İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Kendimi Nasıl Değiştireyim

2016-02-29
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Mektubun Ocak’ta bana ulaştı, Ocak’a dair birçok anı ve hatırayı canlandırarak. Fakat biz şimdi Şubattayız., Şehidlerin çok olduğu ay, şehidlerin çok düştüğü ay ve şehadetin çokça konuşulduğu ay...
Sevgili Kardeşim,

Selamların en güzeliyle…

Mektubun Ocak’ta bana ulaştı, Ocak’a dair birçok anı ve hatırayı canlandırarak. Fakat biz şimdi Şubattayız., Şehidlerin çok olduğu ay, şehidlerin çok düştüğü ay ve şehadetin çokça konuşulduğu ay.. Bu mektubumu aldığında kim bilir belki de sen şehidlerin konuşulduğu bir mekânda ve meclistesin. Fakat ben yine de şehidler gibi bir hayat diyorum. Söz olmadan olmaz ama asıl; eylem, amel, yürümek ve koşuşturmaktır.

Mektubunda yine şikâyetçisin kendinden. “Yaz” diyorsun “çalışıyorum, koşuşturuyorum, okuyorum ama yine de değişmiyorum, kendimi değiştiremiyor, yenileyemiyor ve motive edemiyorum, yaz, ne yapayım da harekete geçeyim, kendimi harekete geçirebileyim” diyorsun.

Bu içtenliğini seviyorum. Yazacağım, ama şunu söylemeliyim ki kendinle ilgili değerlendirmene katılmıyorum. Hem bugüne kadar ki yazışmalarımızdan hem de “çalışıyorum, koşuşturuyorum, okuyorum” ifadelerinden böyle bir düşünceye varıyorum. Çünkü okuma, çalışma ve koşuşturma harekettir. Yerinde durmamak ve dolayısıyla yürümektir. Bu ister içinden kendi deruni âlemine doğru bir yürüyüş olsun ister dışarıya yönelik olsun fark etmez, yürümek yürümektir ve yürümek harekettir. Hareket ise tabiatında ilerleme ve değişme olan bir eylemdir. Dolayısıyla önce bunda anlaşmamız gerekir, kendinle ilgili değerlendirmeni gözden geçirip ıslah etmeni öneriyorum. Hemfikirsek başlayalım:

- Anladığım kadarıyla koşuşturmanın meyvesini görmek istiyorsun. Hep aynı Hasan kalmak istemiyorsun, farklı bir Hasan, farklılıklara imza atabilen, hem kendini hem de etrafını değiştirebilen bir Hasan görmek istiyorsun. Bu anlayışın iyi ve buna katılmamak imkansız.. Bu istemenin diğer bir adı muvaffakiyettir. Yani el attığımız işleri sona kadar götürmek ve gerçekten bir başarıyı elde etmek, istemektir. Bunu hangimiz istemeyiz ki! Kendim de bu açıdan birçok huy ve alışkanlığımdan şikâyetçi ve muzdaribim. Vesilenle kendimi de masaya yatırmış oluyorum, bilesin.

- Mademki kendimizi iyi yönde değiştirmeye çabalıyor ve bunun için başarılı olmak istiyoruz, o zaman iki üç hususu bilemiz gerekecek. Ben burada uzun uzun başarılı olmanın prensiplerinden söz etmeyeceğim. Fakat başarılı olmanın önündeki birkaç temel engele dikkatini çekmeye çalışacağım. Birincisi ve en tehlikelisi tembelliktir. “Tembellik de ne!” deyip geçmemek gerek. Tembellik her başarısızlığın altındaki ana etkenlerden biridir, ama çoğumuz bunu fark edemiyoruz. Tembellik tek çeşit ve tek renk değildir; Yaşına, mizacına ve azmine göre değişik kamuflajlar takınarak sana gelir;  gevşeklik, uyuşukluk, keyfine ve rahatına düşkünlük, tali ve gereksiz işlerle meşguliyet, bazen gevezelik, bazen laubalilik vs.. taktiklerle seni asıl işinden, yani başarılı olmak istediğin noktadan alıkoymaya çalışır… Bunu irade, gayret ve şevk kamçısıyla uzaklaştırmak lazım...

- Başarılı olmanın önündeki ikinci temel engel, kötü ya da hayırsız arkadaştır. Çünkü kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan genç bir insanın etrafında arkadaşlar, arkadaşlıklar olur. Arkadaşın ya da arkadaşların seni çok sevip sayıyor olabilirler, duygusal anlamda sıcak bir muhabbetiniz olabilir, düşünce olarak da hayra, güzele, fazilete müşteri ve istekli olabilirsiniz. Ama bunlar eylemden ziyade sözde kalıyorsa bu bir problemin varlığına işaret ediyor olabilir. Mesela sen programında titiz ve disiplinlisin, ama arkadaşın ‘Yav bu kadar da aşırılıktır’ diyorsa, bu başarının önündeki engeldir. Sen kitap okuyorsun ama o yanında dizilere ya da maça kilitli ise, bu başarının önündeki engeldir. Sen zamanını en verimli bir şekilde değerlendirmenin telaşındasın ama o boş boş etrafında dolaşıyor, gevezelikler yapıyor, seni oyalıyor, işine konsantrasyonunu bozuyorsa bu ciddi bir engeldir. Burada kalkıp sana hayırsız arkadaşın ya da arkadaşlıkların özelliklerini anlatacak değilim. Bunları çok iyi biliyorsun. Mesele bunların farkında olup ona göre pozisyon veya tedbir alıp almamanla ilgilidir…

- Üçüncü engel ise kötü örneklerdir. Gerçekten İslam’la, İslami yaşantıyla arasına bir hayli perdeler gerilmiş bir toplumun içinde gözlerimizi açmışız. Dünyevileşmenin hüküm sürdüğü, hatta zirve yaptığı bir zamandayız. Uhrevi hizmetlere rağbet ve ona müşteri olmak peygamberlerin (Allah’ın selamı hepsinin üzerine olsun) kavimlerine geldikleri ilk zamanlara çok benziyor. Toplumun içinde bulunduğu bu anlayış hizmet saflarındaki arkadaşlarımızı dostlarımızı etkileyebilme potansiyelini de hamildir. Mücahitlerin müteahhitlere özendiği böylesi uğursuz bir dönemde neyi örnek almamız gerektiği hususu önem kazanmaktadır. “Bizim Ahmet araba aldı, ben de almalıyım” “Bizim Ali her yaz tatile çıkıyor, ben de çıkmalıyım” “Hüseyin hiç kitap okumuyor ama konuşabiliyor, ben ne diye kendimi yiyip bitiriyorum ki?” “Filan arkadaşlar camiye gelmiyorlar, bağ-bahçeleriyle meşguller, aslında ben de ara sıra gitmeyebilirim” “Şunlar zaman zaman derneğe, sohbete gelmiyorlar, ben de.. ben de.. ben de..” işte bu olumsuz örnekler başarının önündeki üçüncü engeldir.

Aziz kardeşim, özetle ve çok üstten geçtiğim bu üç nokta başarısızlığın önündeki temel ve ciddi engellerdir. Başka birçok engelden daha bahsetmemiz mümkün ise de, şimdilik bunlarla yetinmemiz gerekir. Fakat çoğumuzda kalıplaşmış bir hal alan ve belki de engelleyici faktörünü çoğumuzun fark etmediği bu hususları aşmak zor gibi görünse de aslında kolaydır. İrade, azim, karar ve tabii ki inanç bunları ortadan kaldırmanın dermanı ve ilacıdır. Onlara odaklanmak gerek. Bir iki cümleyle de buna değineyim:

- Öncelikle programımıza yakinen inancımız olacak. Ona harfiyen riayet ettiğim takdirde bana büyük faydalar sağlayacağına dair yakini bir inanç.

- ikincisi Bismillah deyip başladığımızda başarılı bir neticeye ulaşacağımıza, yani muvaffak olacağımıza dair kararlı bir özgüvene sahip olacağız. “Allah’ın izniyle ben bunu başaracağım” diyecek ve işimiz her ne ise ona odaklanacağız.

- Üçüncüsü senin bizzat kendine, yeteneklerine, kabiliyetlerine, maharetlerine güvenin olacaktır. Kendini asla yetersiz görmeyeceksin. Var olan eksikliklerimizin önemli bir kısmını çalışma sırasında ve program süresinde giderme imkânını bulacağız.

- Dördüncüsü, muazzam bir ümidimiz olacaktır. Bu da programa veya yaptığımız hizmete müspet bakmamızla alakalı bir durumdur. “Yav ben bunları daha evvel de denedim, olmadı..” anlayışı yerine “Maşallah! He vallahi, bu çok güzel, Allah’ın izniyle bu defa sonuca ulaşacağım” bakış ve anlayışını geliştirmemiz gerekir. Ve bu anlayışla işe girişmek lazım.

Aziz kardeşim, şimdi de sana birkaç soru soracağım. Bu soruların yanıtlarını evvela kendinde ara ve kendine sor, ama yüreklice. Sonra bunları etrafındakilerle paylaş, özellikle de dava ve hizmet adamlarına, yaşayıp anlayanlara sor. Bu sorulara açık ve içten cevap verdiğin nispette nerede olduğunu, değişip değişmediğini ya da ilerleyip ilerlemediğini bizzat kendin anlamış ve görmüş olacaksın.

- İlk sorum: Ayda, üç ayda ve ennihayet bir yılda kaç tane kitap okumuşsundur veya okumaktasın. Mesela son üç ayda kaç kitap okudun?

- Ne tür kitaplar okuyorsun? Okuduğun kitaplar senin önceliklerin midir yoksa rastgele bulduğunu, ele geçirdiğini mi okuyorsun? Son bir yıl içinde okuduğun kitapların türüne göre tasnifini çıkarabilirsin.

- Temel İslami ilimlere dair (Kur`an, Tefsir, hadis, Siyer, Fıkıh, Akaid, Tarih vb.) baştan sona kadar hangi eserleri tamamlayabilmişsin? Bir Müslüman için bunların en öncelikler arasında olduğunu biliyorsun. Temel bunlardır, diğer okumalar bunlara bina edilir.

- Bunların dışında muhtelif İslami hareketlere ve ayrıca muhtelif insanlık deneyimlerine vakıf olmak adına tarih okumalarını yapıyor musun? Mesela yaşadığımız ülkenin yakın tarihine vakıf mıyız?

- Okumalarını nasıl yapıyorsun? Kâğıt kalem kullanıyor musun? Okuduklarını faydaya dönüştürebiliyor musun?

- Okuduklarının sendeki etkisi nasıl oluyor? Düz okumakla yetinerek bazen hayret bazen şaşkınlık bazen de bilginin ne kadar az olduğunu öğrenmekle mi geçiştiriyorsun yoksa ders ve ibretleri çıkararak mı yapıyorsun okumalarını?

- Birlikte bulunduğun arkadaşların, hocaların olsun veya okuduğun kitaplar ve gözlemlediğin insanlar olsun.. Bunları taklid, yani sadece etkilenip taklid mi ediyorsun, yoksa onlardan faydalanarak sürekli kendini yenilemek ve güzele doğru değiştirmekle mi meşgulsün?

- Neyin davasını ve neyin iddiasında olduğunu tam olarak kavrayabilmiş misin, davanın esaslarına ve davetin fıkhını anlamaya dair ne gibi bir çaban var?

- Gelişen olaylara, gerek bizzat içinde olduğumuz ve gerekse dünyada olup bitenlere karşı nasıl bir tutum içindesin? Hafife alarak mı geçiştiriyorsun yoksa seni, aileni, İslam’ı, ümmeti alakadar ettiğini düşünerek ciddiye alıyor ve kendi çapında çözümlere mi odaklanıyorsun?

- Davana, davanın prensiplerine ne kadar bağlısın? Sahabe-i Kiram ve tarihteki İslam kahramanları gibi İslam’a faydalı olma konusunda ne kadar gayretlisin?

Şimdilik yazacaklarım bunlar. Başka bir mektupta buluşmak üzere Allah’a emanet olun.

Muhabbet ve dualarıyla

Muhammed Mehdi Gül / İnzar Dergisi – Şubat 2016 (137. Sayı)
 

Muhammed Mehdi Gül

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS