluşları tesis ederken referans kaynağı ne olmalıdır ya da sadece çıplak gözle bilinebilir olana mı nezaret edilmeli? İçinde yaşadığımız evrenin, toplumun, kurumların, kuruluşların varoluşu gerekçesi kendinde mi kayıtlı, tab’en zapturapt altına mı alınmış?
İnsanın bütün yaşam suretleri ve çevresinde olan biten her şeyin metafizik/kutsal bağdan, tesirden ve ilişkiden kopartılmış ve buna karşın mekanik atomik sınırlarla kuşatılmış bir açıklamanın buyruğunda tesis edeceği toplum, devlet, tabiat, sanat, kendilik bilinci gibi tasarımların içinde düşünmesi, hayat sürmesi, eğlenmesi olanaklı mı?
Ya da her şeyin her şeyle yalıtıldığı, fiziksel bariyerlerin oluşturulduğu bir ortamda sosyal, politik ve düşünsel ilişkilerin teması ya da dayanışmasından nasıl söz edilebilir? Diğer bir ifadeyle kutsaldan arındırılmış ve bütünüyle sekülerleştirilmiş değer-anlam ve yaşam evreninde insanın, toplumun ve devletin yapısı ve işleyişi hakkında neler düşünülebilir, neler söylenebilir?
İnsan ve evren arasındaki ölçülerin, dengelerin, yasaların bütünüyle ortaya çıkarıldığı ve neticenin daha üst bir gerçekliğe (kozmik bir ilkeye) bağlantının sağlanamadığı bir düşünce-bilme evreninde; bilmenin son sınırından sonra, düşünmenin imkanından ve nedenselliğinden bahsedilebilir mi?
Düşünmenin sınırlandırıldığı nihai bir düzlemde; insan kendisiyle, başkasıyla, toplumlarla, devletle, insanlıkla ve evrenle neden irtibat gerçekleştirsin ki?
Bilmenin nihayete erdiği ya da bilginin son sınırlarına/sırlarına ulaştığı bir idrak formunda; artık gayeden, varoluş kaygısından, sanattan, felsefeden ve belki en önemlisi bir yenilikten söz edilebilir mi?
İnsanın bütün varoluş alanlarının kozmik düzen fikrinden arındırılmasını önceleyip ve bunu varoluş felsefesi olarak telakki eden profan seküler kavrayışa yönelik soru(n)ların çeşitliliğini artırmak elbette mümkündür. Söz konusu suallerin tamamının olumlu yönde bir an kabulü varsayıldığında; nasıl bir manzara ile karşı karşıya kalınacağı üzerine uzun uzun düşünmek gerekir. Başka bir ifadeyle her şeyin her şeyle tahkim edilerek görüngünün öncelendiği; tabiatın kozmik düzen fikrinden arındırılıp bütünüyle profanlaştırıldığı; insan ilişkilerinin mekanik dizgede yorumlanıp toplum, devlet, eğitim kurumlarının maneviyattan tamamen kopartılarak sekülerleştirildiği transhümanist evreden sonraki posthümanist alem(de tezahür edecek sorunlar) üzerine derin derin düşünüp yeni ve yeniden teklifler üzerine yoğunlaşmalıdır. İnsanın, tabiatın kutsaldan arındırılıp profanlaştırılması çabası, bugünlerde, sorun alanlarına işaret etmek veya örnek nispetinde, yaygın kabule göre %90 oranında modern insandan kaynaklı çevre kirliliği, iklim değişikliği, su/kaynak sorunları gibi birçok meselenin ortaya çıkmasının müsebbibidir. Öyle ki tabiat, epeydir modern insandan korunması gereken bir hal almıştır, almaktadır.
Siracettin Aslan
Siracettin Aslan