Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi elbette Mekke`de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ`be`dir. ﴾96﴿ Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah`ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.) ﴾97﴿
Bir kurumun oturaklı olduğunun, kaale alınması gerektiğinin ifade edilmesi için “köklü” tabiri kullanılır. Yani örfen uzun kabul edilen bir zamanı geçirmiş ve istikrarlı bir şekilde yoluna devam ediyor, manasında…
Eğer bir kurum uzun bir zamandan beridir yolundan sapmayıp hedefine doğru ilerliyorsa bu, seçtiği hedefin doğru ve makul bir hedef olduğunu gösterir, aksi halde zamanla bu hedefin tutarsızlığı anlaşılır ve bundan vazgeçilirdi.
Aynı şekilde uzun zamandan beridir yolunu sürdürebiliyorsa bu, seçtiği yöntemin de doğru, isabetli bir yöntem olduğunu ifade eder, aksi halde saldırılar karşısında mutlaka hezimete uğrar ve tarih sayfalarında yerini alan ve mütehassıslar tarafından inceleme konusu olan bir kadavra olurdu. Eğer hala istikrarla yoluna devam ediyorsa öyle ise bu kurum güvenilirdir, tereddüt etmeden saflarında yer alabilirsin, bu kararından pişmanlık duymazsın manasına gelir. İnsan fıtratı bu şekilde algılar.
Bu ayet-i kerime kıblenin Beytullah/Kâbe’ye çevrilmesinin etrafında Yahudiler tarafından koparılan fırtınalara bir yanıttır. Zira Yahudiler kıblenin Kâbe’ye çevrilmesinin tutarsızlığını sürekli olarak dillerine doluyordular. Beytu’l-Makdis’in kıble için daha tutarlı bir karar olduğunu, bu karardan geri dönmenin bir anlamının olmadığını söylerken Beytü’l-Makdis’in köklü bir mescid olduğunu, peygamberlerin çoğunluğunun orada ibadet edip insanları irşad ettikleri hakikatini delil getiriyorlardı. Allahu Teâlâ onların iddialarının tutarsızlığını Kâbe’nin ibadet için açılan ilk mescid olduğu hakikati ile ortaya seriyor. Zira Kâbe Hz. İbrahim (as) tarafından Beytü’l-Makdis ise Hz. Süleyman (as) tarafından yapıldığı ortadadır. Hatta bazı rivayetlere göre Hz. İbrahim (as)’den çok daha gerilere, Hz. Âdem yeryüzüne indirildikten sonra Beytü’l-Ma’mur’un bir maketi şeklinde Kabe’yi inşa ettiğini ve kavimleri helak olan peygamberlerin sonraki yaşantılarını Kabe’de ibadetle geçirdiklerini dile getirirler. Nitekim Hz. İbrahim (as)’in eşi Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail (as)’i; şu anki Mekke vadisine bırakırken; “Ey Rabbimiz! Ben ev halkımdan bir kısmını “senin mübarek evinin yanında”, bitkisiz bir vadiye bıraktım (onları sana emanet ettim). Ey Rabbimiz! Artık Sen, insanların kalplerini onlara meylettir. Onları muhtelif meyvelerle ve sebzelerle rızıklandır ki namazlarını dosdoğru kılsınlar ve nimetlerine şükretsinler.” Diye dua etmesi daha önce Beytullah’ın var olduğunu Hz. İbrahim (as)’in ise unutulmaya yüz tutmuş bu kadim mekânı Allah (cc)’ın emri ile yeniden yükselttiğini gösteriyor.
Hz. Ali (r.a) Kâbe’nin أَوَّلَ بَيْتٍ (ilk ev)olmasını; “Şüphesiz ondan önce çok evler vardı. Ancak Kâbe bütün insanlar için ibadet amaçlı kurulan ilk evdir. Oranın bereketli olması, hidayet yeri olması ve Allah’ın rahmetiyle dolması bakımından ilktir.” Şeklinde ifade eder. Şüphesiz bütün peygamberler ümmetleri için ibadete tahsis ettikleri evler inşa etmişler ancak bu evler bütün insanların, kendilerinden sonra gelen peygamberlerin ümmetleri için de geçerli olan evler olma özelliğinden yoksun olan mabedlerdirler.
مُبَارَكًا İlk mabed olmakla beraber mübarek kılınan bir yerdir de aynı şekilde… Zira orası mescid olmasına rağmen ibadetle sınırlandırılmış değildir. İnsanlar hem dinleri hem de dünyaları için menfaatli olan ilimlerin tahsil edildiği bir merkezdir. Müslümanlar orada tecrübelerini, birikimlerini, ilimlerini paylaşırlar ve mübarek kelimesinin işaret ettiği “Kesir fayda”yı elde ederler.
وَهُدًى لِلْعَالَمِينَ Hem bir hidayet kaynağıdır. Özellikle asrımızda İslami mücadele yöntemlerinin sırat-ı müstekiym en yakın olanın araştırıldığı bir ortamda ortak bir mücadele çerçevesinde tartışmak ve dolayısı siyer atmosferini en iyi yakalayabilmek için cehd etmenin en uygun ortamıdır, Kâbe…
Hem orada apaçık ayetler vardır. Ki bu ayetlerden bir tanesi de Makam-ı İbrahim’dir. Makam-ı İbrahim’in aradan geçen beş bin yılı aşkın bir zamana rağmen hala orada olması, gözlerin önünde olması hidayet için önemli bir ayettir. Ayrıca Zemzem suyu ve bizim göremediğimiz daha nice ayetlerle dolu bir mekândır.
Ve aynı şekilde orası emin bir beldedir. Oraya giren emniyet içerisinde olur. Bugüne kadar oranın emniyetinin çiğnendiğine dair bir rivayet yoktur. Hasan-ı Basri insanların en acımasız olduğu çağlardan biri olan cahiliye döneminde dahi babalarının katilini Kâbe’de bulan çocukların ona dokunmadıklarını, Kâbe’den dışarı çıkmasını beklediklerini ifade etmektedir. Abdullah bin Ömer bir kurttan kaçan ceylan yavrusunun harem bölgeye girdikten sonra kaçmayı bıraktığını kurdun ise onu takip etmekten vazgeçtiğine gözleriyle şahit olduğunu aktarmaktadır. Tarihte Haccac ve Suud ailesi dışında başka hiç kimse tarafından oranın emniyeti kırılmış değildir. İbn-i Abbas’tan yapılan bir rivayette Hz. Resulullah (s.a.v); “Allah bu beldeyi gökleri ve yeri yarattığı gün haram kıldı. Bu haramlık Allah`ın haram kılmasıyla kıyamete kadar sürecektir. Benden önce burada savurmak hiç kimseye helâl kılınmadı. Bana da ancak günün bir saatinde helâl kılındı. Bu haramlık kıyamete kadar sürecektir. Dikeni sökülemez, avlanılamaz, düşürülmüş herhangi bir şeyi onu tanıyandan başkası toplayamaz, otları biçilemez...” buyuruyor.
İşte bu özelliklere sahip olan yer bütün insanların(Müslüman) ortak mabedi, yani kıblesi olmaya en müstahaktır. Evet, Beytü’l-Makdis de faziletlerle donanmış, etrafı takdis ve mübarek kılınmış bir beldedir ama kesinlikle Kâbe ile kıyas edilemez. Kıble konusunda Kâbe’nin yerini tutamaz, ona alternatif olamaz.
İşte eğer bir yere kast etmek zorunlu kılınacaksa ve böyle bir zorunluluk olacaksa burası bu özelliklerinden dolayı hiçbir mekân Kâbe’nin önüne geçemez. Belki Kâbe’den sonra sırasını alanlar olabilir, ancak onun önüne geçemezler.
Hem insanların kıblegah edindikleri yeri görmeleri oranın meziyetlerinin ne olduğunu öğrenmeleri ve meziyetlerine vakıf olmaları için hacc/kastetmek bir zorunluluktur. Bu sebepledir ki; وَِللهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً hükmü ile buraya kast etmek Allah (cc) için insanlar üzerinde bir farziyettir.
Hem burası bizzat Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından, kendi elleri ile büyük bir ihlas ve takva ile inşa edilmiş bir mescittir. Allahu Teâlâ’nın Resulü’ne olan; “Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah`a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha layıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz onları sever.” hitabıyla temellerinin üzerine bina edildiği niyet de ve bina eden şahısların da kudsiyet ve değerinde etkisi vardır. Hiç şüphesiz bunların hepsi Kâbe’nin ehemmiyeti ve kudsiyeti için ve Beytullah olarak isimlenmesi için büyük dayanaklardırlar.
İşte buranın ziyaret edecekler için hayal kırıklığı oluşturmaması için Allahu Teâlâ başka ayetlerde Hz. İbrahim (as)’e ve oğlu İsmail (as)’e bizzat kendi elleriyle Kâbe’yi her türlü şirk unsurlarından temizlenmesi emrediliyor. Zira burası tevhidin üssü iken bu hayallerle buraya gelen insanların şirki temsil eden hiçbir unsurla karşılaşmaması için başka birisini değil Nebilerin atası Hz. İbrahim (as)’in bizzat kendisi görevlendiriliyor.
وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ الله َغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ Tüm bunlara rağmen yani bu kadar delil ve ayetlere rağmen her kim ki buranın kıble ve hacc etme için en ideal yer olduğu konusunda inkarda inat ederse hiç şüphesiz Allahu Teâlâ’nın hiçbir kulun hiçbir ibadetine ihtiyaç duymadığı gibi hacc ibadetlerine de ihtiyacı yoktur.
Allahu Teâlâ kullarına bir şeyi farz kılmışsa veya onları bir şeyden men etmişse bu onlar için büyük menfaatler barındırdığından, bereketlerle dolu olduğundan dolayıdır. Yoksa Allahu Teâlâ’nın hiçbir mahlûkun hiçbir ibadetine hâşâ ihtiyacı yoktur.
Faruk Hamza / İnzar Dergisi – Ekim 2013 (109. Sayı)
Faruk Hamza