İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

KAFKAS DAĞLARINI TİTRETEN DESTAN CEVHER DUDAYEV -6-

2021-10-20
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Cevher Dudayev, kişiliği, direnişi, onurlu duruşu, stratejik yaklaşımı, merhamet ve cesaretiyle Çeçen halkının kalbinde derin izler bırakan bir liderdir. O, Çeçen halkı ve ümmet için yarınlara dair bir umut kıvılcımıydı. Bu kıvılcım, onun şehadetiyle daha belirgin bir hale geldi. O, bugün her Çeçen için bir örnektir. Çeçenistan’da yeni doğan çoğu bebeğin öğrendiği ilk kelimelerden biri Dudayev'dir. Dudayev`in şehadeti Çeçenistan ve kimi İslam ülkelerinde derin üzüntülere sebep olur. Destansı bir mücadelenin kahramanı Dudadyev’in hain bir tuzakla şehid edilmesi gönüllere sancılı bir ağırlık olarak çöker; ama Çeçen direnişi ve bağımsızlık savaşı onun şehadetiyle sona ermez. Dudayev’in öldürülmesiyle zayıflayacağı düşünülen Çeçen direnişi akamete uğramaz. Ağustos 1996’da Çeçenler Grozni’yi Rus Ordusu’ndan geri alırlar. Yenilgiyi kabul eden Rus tarafı ateşkes ister ve 31 Ağustos 1996’da Yeltsin ve Yandarbiyev arasında Dağıstan’ın Hasavyurt şehrinde antlaşma imzalanır. Rus Ordusu Çeçenistan’ı terk eder: İki taraf arasında Çeçenistan’ın 5 sene içerisinde bağımsız olmasına dair bir takvim oluşturulur. Zaferin ardından Çeçenler, Rusçada “korkunç” anlamına gelen başkent Grozni’nin ismini aziz öncüleri ve şehidleri Dudadyev’in de hatırasını canlı tutma arzusuyla Cevherkale olarak değiştirirler. Dudayev`in ardından Şamil Basayev, Zelimhan Yandarbiyev ve Aslan Mashadov gibi öncü komutanların mücadelesi Kafkasya’nın İslami mücadelesine bir sayfa olarak eklenir. *** Bir insanın hayatının en güzel ve en doğru şahidi eşidir. Cevher Dudayev’in eşi Alla Dudayeva bir Rus kızı olup ressam ve şairdir. Alla Dudayeva, böyle bir şahitlik adına eşi Dudayev’i, Çeçenleri ve bağımsızlık mücadelesini anlattığı Milyon Birinci isimli bir eser kaleme alır. Ne kadar garip bir kader… Yüzyıllar boyu birbirleriyle savaşan iki düşman halkın evlatları birbirleriyle evlenmişler. Ne kadar garip bir cilve… Rusya'nın “haydut” ve “asi” olarak gördüğü Çeçenlerin içerisine gelin olarak girmek ve sonradan o hor görülen milletin şanlı direnişini aziz, asil bir eşin hayatına şahitlik ederek anlatmak... Savaşçı kimliğiyle zihnimizde yer eden Cevher Dudayev, bu kitapla beraber ayakları yere basan bir insan, bir kahraman olarak karşımıza çıkıyor. Dudayev’in bir yanı merhamet ve barışsa bir yanı izzet ve cihattır. Milyon Birinci kitabı, şu diyalogla başlar: “Ona soruyorlar: - Cevher Dudayev, Çeçenlerin kaç generali var? Cevher gülüyor: - Her Çeçen generaldir! İnanmazsanız gidin, bulduğunuz ilk Çeçen'e 'Sen general misin?' diye sorun. O zaman anlarsınız. Evet her Çeçen generaldir; ben sadece milyon birincisiyim!”[1] Kitap, Cevher Dudayev’i bir sohbet sıcaklığında, canlı bir tanıklıkla anlatacak birçok anı, şahitlik ve tespitle devam eder. Aşağıdaki alıntılar, bir yastıkta kocamış iki ömürden birinin tarihe şahitlik edecek yüce kişiliğinden sadece birkaç karedir: “…Tespih çekerken, 1944 yılında Haybah Köyü'nde diri diri yakılan akrabalarının isimlerini sayıyordu. Tüm sülalesinin yok edildiği o gün, toplam 700 kişi ölmüştü. O kara günde, tesadüfen dağlara çıkmış olduğu için büyük ahıra kapatılıp yakılmaktan kurtulan bir tanıdıkları Labi'yi Kazakistan'da bulmuş, ona olanları anlatmıştı. Soğuyan küller arasında bulduğu Cevher'in büyükannesine ait küpeleri de getirip onlara vermişti. Bu adamın hikâyesi çok hazindi. Kazakistan'da uzun zaman aradığı kız kardeşini, kendisine sarılmış çocuklarıyla birlikte bir bodrum katında donmuş olarak bulmuş, onları kendisi defnetmişti. Sürgünde toplam 310.000 kişi öldü. (Sürgün sırasında doğup ölenler hariç, nüfusun %60’ı.) Nakledemedikleri insanları hemen oracıkta öldürüyorlardı. Sadece bir gün içerisinde 12.000 insan öldürülmüştü. Şaro köyünde, geçilmesi zor dağ patikalarında yürüyen ve kucaklarında bebekleri olan kadınlara bile acımamış, nehre atmışlardı hepsini. Cevher, Kafkasya'dan getirdikleri eşyaları birer birer satmak zorunda kaldıkları için çok üzülüyordu. Yurtlarından kalan son hatıra olan bakırdan güğüm de satılınca çok derinden etkilenmişti…”[2] "…Çeçenistan'da sadece birliklerimizin o anda üzerinde olduğu topraklar bizimdir. Birlikte hareket eder etmez, geride kalan yerler tekrar Çeçenler' in olur. Bu yüzden birliğimiz ardında hiçbir iz bırakmadan, âdeta denizde dalgaları yararak ilerleyen bir gemi gibi hareket ediyordu." (L. N. Tolstoy) Aslında bu gemi, ardında korkunç izler bırakıyordu. Kesilen ormanlar, yakılan bahçeler, öldürülen hayvanlar, zehirlenen ekinler, sözüm ona vahşi Çeçenlerin cesetleriyle kaplanmış alanlar ve hayatta kalmışların kalplerinde asırlardır dinmeyen acılar. Bütün bu olanlardan sonra Çeçenler, köpek kelimesi yerine, General Ermolov'un adını kullanır oldular: "Yarmol." Dağlıların yüksek bir savaş ahlakı vardı. Esirlere işkence yapmazlar, cesetlere saygı gösterirlerdi. Bunu bilen Ruslar, Çeçenlere esir düşmekten korkmuyorlardı. Ve bazı askerler sivil halka zarar vermemeye çalıştılar. Kafkasya'da yıllarca Çeçenlerle savaşan ve hatıralarını yazan Bestujev Yavlinski şöyle diyordu: “Çeçenler evlere dalıp bütün değerli eşyaları alıyorlardı ama tarlaları yakmıyorlardı. Ekinleri ezmiyor, dalları kırmıyorlardı. Çünkü Tanrı’nın nimetlerine zarar vermek için bir nedenleri yoktu. Bu tür davranışları, bu halkın ne kadar şerefli olduğunun belirtileridir. Böyle bir şerefe sahip olan, hakkıyla gurur duyacaktır…"[3] “…İlk sırada oturan, beyaz dağ kepeneği giymiş bir ihtiyar sordu: “Cevher! Rusya ve Amerika bizi tanımazsa ne yaparız?" Cevher'in gözleri parladı, hafifçe üzerine eğilmiş olduğu kürsünün ardında birden doğruldu: "Onların tanımasını ne yapacağız! Atalarımız binlerce yıl dağlarda onların haberi olmasa da özgürce yaşadılar. Biz de atalarımız gibi yapacağız. Onların bizi tanımalarını bırakın bir yana. Biz onları tanırsak lütfetmiş oluruz!" dedi ve gülmeye başladı. Onun gülmesi bir dalga etkisiyle kalabalığa yayılıyor, herkes aynı şekilde gülüyordu. Dedikleri doğruydu. Bu insanlar hiçbir yeri işgal etmeden kendi toprakları üzerinde özgürce yaşayacaklardı. Bunun için de kimsesinin müsaadesine ihtiyaçları yoktu. Bu arada kendine güveni olmayan birinin sesi duyuldu: “Cevher! Peki ya açlıktan ölürsek?" Cevher yine gülmeye başladı: "Ha ha ha! Bizde kimse açlıktan ölmedi. Ruslar aç kaldıklarında Povolje'den buralara geldiler. Kendi sahiplerinden kaçan Rus köleleri bize sığındılar da yine kimse aç kalmadı. Bizim ölümümüz açlıktan değil, olsa olsa gururdan olur…"[4] “…24 Mart'ta doğum günümde Cevher neşeli bir şekilde bana dedi ki: "Ne hediye edeyim sana?" Ben sessizce "Zaferi" dedim. Ve o "Zaferi" dedi. Cevher Dudayev tanıdık bir şarkının sözlerini tekrarladı…”[5] “…Bizim savaşçılarımızın diğerlerinden ne farkı var, biliyor musun? “diye sordu bana. Eğer onları bir yana dikip, ayakkabılarını çıkarmasını söylersen, dünyanın hiçbir ordusunda öyle temiz ayakları göremezsin! Günde beş vakit namaz ve beş kez abdest; bu bedenin ve ruhun temizliğidir. Rusya ise tanrısızların büyük ülkesi! Sadece Tanrı'dan korkmayanlar, küçük bir halkı böyle yok edebilirler…”[6] “…Cevher, ölüm anında da değişmedin. Feda edilecek bir şey varsa, ölmek kolaydır. "Şeref esiri", her zaman onun gönüllü rehinesi oldun; herkesi yöneterek, İçkeriya Sıradağlarından gelen atalarının sesini dinleyerek, sadece onun sessiz sesine kulak vererek. Japon kamikazelerin öldüğü gibi öldün, yüz üstü yere düşüp. Sadece böyle bir ölümü şerefli ölüm sayarlar. Bir zamanlar Sibirya'da beraberce, Japonların "Tanrıların Rüzgârı" kitabını okuyorduk. O zaman kendi şiirlerimde hayal ediyordun: "Dağları kucaklayıp, canım kara toprağıma yapışıp, ölmek.."  Suda ıslattığım bezle, yüzündeki toprağın siyah izlerini sildim...”[7] Cevher Dudayev gibi öncü Müslümanları anlatmak dil ve kalemi aciz eder; çünkü onların hayatı İlahi bir razılığın yansımasıdır. Bu razılığı, bazen dil, bazen kalem, bazen de mısralar nasibince anlatmaya çalışır. O halde, Cevher Dudayev için son satırlar şairin mısraları olsun! …Namlunun hışmına tutsak olmuştu gözler. Göklerde gözyaşları gibiydi yağmur. Göklerde esaretin hüznü vardı. Utancın gözyaşları gibiydi yağmur. Yorgun tarih kanlara bulanmış, Tertemiz bedenleri sayarken, Kurak bir çöl rüzgârının senfonisinde. Çaresizliğin feryatlarını duyar gibiydi. Oysa suskunluk gözyaşlarıyla kutsanmış, Mazlum öfkesinin fırtınalarını gizliyordu. Elveda, elveda hüzün Şimdi kıyam zamanıdır. Şerefli bir direniştir ufukta gülen. Kaybol, kaybol ihanetin kancık iklimi. Şimdi özlem en delişmen çığlığıyla hücum ediyor gözlerimize. Ve bir yürek büyüdükçe büyüyor, gözleri kamaşıyor Moskofun. Ağıtlar yükselirken emperyalist medyadan, Dağların bağrında ayı avına çıkıyor güzellik savaşçıları. Ey Şamil, Kafkasya’nın korkusuz arslanı. Yiğit imam Senin özgürlük çağrına Lebbeyk dedi dört bir yandan yiğitler. Lebbeyk dedi bir Cevher. Varsın uçaklarla vursun kahpe Moskof, füzelerle vursun. Kavga yürek ister, ey Cevher. Sevda ister delicesine, iman ister. Ey Cevher! Özgürlüğe adanmış güzel mücahid, Bil ki senin destanınla büyüyecek çocuklar. Şehadetin direniş tohumları serpecek, dört bir yanına dünyanın. Bil ki toprak bir coşkun cezbenin gülümseyişinde. Sana selam duruyor. Ve bizler yani Müminler, Kıyam dergahında senin yüzünü dostların arasında görüyoruz. Selam olsun sana ve tüm şehidlere[8] [1] Alla Dudaeva, Milyon Birinci, Şule Yayınları, Nisan 2013 [2] A.g.e, s. 29 [3] A.g.e, s. 68 [4] A.g.e, s. 115 [5] A.g.e, s. 298 [6] A.g.e, s. 336 [7] A.g.e, s. 351 [8] Şehidler Kervanı 8 ilahi kaseti
İbrahim Dağılma

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS