Üçüncü yılına giren Suriye’deki iç çatışmalarda aktörler arasındaki tartışmalar hep “katliamlar” üzerinden yürütülürken kimyasal saldırıyla beraber tartışmalar “kimyasal silahlar” üzerinden yapılmaya başlanarak belki de dış aktörlerin asıl tartışılmasını istediği zemine kaydı. Hep müdahale edeceği öngörüsüyle Amerika’ya biçilen “kurtarıcılık” rolü, aslında Amerika’nın “kurtarıcılıkta” neyi öncelediğini de ayrıca ortaya koymuş oldu.
Muhalif eksenden yana görünüp Suriye’de Esad’ın gitmesi gerekir diyenlerin söylemde ortaklıkları bulunsa da gayede çok farklı kulvarlarda bulundukları gerçeği, kırılma noktaları denebilecek keskin dönemeçlerde ne denli ayrıştıkları da ortaya çıkmaktadır.
Katillik ve katliamcılık sıfatları Esad yönetimi için kullanılan ortak kavramlar olsa da özellikle Amerika, israil ve Batılı ülkeler için bu kavramların tekabül ettiği nesnel durumun rejimin elindeki kimyasal silahlar olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Bu durum, ABD-Rus kimyasal anlaşmasıyla deşifre olsa da bu yönde Amerika’nın gerçek yüzünün üç yıl aradan sonra bazı kesimlerce ancak anlaşılmış olması, bir başka trajikomik durumu da beraberinde getirmiştir.
Suriye’nin sahip olduğu kimyasal silahların tasfiye edilmesi üzerinden Rus tarafının yaptığı son manevra ile “kesin vuracak” gözüyle bakılan Amerika’nın bir anda ikna olmasının iki taraf açısından farklı gerekçeleri vardı.
Rus tarafı, iç çatışmaların başından beri Suriye yönetiminin arkasında durmuştur. Ancak Rusların bu duruşu hep diplomasi ve lojistik destekle sürerken aniden ortaya Amerikan müdahalesi ihtimalinin çıkması, Rusya’yı da bir ikilem ile karşı karşıya bırakmıştır. Şayet Amerikan müdahalesi gerçekleşseydi Rusya, müttefiklik ilişkisi içinde olduğu ülkelere karşı ciddi bir “dostluk” testinden geçecek ve müdahaleye karşı koyamayışıyla itibar erozyonuna uğramış olacaktı. Açıkçası Amerikan müdahalesinin gerçekleşmesinin an meselesi olduğu günlerde Rusya’nın tavrı, fiili bir tepkiyi öngörmemekteydi. Bu da küresel güç iddiasındaki Rusya’nın ilişki içinde olduğu müttefiklerinin Rusya’ya güvenini tamamen sarsacak bir sonuç getirecekti. Rusya’nın ani bir hamle ile kimyasal silahların Suriye yönetiminden alınarak imha edilmesi planını ortaya koyması, şimdilik Rusya’yı müttefikleriyle ilişkisindeki samimiyet testine girmekten kurtarmış bulunmaktadır. Kısacası burada Rusya, yaptığı ani hamleyle görünürde her ne kadar Suriye’yi Amerikan müdahaleciliğinden kurtarmış gibi görünse de aslında öncelikli olarak müttefiklerinin gözünde kendi prestijini kurtarmıştır.
Rusya’nın kimyasal planını hiç tereddüt etmeden, hatta deyim yerindeyse üzerine atlayıp kabul eden Amerika için de durum çok farklı değildi.
Kimyasal silah meselesi, başından beri siyonist rejimi Suriye konusunda kaygılandıran başlıca etkendi. Hem siyonist rejim hem de siyonist lobiler, kimyasal kaygıdan kaynaklı bir müdahale için Obama’yı uzun süredir baskı altında tutmaktaydılar. Suriye’de son olarak kimyasal silahların kullanılmasıyla Obama, artık müdahale baskısından kurtulamayacak bir noktaya gelmişti.
Ama müdahaleciliğin getiri-götürü dengesini karşılamaktan uzak olması, planlanan bir yeni yönetim alternatifinin oluşturulamaması, hava saldırılarıyla yapılacak bir müdahalenin beklentileri karşılamayacağı, sarsılacak dengelerin nasıl bir sonuç doğuracağının tahmin edilememesi gibi kaygılar, olası müdahaleciliğin fazlasıyla sorgulanmasına yol açıyordu. Bunlarla beraber dış müdahalelerle yıpranan Amerika’nın yeni bir dış müdahaleye karşı kamuoyunda oluşan tepkilerin Obama’nın kendi kurumlarından onay almadan re’sen harekete geçmesini güçleştirmesi ve kongreye havale edilen karar alma durumunun tehlikeye düşmesi, Obama yönetimini hayli zorlamaktaydı.
Rusya’nın ani diplomatik atağı kendi prestijine deva olduğu gibi, bu noktada Obama’yı da bariz bir bunalımdan kurtarma işlevi görmüştü. Dolayısıyla Rusya’nın hamlesi, kendisini kurtardığı gibi aynı zamanda Obama yönetimi için de can simidine dönüşmüştü.
Ancak burada şöyle bir gerçek de ortaya çıkıyordu. Görünürde Rusya ve Obama rahatlıyordu ama Obama’yı kimyasallar üzerinden müdahaleye zorlayan siyonist rejim ve yandaş lobilerinin amacı da hâsıl oluyordu. Siyonist rejimin tehdit unsuru sayarak Obama’ya baskı kurduğu kimyasal silah meselesi görünürde halloluyordu.
Elbette kimyasal silahların Suriye’nin elinden alınması, teslimi ve imhası yaklaşık bir yıllık bir süreyi kapsıyor. Kimyasal silahların envanteri de yine Suriye yönetiminin hazırlayacağı listeden ibaret olacak. BM’ye bağlı heyetlerin inceleme ve araştırmaları buna eklense dahi Suriye’nin tüm kimyasal silahları verip vermeyeceği bilinmiyor. Burada da şöyle bir durum ortaya çıkıyor. Kimyasal anlaşmadan, kâğıt üzerinde zafer kazanan taraf siyonist rejim olsa da gerçekte bu sorunun nasıl halledileceği konusunda belirsizlik sürüyor.
Görünürde “katliamlar” üzerinden başlayan Suriye’ye müdahale senaryosunun aslında kimyasal hassasiyete dayalı bir “katliam” söyleminden ibaret olduğu ortaya çıktı. Kimyasal silahlarla (ki kullanan tarafın kim olduğu hususu halen tartışmalı) katliamların “kırmızı çizgi” sayıldığı bir ortamda konvansiyonel tekniklerle katliamlara devam mesajının verilmesi, Amerikan literatüründeki “katliam” sözcüğünün gerçek anlamı değil, mecazi bir anlamı ifade ettiği böylece tekrarlanmış oldu.
Gelelim sonrasına… “Kimyasal Anlaşma”nın bir ayağı kimyasal silahların teslimi ile ilgili iken diğer ayağı ise “Cenevre” ile anlamını bulan siyasi çözüm süreciyle alakalı bir durumu ifade eder.
Elbette siyasi çözüm için çatışan tarafların iradeleri belirleyici olacaktır. Hatta çatışanlar kadar bunlar üzerinde etkili olan güçlerin iradesi de etkili olacaktır. Böyle bir sürece niyet edilmişse ve çatışmalarda etkili güçlerin arzuları bu yönde tecelli etse bile gelinen noktada artık hiçbir gücün telkinlerini dikkate almayacak noktaya gelen bir çok grubun olması, yine de siyasi sürecin önünde duran en büyük handikap olarak durmaktadır.
Suriye’de çatışma süreci uzadıkça, grupların kendi etkileri altında olduklarını zanneden birçok ülke belki de yepyeni sürprizlerle karşılaşacaklardır. Hâlihazırda belirli bölgeleri kontrollerinde tutmaktan hareketle fiili konumlarını somut kazanımlara dönüştürmek isteyen birçok grup vardır ki süreç kendi lehlerine gelişmezse etkili olduklarını düşünen birçok ülkeyi hayal kırıklıklarıyla baş başa bırakacaklardır.
Kaldı ki nisbi etkileri bulunan birçok ülke, bazı gruplar üzerindeki nüfuzlarını kullanarak bunları hizaya sokmayı başarsa bile “terör örgütü” kapsamına alınan ve Suriye sahasında etkinlikleri herkesçe kabul edilen özellikle bazı Selefi grupları siyasi sürece ikna etmek oldukça zordur.
Belki de bu zorlukların fark edilmesinin bir sonucu olarak son zamanlarda muhalif grupların Suriye ordusuyla çatışmaktan ziyade kendi aralarında yaşadıkları çatışmalar, başlaması muhtemel görünen “Cenevre Süreci” için bir hazırlık evresini de ifade etmektedir. Cenevre’ye gidilecekken Rusya ve Şam yönetimine karşı ABD ve temsil edeceği gruplar arasındaki pazarlıkta taraflar, ellerini güçlendirecek kartlarla masaya oturmak isteyeceklerdir. Bu nedenle her taraf, kendi içerisinde “birlik” sergileyerek karşı tarafa zaafiyet görüntüsü vermemeye özen gösterecektir. Tam da böyle bir sürecin arefesinde “terör” kapsamına alınan Selefi grupların olası ateşkes çağrılarına kulak asmayacağı, böyle bir durumun da muhalif kanadın pazarlık gücünü zedeleyeceği düşünülmektedir. Bu durumda hem zafiyetten kurtulma çabası hem de “terör” kapsamına alınan Selefi grupların birçok kesim için giderek daha fazla kaygı konusu olmaya başlaması, diğer gruplarla Selefiler arasında baş gösteren çatışmaların nedenlerine ışık tutmaktadır.
Hatta bu öngörüyle duruma bakacak olursak, olası “Cenevre” senaryoları öncesi Suriye’deki mezkûr gruplar arasındaki çatışmaların daha da şiddetlenerek tüm bölgelere yayılacağı ihtimali de belirmektedir.
Eğer ÖSO bileşenleri Selefi gruplara üstünlük sağlarsa bu durumda, kimyasal meselesini de içeren “Cenevre süreci”ne doğru yol alınabilir. Ama Selefi gruplar ÖSO’yu püskürtürse kimyasalların teslimi de dâhil Cenevre hayalleri bir bütün olarak suya düşebilir.
Kimyasal silahlar ve bağlantılı Cenevre sürecine hazırlığın bir ön adımı olan Suriye’deki muhalifler çatışması, ayrıca bugüne kadar kimin kimi desteklediği ezberine de çomak sokarak yepyeni ortaklıklar da geliştirebilecektir.
Bu durumda Suriye topraklarının çatışma ve kaostan kurtulmasına dönük zaten var olan belirsizlik, daha da belirsiz bir hal alacaktır.
Ali Özgür / İnzar Dergisi – Ekim 2013 (109. Sayı)
Ali Özgür