İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

KAFİRÛN SURESİ’NİN TEFSİRİ IŞIĞINDA KÜFÜR OLGUSU-2

2022-04-28
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Surenin Genel Mesajı Kâfirûn Suresi’nin hem Müslümanlara hem de kâfirlere açık ve net mesajı vardır. Müslümanlara, kâfirlerin dinlerine yüzeysel dahi olsa uymalarının caiz olmadığı, onlarla aralarında keskin ayrılıkların bulunduğu, itikada taalluk eden konularda onlarla uzlaşının kesinlikle mümkün olmadığı, itikatlarını koruma hususunda dikkatli davranmaları gerektiği mesajını vermektedir. Hiçbir Müslüman itikadi konularda kafirlerle uzlaşamaz. Ortada ikrah yoksa Müslümanların kâfirlerin putlarına ve kültlerine tazimde bulunması söz konusu dahi olamaz. Tevhîd ve küfür mücadelesi kıyamete kadar devam edecek bir mücadeledir. Verilen bu mücadele zaman ve mekânla sınırlandırılmamıştır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aelyhi ve sellem)’in döneminde küfre bakış ve karşı çıkış nasıl ise bugün de böyledir, kıyamete kadar da öyle devam edecektir. İki zıt bir yerde bulunamaz. Tevhîd ve şirk; küfür ve imanın bir araya gelmeleri imkânsızdır. Biri geldi mi diğeri gider. Kâfirlerin çeşitli hileleri vardır. Zorla, baskıyla, tazyikle, işkenceyle başaramadıklarını hileyle, oyunlarla başarmayı amaçlarlar. En büyük oyunlarından biri de Müslümanları kendi sistemlerine entegre etmeleridir. Yüzyıllardır bunun çok çeşitli yollarını denemişler, hala da deniyorlar. Maalesef birçok kez de başarılı olmuşlardır. “Ya ben kalben inanmadıktan sonra bir külte tazimde bulunmamın ne zararı olabilir ki?” anlayışı bir süre sonra farklı boyutlara ulaşabilmektedir. Oysa Yüce Allah bunun göstermelik olanını bile şiddetle reddetmiştir. Kâfirûn Suresi’nin Müslümanlara en büyük mesajı akidelerine, amellerine ve dinlerine halel getirecek her türlü davranıştan uzaklaşmaları gerektiği yönündedir. Kâfirlere olan mesajına gelince; onlar ne yaparlarsa yapsınlar, hangi hilelere başvururlarsa vursunlar, Müslümanlar Kur'ân-ı Kerim’den ayrılmadıkları sürece onları kandırmaları ve dinlerine tabi etmeleri mümkün değildir ki bu durumda onlar her yönden Yüce Allah’ın koruması altındadırlar. Çünkü Kur'ân-ı Kerim hiçbir konuda boşluk bırakmamış, onlara hayatları boyunca lazım olacak her türlü konuda yol göstermiştir. Yeter ki Müslümanlar Ondan faydalanmasını bilsinler ve Onu kendilerine rehber edinsinler. Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) sure sonrasındaki tutumu   Peygamber Efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamberlik geldikten sonra önce en yakın akrabalarından başlayarak yaşadığı toplumu tevhîd dinine davet etmeye başladı. İnsanları tek Allah’a inanmaya davet edip taptıkları putların batıl olduğunu gelen vahiyle anlatmaya başlayınca, Mekke’nin hâkim sınıfı bunu kabul etmemeye ve bu yeni dinin önünü almaya çalıştı. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisine gelen vahyin ışığında tebliğ çalışmalarına aralıksız devam edip, Ona inananlar da günbegün artınca Mekke müşrikleri bundan rahatsız olmuşlardı. Çünkü yüzyıllardır inandıkları tanrılarına savaş açan bu din, şimdiye kadar inandıkları tüm değerleri reddediyor, tanrılarına taştan, tahtadan putlar diyerek kurdukları düzenlerini tehlikeye sokuyordu. Bu yeni din yerleri ve gökleri yaradan bir yaratıcının olduğunu, O’ndan başka ilah olmadığını, O’nun her şeyi bildiğini, her şeyi gördüğünü, O istemeden hiçbir şeyin olmadığını söyleyerek şimdiye kadar inandıkları ve yalvarmakta oldukları tanrılarının bir hiç olduğunu haykırıyordu. Elbette ki bu, o güne kadar karşılaşmadıkları bir durumdu. Coğrafyalarında Yahudiler ve Hıristiyanlar yaşıyor olmasına rağmen şimdiye kadar kimse tanrıları için bu tür ifadeler kullanmamış, inanç sistemlerini temelinden sarsmamıştı. Bu yeni din yayılırsa yüzyıllardır kurdukları inanç sistemleri tanrılarıyla beraber işlevsiz kalacaktı. Bunu gören müşrikler zaman kaybetmeden bu yeni dine karşı çıktılar. Peygamber Efendimizi (sallallahu aleyhi ve sellem) güttüğü davadan vazgeçirmek için çeşitli yollara ve hilelere başvurdular. O’na deli, sihirbaz, yalancı vs. dediler. Bunlar tutmayınca O’na çeşitli vaatlerde bulundular. Amcası Ebu Talib’in aracılığıyla teklifler götürdüler.[1] Bir şey elde edemeyince, hakaret ettiler, küçük düşürücü davranışlarda bulundular. Ka’be’de namaz kılarken üzerine deve pisliği atacak kadar ileri gittiler.[2] Mekke toplumunda güçsüz kabul edilen köleler, fakirler ve herhangi bir statüsü olmayan Müslümanlara işkenceler yaptılar. Onları dinlerinden döndürmek için akla gelebilecek her türlü baskı, tazyik ve işkenceyi uyguladılar.[3] Ama Peygamber Efendimiz(sallallahu aleyhi ve sellem)’in elinde o kadar güçlü bir şey vardı ki buna ne yaptılarsa karşı koyamadılar. Ümmi olan Muhammed o güne kadar duymadıkları en iyi hatiplerin bile nutkunu tutturacak kadar güzellikte sözler söylüyor, insanları bu sözlerle cezbediyordu. Utbe’nin Kur’an ayetlerini dinlerken düştüğü durum[4] onların iman etmemekte aslında inat ettiklerinin en açık delillerinden biriydi. Onlar bu yeni dine iman etmiyorlardı; çünkü iktidarlarının ellerinden çıkacağını çok iyi biliyorlardı. Bunun için de bu yeni dinin önünü almak için her türlü hileye başvuruyorlardı. İşte bu hilelerden biri de bu yeni dini şaibeli hale getirmek istemeleriydi. Bu amaçla, “Kureyş müşriklerinden bir grup Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek şöyle dediler: ‘Ya Muhammed! Gel sen bizim dinimize biz de senin dinine tabi olalım. Sen bir sene bizim ilahlarımıza ibadet et, biz de bir sene senin ilahına ibadet edelim.’ Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onların bu sözleri üzerine: ‘Allah’a şirk koşmaktan Allah’a sığınırım’ dedi. Onlar: ‘Öyleyse sen gel bizim bazı ilahlarımıza teslim ol, biz de senin peygamberliğini tasdik edip ilahına ibadet edelim’ dediler. Bunun üzerine Kâfirûn suresi nazil oldu. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Mescid-i Haram’a gitti. Orada bir grup Kureyşli müşrik bulunmaktaydı. Karşılarına geçip onlara bu sureyi okudu. Bunun üzerine müşrikler ümitlerini kestiler.[5] Müşriklerin bu girişimi Peygamber Efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ilahına inanmaktan ziyade onun kendi tanrılarına göstermelik bile olsa tazimde bulunmasını sağlamak, böylece dinlerini özelde Müslümanların genelde de tüm insanların indinde meşrulaştırmaktı. Zorla yapamadıklarını böyle bir hileyle yapmayı hedefliyorlardı. Onların amacı yeni dini kendi dinleriyle entegre edip yüzyıllardır süre gelen sistemin çarkları içinde öğütmekti. Eğer Peygamber Efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem) böyle bir şey yapsaydı, kendi eliyle hak davasını batılla karıştıracak ve o güne kadar hararetle savunduğu tüm değerlerini hiçe saymış hatta onları inkâr etmiş olacaktı. Bu da müşriklerin dinlerine güç katacak, daha sağlam ve sarsılmaz hale getirecekti. Kâfirler zorla, baskıyla, işkenceyle başaramadıklarını bu tür hilelerle başarmayı amaçlamaktadırlar. Başta insana cazip gelen bu tür teklifler aslında büyük bir tuzağın süslenmiş halidir. Çünkü orta ve uzun vadede tahribatı, kısa vadeli getirisinden kat be kat fazla olmakta, kâr edeyim derken telafisi mümkün olmayan zararlar edilmektedir. Eğer Peygamber Efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem) müşriklerin teklifini kabul etseydi ve göstermelik bile olsa onların putlarına tazimde bulunsaydı hem ona inananların hem de diğer insanların güvenini kaybedecekti. Çünkü o güne kadar savunduğu tüm değerlere şaibe karıştırmak suretiyle insanların nezdinde güvenirliğini yitirecekti. Hatta o güne kadar kendisine geldiğini söylediği vahiy bile inandırıcılığını yitirirdi. Her şeyi bilen Yüce Allah müşriklerin bu tuzaklarını onlara o güne kadar olmadığı kadar sert bir üslupla cevap vererek boşa çıkarmıştır. O’nun müşriklere verdiği bu sert cevap aynı zamanda Müslümanları da bu tür hile ve tuzaklara karşı uyarmakta böyle bir şeye asla tevessül etmemeleri gerektiğini ikaz etmektedir. Peygamber Efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem), inen Kâfirûn Suresi’ni kendisine teklif getirenlere olduğu gibi okumuş, bundan sonra bir araya gelmelerinin mümkün olmadığını açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Artık tebliğ çalışmaları yeni bir boyut kazanmış, saflar her zamankinden daha çok netleşmiş, bir nevi kılıçlar çekilmiştir. Peygamber Efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem) bu sure indikten sonra “ben kâfirlere karışmam” dememiş, çalışmalarına kaldığı yerden devam etmiştir. Tevhîd inancını her zamanki gibi haykırmış, putperestliğe ve İslam dışı diğer dinlere karşı mücadelesini hiç aksatmadan devam ettirmiştir. Küfrün hiçbir çeşidine tolerans tanımamış, hoşgörü göstermemiştir. Mekke’de şirk inancıyla fikri düzeyde mücadelede etmiş ve Medine döneminde de bu, savaşa evrilmiştir.   [1] Ebu Muhammed Abdul Melik b. Hişam, es-Sîretu’l Nebeviyye, (Beyrut: Dar Sader, 2005), 1/196. [2] Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, (İstanbul: İrfan Yayımcılık ve Ticaret, 1993), 1/95. [3] Hamidullah, İslam Peygamberi, 1/95. [4] Hamidullah, İslam Peygamberi, 1/103. [5] Zemahşeri, El–Keşşaf an Hekâiki Ğevamizi Et–Tenzil, 4/808.
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS