İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Kabe ve Kabe gibi bir kadın

2014-10-16
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Farz edelim Allah Teâlâ bütün insanlığın duyabileceği bir şekilde onlara hitap etseydi ve deseydi ki; “Ey insanlar! Yeryüzünde bana bir ev yapın, benim şanıma layık olsun!” Fakat başka bir şey belirtmeseydi, yerini söylemeseydi, şeklini ve biçimini hiç tarif etmeseydi...
Farz edelim Allah Teâlâ bütün insanlığın duyabileceği bir şekilde onlara hitap etseydi ve deseydi ki;

“Ey insanlar! Yeryüzünde bana bir ev yapın, benim şanıma layık olsun!”


Fakat başka bir şey belirtmeseydi, yerini söylemeseydi, şeklini ve biçimini hiç tarif etmeseydi.

Söyleyin hiç böyle bir yere, böyle bir ev yapar mıydı insanlar, âlemlerin Rabbi olan Allah’a hiç böyle bir evi layık görüp yakıştırırlar mıydı?

Nüfusun en yoğun olduğu büyük medeniyetlerin merkezleri, boğazlar, deniz kenarları, muhteşem dağların ve tepelerin üzeri, çağlayanlar, şelaleler, o güzelim yeşillikler bir tarafta bırakılacak, cayır cayır yanan uzak bir çölün ortasına Allah’a ev yapılacak öyle mi?

Kâbe’yi bu anlamda hiç düşündünüz mü? Elinize bir atlas alın ve bakın, sıcak ve ıssız çöllerin ortasında, birden dağların çevrelediği, hepsinden de önemlisi, o dağların ortasında bir çukurun içerisinde. Yakın bir mesafeye varıncaya kadar göremezsiniz.

Asıl dikkatinizi çekmek istediğim nokta şudur; Söyleyin Allah aşkına, dünyanın en basit yapısı, en sade yapısı böyle küp şeklinde olan bir yapı değil midir? Yani bundan daha basit, daha sade bir ev düşünebiliyor musunuz? Dört duvardan, üzerindeki bir çatıdan ve bir kapıdan ibaret bir ev, zaten bundan başkasına da ev denilemez ki.

Eğer evin yerinden ve mevkiinden sonra şeklinin nasıl olmasını da bize bıraksaydı, insanlar ne muhteşem binalar yapardı bir düşünün.

Bütün bunlardan bizim çıkarmamız gereken ders yok mudur sizce? Âlemlerin Rabbi olan Allah bizlere tevazuu öğretmiyor mu, sadeliği tavsiye etmiyor mu dersiniz?

Bir şey daha öğreniyoruz ki, işte böyle çölün ortasında, çukurun içerisinde, küçücük bir ev insanlığın büyük bir kısmının yüreğini kendisine bağlamış, oraya varabilmek, oraya el sürebilmek için şu anda insanlık sıraya girmiş bekliyor.

Kâbe denilince hepimizin aklına önce Hazreti İbrahim ve Hazreti İsmail gelir. Fakat bu defa onlardan değil, Hazreti Hacer annemizden söz edeceğim.

Belki yadırgayabilirsiniz, bu ümmetin babaannesi, bu ümmetin annesi olan Hazreti Hacer’i işte şu anlattığım yönleriyle Kâbe’ye benzetirim, Kâbe gibi bir kadın derim.

“Kema salleyte” isimli küçük risalemde onun hakkındaki duygu ve düşüncelerimi şöyle dile getirmiştim:

Bir ömür yolunu gözlediği kutlu yavrusunu, yavrusunun annesini oracıkta bırakmış, ardına bakmadan yürümüşse, bir daha hiç dönmemişse,
Rabbim böyle istedi demişse İbrahim... Artık ne demek düşer Hacer"e?
Tükeniverir birden sözler, herkes teslim olur İbrahim"in Rabbine!
Başlar öne eğilir, o fasıl orada kapanır, yeni bir sayfa açılır tarihe.
Bir ümmet yeşersin şu çölün ortasından, insanlığa şahid olsun.
Siyahlara bürünmüş Kâbe"nin yanından, şu siyah cariyeden
Bürüsün bütün ufukları, bürüsün bütün bir yeryüzünü diye...
Biliyor musun ey kutlu Hacer, ey siyah cariye? Senin koşuşturduğun o iki tepeye;
“İşte şunlar, şu iki tepe yeryüzündeki işaretlerimdir!” buyurdu Allah!
Kumlara karışan siyah topukların hakkı için
Bir Safa, bir Merve çırpınıp duran yüreğin hakkı için koşsun yürüsün oralardan beşeriyet!
Önce İbrahim koşsun yürüsün senin izinden, İsmail yürüsün ve ardından gelenler yürüsün.
Ve sonra o Resul koşsun yürüsün! Ardından milyonlar, milyonlar koşsun yürüsün!
Seni yaşasın, sana bürünsün, o gün herkes bir Hacer olsun, bir siyah cariye olsun!
Ve hep böyle sürsün gitsin, yerler ve gökler durdukça!

Hazreti Hacer’i daha iyi anlamalıyız. Evet o bu ümmetin hem annesi hem de babaannesidir. Yeryüzünde tevhidin sembolü bir peygamberin eşi, bir diğer peygamberin annesi, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem…

Bütün rivayetler onun şu anda Kâbe’nin Hicr bölümünde yattığını söylüyor. Öyle ya, eşi ve oğlu tarafından yapılan bir Kâbe’nin civarında ömrünü geçirecek ve gidip başka yerlere defnolacak değil ya…

Aleyhisselam’ın da büyük babaannesi. Ne muhteşem bir şeref!

Biliyor musunuz, Hazreti Hacer annemizin Hicr’de yatıyor olmasının bir başka önemi var. Allah katında öyle bir makama sahiptir ki, hiç kimse onunla Rabbi arasına giremiyor, yani onun kabrini dışarıda bırakarak yapılan tavaflar kabul değildir, tavaf edenler mutlaka Hicr’i de içine alacak şekilde yapmak zorundadırlar.

Hacc ibadetini yerine getirenler onu anlamaya, onu yaşamaya öylesine muhtaçtır ki… Fakat bu şekilde olmaz.

Her şeyden önce o bizim gibi pırıl pırıl mermerlerin üzerinde koşmamıştı. Sonra onun üzerinde cayır cayır yakan bir güneş vardı, bizim gibi serinletici klimaların altında değildi. Ve orta yerde, ıssız çölde susuzluktan ölme durumunda bir çocuk vardı.

İşte bu fotoğraf âlemlerin Rabbinin Rahman sıfatını öyle bir galeyana getirmişti ki onu bu şekilde ebedileştirmişti.

Şimdi bizim first ladylere, Müslüman liderlerin eşlerine seslenmek istiyorum:

İşte sizin için biricik örnek Hazreti Hacer’dir.
Kâbe gibi bir kadın… Rabbi onu Kâbe gibi mükerrem kılmıştır…

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Ekim 2014 (121. Sayı)
 

 


Mehmet Göktaş

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS