Katliama imza atan darbe bloğu, gerçekleşen darbenin belki de tartışılamayacağını, tartışılacaksa katliamların tartışılabileceğini en acımasız şekilde göstermiş oldu. Geride bıraktıkları katliam tablolarıyla aslında darbenin kendileri açısından ne denli “kutsal” bir adım olduğunu, darbe üzerinden pazarlık yapılamayacağını, tepki veren halka karşı takınılan katliamcı tavrın ancak pazarlık konusuna indirgenebileceğinin mesajını verdiler.
Darbeciler açısından vaziyet bundan ibaret. Darbeye direnenler açısından da durum oldukça kritik. Haftalarca meydanlarda kalarak darbeye geçit vermeyeceklerini muhteşem kitlelerle haykırdılar. Cuntadan yükselen hiçbir tehdide aldırış etmediler. Bunun sonucunda seve seve şehadete nasıl koşulacağının da en canlı örnekliğini sergilediler.
Mısır özelinde şöyle bir durum çıktı ortaya: Darbeciler öldürmekten çekinmeyeceklerini; Halk ise ölmekten kaçmayacaklarını pratik iradeleriyle ortaya koydular. Ancak korkunç katliamlardan ve cuntanın tüm kirli operasyonlarından sonra Müslüman halk ve buna önderlik eden İhvan kadroları kritik bir eşiğe gelip dayandılar. Henüz geri adım atmış değiller. Ancak vaziyetin, bir tarafın sürekli öldüren, diğer tarafın da sürekli ölen şeklinde süremeyeceği gerçeğini de görmek gerekmektedir.
Elbette İhvan ve darbe karşıtı Mısır halkı, kendi konumlarını, imkân ve kabiliyetlerini bizlerden daha iyi bilmektedirler ve yürütecekleri stratejilerin neler olması gerektiğini kendileri karar vereceklerdir. Ama tekrar vurgulamak gerekir ki, katliamlardan sonra konumları daha da kritik bir eşiğe gelip dayanmış durumdadır.
Darbe, mekân olarak her ne kadar Mısır’da gerçekleşmiş olsa da hem darbe cephesi hem de Müslümanlar açısından etkileri Mısır’ı aşan bir özellik arz etmektedir. “Arap Baharı” ile ortaya çıkan bölgesel pozisyonlar, bu pozisyonlar üzerinden gerçekleşen ya da gerçekleştirilmek istenen siyasi ve askeri denklemler, darbe ile beraber hükmünü yitirmiş bir duruma düştü. Mısır darbesiyle beliren ve odağında Siyonist rejimin bulunduğu yeni konsept, darbeci zihniyetle şekillendirilmek istenen stratejik bakış açısının tüm bölgeye hakim kılınmasını öngörmektedir. Bu da, yeni Siyonist stratejiye itiraz edebilecek ülke ve İslami oluşumların önünün tamamen kapatılarak sindirilmesini esas almaktadır. Bu bağlamda Mısır’ın içinde olduğu gibi dışında da dünya Müslümanlarının aldığı pozisyon ve darbe karşıtlığında kenetlenmeleri oldukça gerekli ve anlamlıdır.
Açıkçası Mısır’daki durum, bu haliyle şu anda tüm Müslümanlar için adeta “bıçak sırtı” konumundadır. Sonunda darbeciler başarılı olursa, darbecilik “domino ilkesini” takip edecek; İhvan darbeyi püskürtebilirse katliamcı darbecilik büyük oranda iflas edecek ve bu da sadece Mısır halkının değil bölgedeki tüm Müslümanların kazanımı olacaktır.
Yeni darbeci konseptte Mısır, şu anda bir deneme alanıdır. Burada başarı sağlamaları halinde Gazze’deki Hamas yönetimi, Tunus ve Türkiye yakın geleceğin öncelikli hedefleri arasındadır. Temel hedef, israil’in güvenlik endişelerinin kaldırıldığı, İslami kesimlerin büyük oranda tasfiye edildiği bölgesel bir “28 Şubat” sürecinin İslam dünyasının kalbinde hâkim olmasıdır.
Darbe hazırlıklarında son zamanlarda İsrail faktörünün öne çıkması sıradan iddialar değildir. Hiç kuşkunuz olmasın ki cunta yönetiminin Mısır halkına karşı uyguladığı kanlı stratejinin fikir babaları, operasyonların komuta idaresi de tamamen İsrailli katillerce yürütülmektedir. Çünkü darbenin geleceği herkesten daha çok artık İsrail açısından bir ölüm kalım mücadelesine dönüşmüş durumdadır.
Bölgedeki bazı ülkelerin, bilhassa Arap kralların darbeci tavrı önümüzde dursa da Müslüman halkların darbeye karşı verdiği reaksiyon, darbe bloğunu belki de endişelendiren tek durumdur. Son zamanlarda yaşanan bir takım olaylarda kamuoyunu biçimlendirerek uygulanan planlarda kafa karıştırmayı beceren darbeci blok, Mısır’daki darbe için de benzer taktikler yürürlüğe koydu, ancak pek de başarılı olamadı. “Alim-Şeyh kılıklılar”, İslami görünümlü kişi ve oluşumlar üzerinden darbeye kudsiyet atfetme çabaları iğrenç nifak örnekliklerini piyasaya çıkardıysa da Müslüman halkları darbeye ikna etmek mümkün olmadı.
Hatta gün geçtikçe de darbecilere karşı öfke kabarmaya başladı ve adeta sel gibi sokaklara inmeye başladı.
Son zamanlarda Suriye üzerinden ihtilaf savaşına tutuşan çok farklı kesimler, Mısır’da yaşanan mezalime karşı bir araya gelerek cunta, İsrail ve Batılı dostlarına karşı ittifakın en canlı örneğini sergilemeyi başarabildiler.
Halkların Batı ve bilumum darbeci bloğa karşı yekvücut haline gelmiş olması, belki de darbeciler açısından Mısır’daki direnişten daha önemliydi. Bu nedenle Müslüman halkların ittifak değil ihtilaf evresine dönmesi kendileri açısından oldukça önemliydi. Tam da bu esnada dikkatlerin Suriye’de işlenen kimyasal vahşete döndürülmesi adına binlerce sivilin gazlarla vahşi bir şekilde katledilerek infial havasının Mısır’dan Suriye’ye çevirilmesi zamanlama açısından hayli dikkat çekiciydi.
Malumunuz Suriye’de infiale yol açan hiçbir çatışma veya katliama karşı İslam dünyasında ortak bir tavır ortaya çıkmamıştı. Suçlamalar rejim ile muhalifler arasında gidip geldiği gibi, bunun Müslümanlara olan etkisi de düşmanlık boyutunu çoktan aşmıştı. Dikkatlerin Mısır’da darbecilere yöneldiği bir anda Suriye’de ilk kez bu şekliyle binlerce kişinin kimyasal gazlarla katledilmesi dikkatleri bir anda Mısır’dan Suriye’ye çevirmiş olmaktaydı.
Suriye’de daha önce de kimyasal saldırılar yapılmış ancak bu denli kapsamlısı ilk kez yaşanmıştı. Bu insanlık suçunu işleyenler ister muhalifler olsun isterse rejim güçleri fark etmez, neticede Mısır üzerinde oluşan ittifak havasını Suriye üzerinden ihtilafa dönüştürmek adına çok alçakça bir uygulamaya girişmişlerdi.
Nitekim ABD, AB ülkeleri ve hatta israil’in bile kimyasal saldırı nedeniyle bir anda insanlık vicdanına vurgu yapan söz ve tavırlar içerisine girmesi, Mısır’daki cinayetlerini örtbas etme çabasına yönelmeleri, Suriye gündemini can simidi olarak değerlendirmiş olmalarının sonucuydu.
Darbeye darbe diyemeyenlerin, korkunç katliamlara rağmen cuntaya laf konduramayanların, katliamlar karşısında “kaygı ve endişe” duymaktan öteye gidemeyenlerin, cürümleri İhvan’a fatura etmekten utanmayanların Suriye’deki masum siviller için timsah gözyaşlarına boğulmalarının başka da izahı bulunmamaktaydı.
Cuntanın korkunç katliamlarını kınamayı dahi gündemlerine almayanların Suriye’deki sivil katliamı bahane ederek savaş gemilerini Akdeniz’e yönlendirmeleri, Suriye’ye müdahale tehditlerine yeltenmeleri, hatta katil Netanyahu’nun bile Suriye’de katledilen çocuk, kadın ve bebeklerle dayanışma içerisinde olduğunu söylemesi, sadece Müslüman halkların vicdanlarını manipüle etme operasyonunun sonucuydu. Mısır üzerinden muhatap oldukları Müslümanların öfke seline Suriye üzerinden barikat kurmanın çok tipik bir manevrasıydı. Oysa Suriye üzerinden “dost” geçinenlerin Mısır’da düşmanlık yapmaları veya Mısır’da apaçık düşmanlık yapanların Suriye’de “dost” kisvesine bürünmeleri Müslümanların aklıyla da vicdanıyla da alay etmekten başka amaçları olamazdı.
Dolayısıyla kim tarafından yapılmışsa fark etmez, Suriye’deki kimyasal katliamların Mısır’da cuntanın eliyle işlenen katliamlardan hiçbir farkı yoktu, olamazdı. Önemle görülmesi gereken durum ise, katliamların ardındaki şeytani iradenin tek adresten kaynaklandığıydı. Suriye’deki alçakça katliam elbette en şiddetli şekilde lanetlenecektir. Ancak daha büyük ve daha şeytani olan Mısır’daki darbe ve katliamın geri plana düşürülmesine fırsat da verilmemelidir.
Çünkü darbeci şeytani güç odağının şu an öncelikli hedefi, Mısır’daki darbenin oldubittiye getirilerek Müslümanlar tarafından kabul görülmesinin sağlanmasıdır. Bundan dolayı da infial oluşturacak nitelikte belki de farklı mekânlarda daha büyük daha etkili katliamlara da imza atılabilecektir. Şayet Mısır’daki darbe hamlesi gündemin ilk sırasından düşürülürse, bir daha gündemleşmemesi adına başka katliam haberlerine tanık olmaya da hazır olmamız gerekecektir. Dolayısıyla Batılıların atfettiği öneme binaen nerede ne biçimde katliamlar işlenip infial oluşturulmak istense de Mısır’la dayanışma eylemlerine hız verilmeli, gündemimizin ilk sırasını Mısır oluşturmalıdır.
Suriye’de Kimyasal kullansa da katili elindeki ‘Balta’sından teşhis edebilmeliyiz.
Ali Özgür / İnzar Dergisi – Eylül 2013 (108. Sayı)
Ali Özgür