Ailenin genel tanımı; toplumu oluşturan en küçük yapı taşı, en küçük kurumdur. Diğer kurumlar; eğitim kurumu, din kurumu, sağlık kurumu ve sair kurumlardır. Aslında balarısının oğul vermesi[1] gibi diğer tüm kurumlar da aileden tevellüd etmiştir. Öyleyse aile, toplumun üzerine bina edildiği esastır, temeldir. Eğitim kurumunda görev yapan herkes bir aile kurumundan oralara intikal etmiştir. Bu bütün kurumlar için de böyledir. Toplumu oluşturan bütün kurumlar aile kurumunun uzantılarıdır. Cumhurbaşkanlığı dâhil…
Bu bakımdan aile kurumu diğer kurumların anasıdır. Evet, aile kurumu, iki şekilde oğul verir. Birincisi balarısı şeklinde, ikincisi eşekarısı şeklinde… Eğer balarısı şeklinde oğul verirse, toplumu oluşturan diğer kurumlar da ballanır, bal verir. Eşekarısı şeklinde oğul verirse bütün kurumlara eşekarıları dolar, zehir artar. Onların başlıca özelliği de zehirlemek, bal arılarına zarar vermektir.
Son yıllarda göz göre göre aile hedef alınmakta, toplumun temeline zaman ayarlı bomba konulmaktadır. Nerede bu ülkenin bomba imha ekipleri, nerede asayişi sağlamakla görevli şahıslar?
Hükümet köprüler, hastaneler, yollar yapmakla uğraşa dursun, düşman sinsi sinsi yaklaşmakta ve onlar da âdeta hükümetle yarışırcasına evleri otellere çevirme uğraşı içinde… Aile kurumunu imha, ev kelimesini literatürümüzden silme yolundadırlar. Bu uğraşları hükümetten başka herkes görüyor, dersek abartmış olur muyuz, bilemiyoruz. Neden böyle söylüyoruz? Çünkü bir önlemin alındığını göremiyoruz. İstanbul 5.8 ile sallandı[2] gündemin bir numaralı konusu oldu. Alınması gereken önlemler ve üzerinde yapılan uzunca bir tartışma sürüp gidiyor. Artık herkesin ezberlediği bir cümle “depreme karşı hazırlıklı olmalıyız”.
Ve herkes olası “Büyük İstanbul Depremini” ve alınması gereken önlemleri konuşuyor. Ey Hükümet! Tehlike nereden gelecekse önlem alın, buna söylenecek bir sözümüz yok. Biz size beklenen depremden daha büyük bir depremden bahsediyoruz. Ülkenin altındaki bütün yer katmanlarında sismik bir aktivite var. Artık deprem tehlike haritaları da güncellenmelidir. Ne yazık ki ülkenin her tarafı birinci derece tehlike bölgesi…
Bildiğim kadarıyla şiddet olarak depremin derecesi en yüksek 12 imiş. Bu şiddetteki deprem kıyametmiş, taş üstünde taş kalmayacakmış. Bu deprem, geldiğini gördüğümüz bir depremdir. Aile göz göre göre elden kayıp gidiyor. Başlarken ailenin toplumun esası, temeli olduğunu belirttik. Aile kurumu sağlamsa bütün kurumlar sağlam olur devlet ayakta kalır. Bu kuruma sahip çıkmak, İHA’lardan, SİHA’lardan, tank palet fabrikalarından, otomobil üretiminden, nükleer enerjiden ve benzer meşguliyetlerden çok çok daha önemlidir.
Bunu sadece biz mi görüyoruz? Şu, haftada bir toplanan bakanlar, neye bakıyorlar? Toplumun gidişatına bakmıyorlar mı? Bakıyorlar da görmüyorlar mı? Neyse yakında bir kabine değişikliği olacaktır. Bakalım yeni gelen bakanlar bunu görecekler mi? Yoksa onlar da isimleriyle müsemma olup sadece bakacaklar mı?
Kelebek etkisi[3] bir durumla karşı karşıyayız. Bilindiği üzere kelebek etkisi, domino etkisinden farklıdır. Kelebek etkisinde bir kilo iki buçuk kiloyu, iki buçuk kilo beş kiloyu, beş kilo sekiz kiloyu…. böylece sürüp gider felaketlere yol açar. Bir başka söylemle kaosun başlangıcı demektir. Eğer aile yapımız bozulursa kelebek etkisiyle yaptığınız devasa binalar, yollar, köprüler, şehir hastaneleri hiçbir şey kalmaz. Aile kurumu bütün kurumların anası ise -ki öyledir- o yıkılırsa bütün kurumlar yıkılır. Ana arı olmadan, bir arı kovanın işlek olduğunu, faaliyette olduğunu, tek damla bal verdiğini gören var mı? Ülkenin ana arısı unutmayalım ki ailedir. Geçenlerde bir arıcıyla beraberdim. Bir ana arıyı (sadece bir arı) yaklaşık iki bin liraya satın almıştı. Ana arının değerine nereden bakarsanız anlarsınız.
Böyle giderse hükümet üyeleri koro halinde İbrahim Tatlıses’in Allah’ım neydi günahım?
Ben nerde yanlış yaptım?
Bitti dünyam ziyan oldu ziyan
Bir anlasam nerede nerede yanlış yaptım? Şarkısını söyleyeceklerdir. Allah göstermesin! Biz de halk olarak, Mevlana’nın şu şiirini okuyacağız.
Bir gün kızsan bana alsan başını
Yüz bin yıllık yere gitsen,
Dönüp kavuşacağın yer ben’im demedim mi?
Demedim mi şu görünene razı olma!
Ben bir denizim demedim mi?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın!
Senin duru denizin benim demedim mi?
Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan benim
Senin kolun kanadın benim demedim mi?
Demedim mi yolunu vururlar senin
Demedim mi soğuturlar seni
Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?
Söyle bunları sana hep demedim mi?
İyisi mi, biz şarkılarımızı vakı’adan önce söylemiş olalım, nerede yanlış yaptığımızı görelim. Dünyamız bitmesin, ziyan olmasın! Nerede yanlış yaptığımızı görelim. Bizler de toplum yapımız bozulmadan şiirimizi okumuş olalım.
Ah keşkem Cumhurbaşkanı Külliye’den iniverseydi ve birkaç gün tebdil-i kıyafet ile halkın arasına karışsa da ovada esen rüzgârları bir görebilseydi! Titanik battığında eğlence had safhadaydı, ekonomik göstergeler iç açıcıydı ve kimse de battıklarının farkında değildi.
Allah rızası için bir kez daha söylemiş olalım, T.C bandralı Titanik batıyor. İçinde çocuklarımız, yakınlarımız, sevdiklerimiz, dostlarımız, dostlarımızın dostları olacağı için yanıyoruz. Yoksa “Battı balık yan gider” diyecektik.
[1] Balarısı kolonilerinin yeni nesil oluşturmak amacıyla kovandaki arıların bir kısmı ile ve ana arı ile kovandan ayrılmasına oğul verme denir.
[2] Allah bir daha göstermesin.
[3] Bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen isimdir. Domino etkisinden farklı bir durumdur. Domino etkisinde her bir taş diğerini düşürür.
inzar
inzar