Potansiyelinin farkında olmayan veya herhangi bir şey yapmaktan, harekete geçmekten kendisini aciz gören kimse olumlu manada “Mustaz’af” hükmünde değildir. Allah (c.c)’ın “imam yapma ve yeryüzünün varislerini kılma” vaadi bunları kapsamaz. Çünkü buradaki mustaz’aflık zaaf ve acizlik değil, aksine bunu kabullenmeyerek imkân ve şartlar dâhilinde mücadele etmeyi ifade eder.
İslam toplumu, fiilî işgal veya toplumun ifsat edilmesi yollarından biri veya her ikisiyle mustaz’aflaşır.
Güç kullanılarak askeri ve baskıcı yollarla Müslümanlar mustaz’af hale getirilir. Ancak bunun dışında toplumun ifsat edilmesi yoluyla da Müslümanlar, mustaz’af hâle gelir. Allah(cc) şöyle buyurur: “Firavun; (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını parça parça etmişti. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor(mustazaf), bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Belli ki o bozgunculardandı.” (Kasas:4). Firavun toplumu zayıf görmek için onu zayıflatıyor, zayıf gördüğü için de tolumu eziyordu. İlginçtir, “mustaz’af” kelimesi hem “zayıf görmeyi” hem de “zayıf düşürmeyi” ifade ediyor. Bunlar da birbirini besleyen durumlardır. Gerçekten zayıf görünen toplum ezilir, ezilen toplum da zayıf düşerek zayıf görünmeye başlar. Bir toplumun, bir bireyin zayıflamasının haricî ve dâhilî sebepleri vardır.
Zalim ve müstekbirlerin işgali ve baskısı altında olan toplum mustaz’aftır. Çünkü böyle bir toplum irade ve kabiliyetlerini ortaya koymaktan acizdir.
Ayet-i kerimede buyrulduğu üzere toplumu zayıf düşüren, firavunun uyguladığı diğer sebepler ise şunlardır:
-Toplumun sınıflara ayrılması. Bir kısmının güçlü ve asabiyet sahibi, diğer bir kısmının ise zayıf olması.
-Kadının tamamen evin dışına çıkarılarak asıl olan annelik vazifesini terk veya ihmal etmesi.
-Madden veya manen erkeklerin kafalarının kesilmesi.
Gerçekten toplum arasındaki birlik ve dayanışma ruhu ortadan kalktığında toplum birbirine düşer, güç ve enerjisini kaybederek mustaz’aflaşır. Hem zayıf görünür hem de zayıf düşer. Zayıf göründüğü için baskıya maruz kalır. Zayıf düştüğü için de ezilir.
Kadın, asıl vazifesi ve sorumluluk alanı olan evini ihmal ettiğinde ve onu tali bir iş olarak görmeye başladığında toplum zayıflar. Çünkü böyle bir toplumda kadın-erkek arasındaki denge bozulur. Bunlar birbirine yardımcı olacakları yerde birbirleriyle sürtüşmeye ve mücadele etmeye başlar. Bu da toplumu zayıf düşürür. Toplumun heybeti ve kontrol mekanizması kaybolur. Kadının evinin dışında roller üstlenmesi toplumda itaat kültürünü yok eder.
İslam toplumunda itaat kültürü yok olduğunda toplum mustaz’aflaşır. Burada şu soruyu sormak gerekir: “İtaat edilmeyen bir yönetici mustaz’af mı değil mi?” Yine “Evinde hiçbir otoritesi olmayan erkek mustaz’af mı, değil mi?” Genelde mustaz’aflık yönetilenler açısından düşünülüyor. Oysa bir yöneticinin kendisine itaat edilmemesi, sözünün dinlenmemesi de onun açısından mustaz’aflıktır. Harun(a.s)’ın durumu buna örnektir. Mikata giden Musa(a.s) halefi olarak yerine Hz. Harun’u bırakmıştı. Hz. Musa’nın yokluğunu fırsat bilen Beni İsrail, buzağıya tapmıştı. Allah’ın bildirmesiyle durumu öğrenen Hz. Musa hemen geri döndü. Kavminin saptığını görünce öfkelendi. Nasıl olur da buna izin verdi diye Hz. Harun’un sakalını saçını çekti. Bunun üzerine Hz. Harun(a.s) ona, “İsrailoğulları kavmi beni mustaz’aflaştırdı.”(Araf:150) dedi. Burada açık bir şekilde seviyesi ve görevi ne olursa olsun itaat edilmeyen, sözü dinlenmeyen yöneticinin de mustaz’af olabileceği sonucu ortaya çıkıyor. Buna göre sözü evde dinlenmeyen bir baba, keza çocuklarına söz geçiremeyen bir anne mustaz’aftır.
İtaat kültürü yok olan, imamları olmayan, ya da rehberlerine itaat etmeyen bir toplum işgal altında olmasa da mustaz’aftır. Bu nedenle Allah(c.c) mustaz’afları, imamlar ve mirasçılar kılacağını vadediyor. İmam olmaları kendi içlerinde birliği sağlamalarıdır. Bunun gerçekleşmesinden sonra da o yerin maddi ve beşeri kaynaklarının varisi olurlar.
Firavunun erkekleri boğazlaması genel olarak sadece maddi cihetle anlaşılmıştır. Boğazlanma kafanın gövdeden ayrılmasıdır. Bunun da maddi veya manevi olma durumu söz konusudur. Kafa kesildiğinde beden ölür. Aynı şekilde kafa boş ve zararlı şeylerle dolduğunda da kafa hükmen kesilmiş, dolayısıyla beden manen ölmüş oluyor. Öyle veya böyle çocuklarının kafası kesilen toplum mustaz’aflaşır. Bugün çocuklarımızın zihni zararlı şeylerle dolduruluyor, düşünceleri ifsat ediliyorsa bu da bir nevi onların boğazlanması, kafalarının kesilmesidir.
Mustaz’af görünmek, fiilen mustaz’aflığa sebep olur.
Mustaz’aflık, sadece dış saiklerden kaynaklanmıyor. Bunun dâhilden kaynaklanan sebepleri de vardır.
Mustaz’aflık; sadece yönetilenlerin değil, itaat edilmeyen yöneticilerin de sorunudur.
İslam toplumu itaat kültürüne binaenaleyh cemaat ruhuna sahip omadıkça mustaz’af olmaktan çıkamaz.
Mustaz’af olma durumu, itaat ilişkisinin şart olduğu aileden devlete her alanda söz konusu olabilir.
Kadının evin dışında temel ve ağırlıklı görevler üstlenmesi toplumu güçlendirmez, aksine toplumu mustaz’aflaştırır.
Kafaları bulandırılan çocukların kafası hükmen kesilmiş demektir. Çocukları boğazlanan toplum mıustaz’aflaşır.
Bu hakikatleri dikkate alarak bizim gayret etmemiz, tavır ve duruşumuzu ortaya koymamız gerekir. Aksi takdirde fazla uzağa gitmeye gerek kalmaz, ailemizde bile mustaz’af duruma düşeriz.
A. Rahim Güneş / İnzar Dergisi – Nisan 2013
Abdulhakim Sonkaya