İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Kötü Bir Müfredat Art Niyetli Uygulayıcıların Eliyle Dayatıldı

2015-09-21
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bu ayki röportajımızı eğitimin toplumsal dokuyu en fazla etkilediği, okuyan nesli toplumla, toplumun değerleri ile karşı karşıya getiren bir dönemde, sol düşüncenin eğitimi tam manasıyla işgal ettiği 70’li yıllarda eğitimini yapan ve o dönemde İslami düşüncesini muhafaza etmiş olan bir öğretmenle yaptık.
Bu ayki röportajımızı eğitimin toplumsal dokuyu en fazla etkilediği, okuyan nesli toplumla, toplumun değerleri ile karşı karşıya getiren bir dönemde, sol düşüncenin eğitimi tam manasıyla işgal ettiği 70’li yıllarda eğitimini yapan ve o dönemde İslami düşüncesini muhafaza etmiş olan bir öğretmenle yaptık. Ebubekir Akkılıç  ile yaptığımız röportajda koyu inkarın hâkim olduğu dönemin yıpratıcılığını bizzat şahidinden dinleyeceksiniz.

Bütün ideolojik ve inanç sistemlerinden bağımsız olarak ele alacak olursak eğitim nedir? Amacı nedir?

Eğitim, İngilizceden gelen Latince “educere” den gelir. Educere sözcüğü hem bitki ve hayvan hem de çocukların bakımı ve yetiştirilmesi anlamında kullanılırdı. İngilizcede de bu kelime genel manada çocukların ve hayvanların yetiştirilmesi anlamında kullanılmaktadır. Eğitim, Türkçede “eğmek” kökünden türemiştir. Bu kök bükmek, uygulamak, öğretmek yetiştirmek, geliştirmek, alıştırmak, egemenlik altına almak, yenilgiye uğratmak, kırmak ve yönlendirmek gibi anlamlara gelir.

Eğitim, toplum yaşayışında yer edinmek için edinilen bilgi, beceri ve anlayışlara denir. Geniş anlamda bireylerin toplumun standartlarını, inançlarını ve yaşama yollarını kazanmasında etkili olan tüm sosyal süreçlerdir. Kısaca istenilen davranışı geliştirme süreci olarak ta tanımlanabilir. Felsefi akımlar ve inançlar eğitimi çeşitli şekillerde tarif etmişlerdir. Bütün eğitim tariflerini yan yana getirdiğimizde. İnsanda davranış değişikliğini sağlamak olarak ta tarif edebiliriz.

Eğitimin amacı; insanlarda istenilen davranış değişikliklerini oluşturmak, geliştirmek; kendisine, çevresine ve bütün insanlığa hatta bütün kâinatla uyumlu halde yaşmasını sağlamaktır.

Seküler sistemin eğitim felsefesi nedir? İslami eğitimin felsefesi nedir? Bu anlayış reel hayata nasıl yansıyor?

Seküler sistem demek dinden uzak, dinle ilgisi olmayan, dini insanın hayatından çıkaran sistem demektir. Seküler sistemde şahısları eğitirken dine mesafeli, dini hayatından çıkaran bir sistem uygular. Sekülerizm batının Hıristiyan mistik din anlayışına tepki olarak çıkmış. Bütün gelişmelerin ve ilerlemelerin engeli olarak dini gördüğü için, dinlere karşı oluşmuş bir akımdır. Temel felsefesi insanı din ve metafizik değerlerden özgür kılmak. Dini insanın günlük hayatından çıkarmaktır. Onlara göre hayat sadece bu dünyadan ibarettir. Dünya ötesi(ölüm ötesi) yoktur. Onlara göre;  insanın nefsinin istedikleri arzuları yerine getirmek, yaşam boyu yiyip içmek ve iyi giyinmek amaçtır. Eğitimini de yaparken, bu amaçlar doğrultusunda hareket etmektedirler.

İnsanı sadece madde boyutuyla ele aldığı için, maddi ihtiyaçları olmamasına rağmen mutsuz, ruhi buhran geçiren fertler yetiştirmekte. İnsanların hayatları; ya intiharlarla ya da pişmanlıklarla son bulmaktadır.

İslami eğitimde ise, insan her şeyin mihverindedir. İslama göre; cenabı Allah, yarattığı her şeyi insanoğluna hizmet etsin diye yaratmış. İnsanı, yüce Allah’ı tanısın, kâinattaki gizemli sırları açığa çıkarsın ve Allah’ın büyüklüğünü ve yüceliğini kabul edip ona kulluk yapsın diye yaratmıştır. Allah, insanı İslam fıtratı üzere, yani kimsenin itiraz edemeyeceği doğru bir fıtrat üzere yaratmıştır. İnsanda iyilik veya kötülük yapma istidatı vardır. İyilik yapmaya da kötülük yapmaya da meyaldir. İşte İslami eğitim, iyi olan kabiliyetlerini geliştirmek, kötü arzu ve emellerini aza indirmek veya yok etmek için çalışır. İslami eğitim sonucu yetişen fertler Allah’a tam kul oldukları için hiçbir kulluğa girmeden özgür yaşarlar. Hayatı da bir imtihan vesilesi gördüklerinden nimetler ve musibetler karşısında tam teslimiyetle hayatına devam ederler. Kendileri ile barışık, çevresi ve kâinatla uyumlu, mutlu fertler olarak yetişirler. Hayatı sadece dünyadan ibaret görmediklerinden, yani ahiret inancından dolayı ölüm ötesindeki umutlarla mutlu birer insan olarak hayatından lezzet alırlar. Hayat ve ölüm onlar için araç olduğundan dünya ve ahiret hayatından lezzet alırlar.

Kemalist rejimin kurulmasından sonra eğitim alanında yapılan devrim mesabesindeki uygulamaların amacı neydi? Toplum üzerinde nasıl bir tahribat oluşturdular.

Kemalist rejim kurulurken, geçmişe ait ne varsa kaldırılıp yerine ya kopya çekerek olduğu gibi ya da kendisinde olanları batıdan getirdikleri ile karıştırarak yeni bir düzen oluşturulmaya çalışıldı. Belki hiçbir toplumda olmamış veya teşebbüsü mümkün olmayan icraatlarla bir gecede bütün insanlar, okuma yazma yönünden sıfıra getirilerek cehalette eşit hale getirmişler. Amaç yeni bir nesil oluşturmak, tarihi ile düşman, dini ile mesafeli ve toplumun değer yargılarına tamamen yabancı bir nesil yetiştirmek. Köy enstitüsü, yatılı okullar, öğretmen okulları ve üniversiteler yoluyla bu amaçlarını gerçekleştirmeye çalıştılar. Bilhassa köy enstitüsü vasıtasıyla köylü çocuklarını alıp yatılı okullarda karma eğitim yaptırarak tek tip öğretmenler ve tekçi düşünce ile yetiştirip amaçlarını gerçekleştirmeye çalıştılar. Okullara giden çocuklar, dönüşlerinde anne babasının yaşayışına, toplumun değer yargılarına(dine) karşı çıkan bir nesil meydana getirdiler. Bu nesil, manevi yönden boşlukta olduğu için dünyada olup bitenlerden etkilenip ideolojik akımlara kapıldı. Bu kesimler maddi durumları ve kariyerleri diğer insanlara göre iyi olduğundan, diğer insanları da etkileri altına aldılar. Kendilerine, topluma zarar verecek duruma geldi. Hatta bazen kendisini yetiştiren rejim için de tehlike arz ettiler. Cumhuriyet tarihi boyunca on yılda bir darbelerin olması bu eğitimin sonucudur. Bu eğitimin sonucunda insanlarımız faşist, komünist, Türkçü, Kürtçü, sosyalist ve nasyonel sosyalist gibi kamplara ayrılıp anarşik bir ortam meydana geldi. Bu nedenle insanların faydasına olacak hizmetlerin yapılması yerine güvenlik ve asayişe harcandı. Böylece kalkınmada son sıralara düşer hale gelindi.

Toplumu meydana getiren fertlerdir. Fertler, birbirine uyumlu, birbirlerinin eksikliklerini tamamlayacak bireyler olması, meydana getirdiği toplumu da huzurlu ve mutlu eder. Birbirine uyumsuz, birbirleri ile cedelleşen yeni nesil toplumu da huzursuz hale getirir. Fertleri uyumsuz ve cedelleşen, yani anarşi bir bedendeki kanser hücreleri gibi ya toplumu zayıflatır veya yok olmasına sebep olur. Kanserde de hücrelerin bir kısmı bedendeki diğer hücrelerle uyum halinde çalışmadıkları için vücudun dengesini bozup insanın sağlığını bozar hale getiriyor. Kanserde tedavi kemoterapi veya ışın tedavisi iken, toplumdaki anarşinin son bulması için insanları eğitirken onları fıtratlarına döndürmekle olur.

Tahribatların nedeni sadece müfredatla ilgili mi yoksa mekânın, düzenin, uygulayıcıların bunda ne kadar etkisi oldu.?

Tahribat sadece müfredatla ilgili değildi. Evet müfredat toplumu değerlerinden uzaklaştıracak, inançlarını ifsad edecek, düşüncelerini anarşistleştirecek şekilde hazırlanmıştı ama sorun sadece müfredatla sınırlı değildi. Müfredatı uygulayanların, düzenin ve mekânın da etkisi olmuştur. Uygulayıcılar, müfredattan çok daha büyük zararlar verdiler. İnsanların ortak malı olan ilim bile uygulayıcılar tarafından ters anlaşılır hale getirilmiş. Sanki ilim, dine karşıymış gibi bir algı oluşturulmuş. İlim, sanki dinden uzaklaştırıyor şüphesi oluşmuş. Dindarların bir kısmı ilme uzak durur hale gelmişler. Uygulayıcılar, müfredata bir türlü yerleştirilemeyen batı kültürünü bile ders aralarına sıkıştırmak suretiyle yeni nesli değerlerinden tiksinen ve tarih boyunca kendilerine düşmanlık yapanların süfli kültürlerine aşık bir anlayışla yetişmesini sağladılar. Bazı öğrencilerin üstad Bediüzzeman Said-i Nursi’ye gelip hocalarını ve eğitim kurumlarını şikâyet etmeleri de bunu gösteriyor. Üstad da hocalarını değil derslerini dinlemelerini, pozitif ilimlerin hepsinin Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren deliller olduğunu, onları anlatarak ilim öğrenmeye teşvik ediyor.

İnsanoğlu tabiattaki diğer canlıların aksine 15-16 yaşına kadar özgür birey olamamaktadır. Bir at bir kaç gün içinde koşmakta, bir kuş birkaç hafta içinde uçmaktadır. Ancak insan 2-3 yılda yürümekte. 10 yıla kadar kendini besleyememekte. 14-15 yaşına kadar sorumluluk taşıyamamakta, hayatını kazanamamaktadır. İşte bu dönem içerisinde anne-babasından, çevresinden ve okuldan etkilenmekte iyi veya kötü yönde bazı kazanımlar elde etmektedir. İyi insanları iyi yönde eğitmek için müfredatın zaman ve mekânın da iyi kullanılması lazımdır. En iyi müfredat bile kötü uygulayıcılar tarafından kullanıldığında zararlı hale gelebilir.

Şu an topluma bela olmuş sol tandanslı sorunun kaynağı da eğitim değil mi? Zira Marksizm üniversitelerde zorunlu derslerden biri olarak okutulmuştu 70’lerde

Evet, çocuklarını okula gönderen insanlar çocuklarının insanlar vasıtasıyla dinden uzaklaştığını görünce ya çocuklarını okullara göndermeyip cahil bırakmakta ya da ailesi ve çevresiyle uyuşmayan insanlar olmaktadırlar. Düşüncesi oturmamış, kendisini, çevresini ve evreni tanımayan gençlik, felsefi akımlardan etkilenmektedir. Okullarda okutulan felsefi düşüncelerden etkilenip sürekli değişen, her şeyden şüphe eden, iradesi zayıf insanlar türemektedir. 1970’lerde felsefe derslerinde felsefi ekolleri işlediğimizde, bu ekol doğru söylüyor inancına kapılırdık. Başka bir ekol işlediğimizde öncekinin yanlışlarını görüp yeni ekolü kabul ederdik. Başka bir ekol, doğru bildiğimiz ekolün yanlışlarını ortaya dökünceye kadar böyle devam ederdi. Okullarda okutulan marksizm her şeyi madde boyutuyla ele alır. Dini, maddi dünyanın bir yansıması olarak görüyor ve insanoğlunun umutlarından ortaya çıktığını söylüyor. Dini, yöneticilerin kitleleri kontrol altında tutmak için, kullandıkları bir araç olduğu için eleştiriyor. Din insanı pasifleştirmek, kapitalist dünyada ıstırap çeken insanı sindirmek için rıza göstermelerini sağlamak ve devrim yapmaları gerektiği gibi düşüncelere kapılmaları için kullanılıyordu. Ona göre kitleler için din afyondur şeklinde savunmaları var. İşte bu felsefe ile yetişen insanlar haliyle din ile Allah ile ve dini değerlerle düşman hale geliyor. 70’lerde marksizm moda gibi yayılırken, kendini, dinini bilmeyen gençler üzerinde çok büyük etki yapmıştır. Devlet memurlarının veya okumuşların o dönemlere kadar dinden uzaklaşmaları, hep bu felsefi akımlar neticesinde olmuştur. Dinsizlik, cehaletten geldiği zaman tedavisi kolaydır. Fakat okumuş, kendini aydın zannedenlerden geldiği zaman tedavisi(onarılması) de zordur. Çünkü bunlar bilmedikleri halde, bilmediklerini de bilmiyorlar.

Yeni dönemle beraber yapılan iyileştirmeler sizce yapılan tahribata kıyaslandığı zaman yeterli mi? Sadece imam hatiplerin önünün açılması vb. uygulamalar kâfi mi? Bir millet kendi mirası üzerine sosyal bilimlerini üretmediği sürece eğitimde istediği seviyeye ulaşabilir mi?

Mevcut sistemi oturtanlar insanlarımızı cahil bıraktılar. Eğitim ve öğretim kurumlarını lağvettiler. Müslümanların tüm teşkilatlarını güç ve kuvvetlerini dağıttılar. Hayâ perdelerini yırttılar. İnsanlarımızın asıl kökleri olan İslami köklerinden alıp kopardılar. İnsanlar dinsiz yaşayamayacakları gibi insanların meydana getirdiği toplumlar da dinsiz yaşayamazlar. Fıtrat bunu gerektiriyor. İnsanlar, dinin yasak olduğu dönemlerde bile gizli veya açık bir şekilde dinlerini yaşamaya devam ettiler. Dini yaşam, devletin kurumlarından uzak bir şekilde devam ederken, cenaze gibi, devlete itaat gibi bazı konularda dinin gerekliliğini gören zevat, imam hatip okullarını açarak yeni rejimin istediği şekilde yetişen kemalist, kendilerince aydın din adamı yetiştirmek istemişler. Diğer okullara mesafeli olan dindar kesim çocuklarını bu okullara yönlendirdi. Az da olsa dini eğitimleri sayesinde toplumda yer edinir hale geldiler. Bu okulları açanlar da açtıklarına pişman hale geldiler. Bu okulların önünün alınması için bir takım tedbirlere başvurdular. Son yıllarda imam hatip okullarının yaygınlaştırılması okullara Kur’an ve Siyer gibi derslerin konulması iyi bir gelişmedir. Bu iyi gelişme geçmiş dönemlerle kıyas edildiğinde değer kazanır. Yoksa halkının %99’u Müslüman olan bir ülkede bütün fertlerinin İslami eğitimden geçirilmesi gerekir. İslamda eğitim anne karnında belki de çocuğuna anne veya baba seçiminde başlar, ölünceye kadar devam eder. Bu nedenle başta anne-babalar, hayır kurumları, devlet olmak üzere bu fertlerin dinlerini en güzel şekilde öğrenmelerine ve yaşamalarına fırsat vermelidir. Pozitif ve dini ilimleri beraber öğreten medreselere yardımcı olunmalı, teşvik edici bir takım icraatlar yapılması gerekir. İslamın temel kaynakları olan Kur’an ve Sünnet, Müslümanlara yasak ve emirlerle eğitimi emretmektedir. Emri bil maruf nehyil anil münker’in farz oluşu en güzel misaldir.
 
Röportaj: İnzar Dergisi

Ebubekir AKKILIÇ Kimdir?
01.01.1956’da Çüngüş Yukarı Şeyhler köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Maden ilçesinde okudu. 1970 -74 yılları arasında Tunceli Erkek Öğretmen okulunda okudu. Demirci ilköğretmen okulunda mezun olduktan sonra Bingöl Karlıova ve Diyarbakır Çermik başta olmak üzere değişik yerlerde öğretmenlik yaptı. 2000 yılında emekliye ayrıldı. Evli ve dört çocuk babasıdır.
 

İnzar Röportaj/Söyleşi

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS