İddia ediyoruz ki tarihin hiçbir döneminde meydanlar böyle bir olaya şahitlik etmemiş, bu kadar büyük ve bu şekilde şuurlu bayanı bir arada görmemiş, hiçbir zaman müstakil olarak böyle bir etkinlik düzenlenmemiştir.
Tarih bunu bir yere kaydetmiştir ve yeri geldiğinde arşivinden çıkaracak, büyük bir inkılâbın en önemli merhalesi olarak insanlığa sunacaktır.
Yine her zaman yaptıkları gibi ülkenin batısındaki medya, hatta İslami olanları bile bunu görmemezlikten gelmiş, fakat böyle yapmış olsalar da bir gün söylediğimiz gibi arşivlerine dönecekler ve bu etkinlikleri yeniden izlemek zorunda kalacaklardır.
Şimdi sizlere tesettürün ve çarşafın öneminden söz etmeyeceğim, çünkü bu konu üzerinde çok durduk ve sayısız yazılar yazdık, sohbetler yaptık.
Bu defa sizlere meydanları dolduran bu bayanları biraz daha yakından tanıtmaya çalışacağım.
Kimdir meydanları dolduran bu çarşaflı bayanlar biliyor musunuz?
Bunlar çoğumuzun zannettiği gibi sadece etkinliklerde görmeye alıştığımız başörtüsü mağduru bayanlarımız değildir.
Bunlar imanlarının bedellerini birçok şekilde hem de fiili olarak bizzat ödeyen Müslüman bayanlardır.
Bunların her biri Peygamber Sevdalısıdır ve bu sevda için gerçekten bedel ödemişler ve sevdalarını ispat etmişlerdir.
Ayrıca bunların her biri Müslümanca bir hayat için mücadele veren ve bedel ödeyen yiğitlerin ya anneleridir, ya bacılarıdır, ya eşleridir ya da onların kızlarıdır ve bu mücadeleyi erkekleriyle birlikte omuz omuza vermişlerdir.
Bunların her birinin uzun mu uzun, duygu yüklü, dolu dolu hikâyeleri vardır.
Bugüne gelinceye kadar her birinin başından geçenler şu anda bölgede var olan Müslümanca hayatın tarihî belgeleridir.
Bugün bu meydanları dolduran çarşaflılar, zulmün ve baskının en acımasızını iliklerine kadar yaşayanlardır.
Gecenin bir saatinde ikide bir evlerine baskın yapılanlardır.
Bugün bu meydanları dolduran tesettürlü ve çarşaflı bayanlar, hicret döneminde yıllar yılı eşlerinden ve oğullarından ayrı kalanlardır.
Baskıya, zulme ve ambargoya maruz kaldıkları için yıllarca yokluk içinde hayat sürenlerdir.
Babaları, eşleri ve kardeşleri yıllarca hicrette ve daha sonra cezaevlerinde olanlardır.
Yaşadıkları şehirlerden yüzlerce kilometre uzaklardaki cezaevlerinde yatan eşlerini, babalarını, kardeşlerini ve yakınlarını yıllarca ziyarete gidip gelenlerdir bu bayanlar.
Cezaevi ziyaretine gittikleri ve hiç tanımadıkları bu şehirlerin otogarlarında, etrafındaki insanların tedirgin bakışları altında sabahın olmasını bekleyenlerdir bu bayanlar.
Van’dan, Diyarbakır’dan, Batman’dan, Bingöl’den kalkıp Tokat cezaevini yol edinenlerdir, Çamlıbel yokuşunda defalarca tipiye yakalananlardır.
Ülkenin en doğusundan kalkıp ta Edirne cezaevindeki erkeklerinin görüşüne giden, her defasında günlerinin önemli bir bölümünü yollarda geçiren Müslüman bayanlardır bunlar.
Yani erkekleriyle birlikte asıl kendileri cezalandırılan bayanlardır bu çarşaflılar.
Erzurum’u, Bayburt’u ve Gümüşhane’yi siz bu çarşaflı kızlarımıza sorun, çok iyi bilirler. Çünkü yıllarca gidip gelmişlerdir oralara, oraların cezaevlerine.
Karadeniz’i, Ordu’yu, Giresun’u çok iyi bilirler, her birinin mutlaka bir hatırası vardır o şehirlerde, o şehrin yollarında.
Onlar bu ülkenin bütün geçitlerini çok iyi bilirler, Zigana’yı, Kop Geçidi’ni, Kızıldağ’ı, buraların hem yazını hem kışını ezberlemişlerdir.
Sonra ziyaret esnasında başlarından geçen müthiş hikâyeleri vardır her birinin. Öyle ya, Hizbullah mahkûmlarının ziyaretçisi olmak öyle kolay şey değildir.
Biliyor musunuz, meydanlarda haykıran bu bayanlar babasız, kocasız, ağabeysiz evlerinde kaç bayram geçirmişlerdir?
Erkekleri sürgünde olduğu, hicrette veya cezaevinde olduğu için bu bayanlar aynı zamanda evlerine erkeklik yapanlardır, çocuklarına aynı zamanda baba olanlardır, onları bizzat yetiştirenlerdir bu bayanlar. Hem de çilelerle, yokluklarla, fakat inadına imanla yetiştirenlerdir.
Hicreti çok iyi bildikleri gibi, ensar olmayı da o kadar güzel bilirler. Hiçbir zaman evlerinden misafir eksik olmamıştır.
Görmüş olduğunuz bu kızlarımızın önemli bir bölümü kendilerinden bir önceki kardeşlerinden sekiz on yaş küçüktürler, çünkü babaları cezaevinden çıktıktan sonra doğmuşlardır.
Babaları zindanları kendilerine Medrese-i Yusufiye edindikleri için oradan çıktıktan sonra bu yavrularını bir başka azimle ve aşkla yetiştirmişlerdir, bir başkadır onlar.
Yani o meydanları dolduran bayanlar sadece örtüleriyle öne çıkan bayanlar değildir.
Örtülerinin içini işte bu şekilde doldurmuşlardır.
Onları en içten saygıyla ve hürmetle selamlıyorum!
Bu arada namusa, örtüye ve çarşafa savaş açan aptallara da sesleniyorum:
Gerçekten çok sert bir kayaya çarpmış durumdasınız, bunu böyle biliniz!
Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Ocak 2015 (124. Sayı)
Mehmet Göktaş