Bismihi Teâlâ... Allaha hamd Resulüne selat ve selamdan sonra. Gül yüzlüm! Seni karşıma alıp cennet bahçesi gözlerine bakarak konuşmak varken niye yazmayı tercih ettim, doğrusu ben de bilmiyorum.
M. Salih Gönül
Bismihi Teâlâ
Allaha hamd Resulüne selat ve selamdan sonra.
Gül yüzlüm! Seni karşıma alıp cennet bahçesi gözlerine bakarak konuşmak varken niye yazmayı tercih ettim, doğrusu ben de bilmiyorum. Zaten annen de şikâyet ederdi bu suskunluğumdan. Belki de gözlerinden düşecek yaşların kalbimi delip geçmesinden korktuğumdandır ya da taşlarda çiçek yeşerten damlaların tükenmemesi için. Her ne olursa gül yüzlüm, bilmeni isterim ki sadece senin için.
Cennet gözlüm! Zaman ne de çabuk geçiyor. Daha dün kucağımda taşırken seni, bugün büyüdün. Aslında hiç büyümese miydin? Nerden bilinirdi daha o küçücük yaşında omuzlarına binen yükü dağların taşıyamayacağı. Sen Allahın emirlerine uymaya çalışırken; Müslümanlıklarını soğuk damga baskı arasına sıkıştıranların soğuk soğuk hesaplar yapacağı. Nerden bilinirdi ki be cennet gözlüm, düşmanın sıktığı kurşunun değil dost görünenlerin atacağı gülün yaralayacağı.
Güzel kızım! Hayat dediğin doğum ve ölüm arası geçen zaman dilimidir. Ne kadar geçtiği değil nasıl geçtiği önemlidir. Ne yaptığın, ne yapmadığındır sana sorulacak olan. Zaten Müslüman dediğin kızım, gül bahçesinde olsa payına dikenler düşer yaşadığımız bu çağda. Unutma din gariptir, garip gelmiştir, garip gidecektir. Ve bu garipliğin en ağır yükü hep senin omuzlarında olmuştur. Daha doğar doğmaz diri diri gömüldün. Oysaki karanlıkları aydınlatması gerekirken çocuk gülüşünün, çöl kumlarının sıcağında eridi bedenin.
Gül yüzlüm! İmtihanı çetin olanın, sabrı metin olurmuş. Sen ki firavun sarayında Asiye olmuştun. Değme babayiğitlerin dayanamadığı acıları eritmiştin sinende.
Sen ki Meryem olmuştun en acımasız iftiralar karşısında ve dimdik ayakta durup bir İsa müjdelemiştin karanlıklara. Temizliğin, saflığın ve iffetin sembolüydün Kudüs’te ve Al-i İmran’da…
Sen ki Fatımaydın Mekke’de Kureyş’in azgınlığına inat, yalçın kayalar gibiydin… Baban fahr-i kâinatın önünde. Aliye eş, babana yoldaş, Hasan ve Hüseyin’e yoldaş olmuştun. Bu şeref sana bahşolunmuştu gül yüzlüm.
Ve sen ki Hatice olmuştun..! Bir sığınak, bir kalkan, bir hüzün gidericisi ya da bir nur hem de nur doğuran bir nur. Yani nurlara anne olmuştun. Hepsinin yanında kâinatın efendisine, Allah’ın sevgilisine hayat arkadaşı olmuştun. Canınla, malınla kanınla cenneti başlarına taç yapanlara nispet, ayaklarının altına serilmişti cennet, güllerin efendisi tarafından ve rahmana kavuştuğunda hüzün yılı olmuştu gidişin, en sevgilinin akan gözyaşlarında…
Canım kızım! Medeniyet deyip, iki asır öncesine kadar kadının ne olduğunu tartışan vahşilerden medeniyet ısmarlayanlardır sana bunları reva görenler. Okul kapılarında soğuktan titreyip, yağmurda ıslanırken; keyifle seni izleyip zevkten dört köşe olanlar şunu bilmeliler ki: mazlumun zalimden hesap soracağı gün, zalimin zulmünden daha şiddetli olacaktır.
Gül yüzlüm! Belki yaşayacağın bu zorluklar anında yanında olurum, belki de olamam. Her ne olursa olsun sen yılgınlık gösterme. Unutma sabır acı olsa da meyvesi tatlıdır. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir ve Allah seninle beraber olduktan sonra üç-beş ölümlünün karşıtlığından ne çıkar. Onlar ki kendilerine sermaye olarak buz edinmişler. O yüzden korkuları güneştendir.
Ve gül yüzlüm! Allah’ın izniyle güneş, çığlığında yükselen bir tekbir sesiyle gözlerinden doğacaktır. Asiye’nin sabrından, Meryem’in temizliğinden, Fatıma’nın imanından ve Hatice’nin aşkından doğacaktır. Yeter ki sen dimdik ayakta dur. Sen ayakta durdukça; onların dizleri kırılacaktır. Yeter ki sen susma! Sen haykırdıkça onların sesi kesilecektir. Yeter ki sen durma! Sen yürüdükçe Allah yolunda onların umutları tükenecektir.
Gül yüzlüm ! Cennet gözlüm! Canım kızım! Yanında olursam seninle aynı sınıfta yürümek benim için şeref olur, yok eğer olamazsam bil ki kızım dualarım senin ve sizin için olur. Elbet Arafat Meydanı toplanma yerimiz olur bir gün... Yürekler korkudan parçalanır. Bir hayvan gibi yok olup gitmeyi isteyenler çıkar. Hani ahiret, hani hesap diyenlerin gözleri fırlar yuvalarından. Oysa sen alnındaki secde iziyle tanınırsın. Seni o izden bilir Efendimiz. Ümmetim der muhabbetle... Hesap rahmet pınarından olup gider. Merhametlerin en güzeliyle işte kızım o gün Havz-ı Kevser başında gözlerinden öpmek dileği ile…
Allah a emanet ol!
Mehmet Salih Gönül / İnzar Dergisi – Ocak 2013 (99. Sayı)
Allaha hamd Resulüne selat ve selamdan sonra.
Gül yüzlüm! Seni karşıma alıp cennet bahçesi gözlerine bakarak konuşmak varken niye yazmayı tercih ettim, doğrusu ben de bilmiyorum. Zaten annen de şikâyet ederdi bu suskunluğumdan. Belki de gözlerinden düşecek yaşların kalbimi delip geçmesinden korktuğumdandır ya da taşlarda çiçek yeşerten damlaların tükenmemesi için. Her ne olursa gül yüzlüm, bilmeni isterim ki sadece senin için.
Cennet gözlüm! Zaman ne de çabuk geçiyor. Daha dün kucağımda taşırken seni, bugün büyüdün. Aslında hiç büyümese miydin? Nerden bilinirdi daha o küçücük yaşında omuzlarına binen yükü dağların taşıyamayacağı. Sen Allahın emirlerine uymaya çalışırken; Müslümanlıklarını soğuk damga baskı arasına sıkıştıranların soğuk soğuk hesaplar yapacağı. Nerden bilinirdi ki be cennet gözlüm, düşmanın sıktığı kurşunun değil dost görünenlerin atacağı gülün yaralayacağı.
Güzel kızım! Hayat dediğin doğum ve ölüm arası geçen zaman dilimidir. Ne kadar geçtiği değil nasıl geçtiği önemlidir. Ne yaptığın, ne yapmadığındır sana sorulacak olan. Zaten Müslüman dediğin kızım, gül bahçesinde olsa payına dikenler düşer yaşadığımız bu çağda. Unutma din gariptir, garip gelmiştir, garip gidecektir. Ve bu garipliğin en ağır yükü hep senin omuzlarında olmuştur. Daha doğar doğmaz diri diri gömüldün. Oysaki karanlıkları aydınlatması gerekirken çocuk gülüşünün, çöl kumlarının sıcağında eridi bedenin.
Gül yüzlüm! İmtihanı çetin olanın, sabrı metin olurmuş. Sen ki firavun sarayında Asiye olmuştun. Değme babayiğitlerin dayanamadığı acıları eritmiştin sinende.
Sen ki Meryem olmuştun en acımasız iftiralar karşısında ve dimdik ayakta durup bir İsa müjdelemiştin karanlıklara. Temizliğin, saflığın ve iffetin sembolüydün Kudüs’te ve Al-i İmran’da…
Sen ki Fatımaydın Mekke’de Kureyş’in azgınlığına inat, yalçın kayalar gibiydin… Baban fahr-i kâinatın önünde. Aliye eş, babana yoldaş, Hasan ve Hüseyin’e yoldaş olmuştun. Bu şeref sana bahşolunmuştu gül yüzlüm.
Ve sen ki Hatice olmuştun..! Bir sığınak, bir kalkan, bir hüzün gidericisi ya da bir nur hem de nur doğuran bir nur. Yani nurlara anne olmuştun. Hepsinin yanında kâinatın efendisine, Allah’ın sevgilisine hayat arkadaşı olmuştun. Canınla, malınla kanınla cenneti başlarına taç yapanlara nispet, ayaklarının altına serilmişti cennet, güllerin efendisi tarafından ve rahmana kavuştuğunda hüzün yılı olmuştu gidişin, en sevgilinin akan gözyaşlarında…
Canım kızım! Medeniyet deyip, iki asır öncesine kadar kadının ne olduğunu tartışan vahşilerden medeniyet ısmarlayanlardır sana bunları reva görenler. Okul kapılarında soğuktan titreyip, yağmurda ıslanırken; keyifle seni izleyip zevkten dört köşe olanlar şunu bilmeliler ki: mazlumun zalimden hesap soracağı gün, zalimin zulmünden daha şiddetli olacaktır.
Gül yüzlüm! Belki yaşayacağın bu zorluklar anında yanında olurum, belki de olamam. Her ne olursa olsun sen yılgınlık gösterme. Unutma sabır acı olsa da meyvesi tatlıdır. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir ve Allah seninle beraber olduktan sonra üç-beş ölümlünün karşıtlığından ne çıkar. Onlar ki kendilerine sermaye olarak buz edinmişler. O yüzden korkuları güneştendir.
Ve gül yüzlüm! Allah’ın izniyle güneş, çığlığında yükselen bir tekbir sesiyle gözlerinden doğacaktır. Asiye’nin sabrından, Meryem’in temizliğinden, Fatıma’nın imanından ve Hatice’nin aşkından doğacaktır. Yeter ki sen dimdik ayakta dur. Sen ayakta durdukça; onların dizleri kırılacaktır. Yeter ki sen susma! Sen haykırdıkça onların sesi kesilecektir. Yeter ki sen durma! Sen yürüdükçe Allah yolunda onların umutları tükenecektir.
Gül yüzlüm ! Cennet gözlüm! Canım kızım! Yanında olursam seninle aynı sınıfta yürümek benim için şeref olur, yok eğer olamazsam bil ki kızım dualarım senin ve sizin için olur. Elbet Arafat Meydanı toplanma yerimiz olur bir gün... Yürekler korkudan parçalanır. Bir hayvan gibi yok olup gitmeyi isteyenler çıkar. Hani ahiret, hani hesap diyenlerin gözleri fırlar yuvalarından. Oysa sen alnındaki secde iziyle tanınırsın. Seni o izden bilir Efendimiz. Ümmetim der muhabbetle... Hesap rahmet pınarından olup gider. Merhametlerin en güzeliyle işte kızım o gün Havz-ı Kevser başında gözlerinden öpmek dileği ile…
Allah a emanet ol!
Mehmet Salih Gönül / İnzar Dergisi – Ocak 2013 (99. Sayı)
M. Salih Gönül