Bir önceki yazımızda genel olarak kardeşliği ele aldık, eşi benzeri görülmemiş Ensar ve Muhacirun kardeşliğine dikkatleri çektik.
Bugüne geldiğimizde bu günkü kardeşlik çok da iç açıcı değildir.
Çünkü bugün dünya nüfusunun üçte birisinin mensubu olduğu İslam Ümmeti’nin ciddi bir birliği yok. İslam ümmeti onlarca devletten müteşekkil ve her biri başka bir âlemde adeta. Birçoğu despotların, emperyalistlerin ve uşaklarının tasallutu altındadır. Müslümanlar birbirine kenetlenmiş tuğlaların oluşturduğu bina gibi duramıyor.
Tüm Müslümanları kanatları arasına alan bir birlik olmadığı gibi 2 milyar nüfuslu İslam ümmeti, İslam kardeşliğini hakkıyla yaşamıyor. İslam kardeşliğinden mahrumdur.
“Kendin için istediğini mümin kardeşin için istemedikçe gerçek manada iman etmiş olamazsınız” düsturu İslam ümmetinin hayatında kaim değildir.
Kardeşlik yerine bölük pörçöklük hâkim olmuş. İnsanların imanı “enenin, egoistliğin, benciliğin, grupçuluğun ve tarafgirliğin” tazyiki altında köşeye sıkışmış. Hem fert bazında hem toplumsal bazda İslam kardeşliği için; Allah, Peygamber için hakkından feragat etme erdemini görmek imkânsız gibi bir şey.
İslam ümmeti kıvrım kıvrım kıvranıyor, sinesinde tümör gibi duran grupçuluk-cemaatçilik taassubundan dolayı.
Birlikleri olmadığından ve aralarında kuvvetli bir İslam kardeşliği olmamasından dolayı Müslümanlar dünyada denge unsuru da değiller.
Müslümanlar denge unsuru olmadıklarından, insanlara dünya ve ahiret saadetinin İslam dininde olduğunu deklare edemiyorlar, ettiklerinde de etkili olamıyorlar.
Denge unsuru olamadıklarından, birlikleri olmadığından, sırt sırta vermediklerinden Hılful fudul-Erdemliler Birliği- gibi zalimden mazlumun hakkını alacak kadar dişli de olamıyorlar.
Bu hal, bu vaziyet Müslümanların, İslam ümmetinin hali/vaziyeti değil, olmamalıydı. İslam ümmeti bu vaziyete düşmemeliydi.
Bir vücudun herhangi bir azası rahatsız olduğunda nasıl ki bütün bir vücud aynı rahatsızlığı, aynı acıyı duyarsa, bir tek mü`minin-dünyanın ta öbür ucunda bile olsa- çektiği acıyı, duyduğu ıstırabı diğer mü`min kardeşleri derinden hissettiği, Mü`minlerin bu denli birbirlerine bağlı olduklarını belirten kutlu sözlerin pratiği nerde?
Hani, nerde kaldı?
Mü`minlerin kardeşlikte ve dostlukta tıpkı aksamı birbirine geçmiş mükemmel ve sapasağlam bir bina gibi oldukları veya bütün unsurları ve zerreleriyle birbirine bağlı bir vücud gibi oldukları günler, hani nerde?
Maalesef İslam ümmeti olması gereken yerde değildir ve neden yerinde olmadığı da tüm açıklığıyla ortadadır.
Hakiki, gerçek bir İslam kardeşliği için en başta Allah’ın mü’minleri kardeş kıldığı ayete sarılmamız lazımdır. Efendimiz Muhammed Mustafa “mümin müminin kardeşidir, birbirini terk etmez, ihmal etmez” Öyleyse bunların aydınlığında, kılavuzluğunda Müslümanlar olarak evvelde eneyi, egoyu ve cemaat taassubunu tamamen bırakarak kendimize, kardeşliğimize dönmeliyiz. Kendi nefsimiz, kendi dernek ve cemaatimiz için istediğimizi İslam ümmetinin azaları konumundaki tüm Müslümanlar için istemek gereklidir. Kendi nefsimiz, kendi dernek ve cemaatimiz için de istemediğimizi farklı mezhep, meşrep ve cemaate mensup olan kardeşlerimiz için de istememeliyiz.
Dönmek de yetmez, birbirimize sahip çıkmalıyız, birbirimizin üzüntüsüyle üzülmeli, sevinciyle sevinmeliyiz.
Evet –Salallahu aleyhi vesellem-‘in "Mü`minin mü`mine bağlılığı, parçaları birbirini bütünleyen bir bina gibidir." (Buhârî, salât, 88, Mezalim, 5; Müslim, birr, 65; Tirmizî, birr, 18; Nesâî, zekât, 67)
"Mü`minleri kendi aralarındaki merhametleşmelerinde, sevişmelerinde, yardımlaşmalarında bir vücud gibi görürsün. Ki vücudun bir organı ağrırsa, vücudunun kalan kısmı uykusuzluk ve humma ile o organ için birbirini çağırır".
Hadislerini ve “İyilikte ve takvada yardımlaşın…”ayetini göz önünde bulundurarak iyilik ve takva üzerinde birbirini destekleyen, birbirine kenetlenen bir binanın yapı taşları gibi olmak zorundayız.
Yine bu çerçevede birbirinden haberdar ve birbirine duyarlı insanlardan oluşan bir toplum modelini Müslümanlar olarak artık oluşturmalıyız.
İslam’ı hayatımızda kaim etmek ve üzerinde güneşin doğup battığı her yere ila-i kelimetullah davasını götürebilmek için ümmetin hakiki kardeşliği bulması, bu kardeşliğinin de gereğini kuşanması temennisiyle Allah’a emanetsiniz.
Mustafa Canan / İnzar Dergisi – Mayıs 2013
Mustafa Canan