İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

İstanbul, yani Furkan Doğan – Yasin Börü buluşması

2015-05-17
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Ne zaman Furkan Doğan ve Yasin Börü’nün isimlerini duysam veya resimlerini görsem gözlerim doluyor ve göğsümde ciddi bir sıcaklık hissediyorum. Belki hepimiz böyleyizdir fakat benim şu göğsümde hissettiğim sıcaklık çok belirgin, somut bir sıcaklık.
Ne zaman Furkan Doğan ve Yasin Börü’nün isimlerini duysam veya resimlerini görsem gözlerim doluyor ve göğsümde ciddi bir sıcaklık hissediyorum. Belki hepimiz böyleyizdir fakat benim şu göğsümde hissettiğim sıcaklık çok belirgin, somut bir sıcaklık.

Sonra hatırladım ki, bu sıcaklıklar gerçekten Furkan ve Yasin’e ait sıcaklıklarmış.

Çünkü her ikisini de şehadetlerinden hemen önce sıkıca kucaklamışım, bağrıma basmışım.

Furkan Doğan’ı Kayseri’den Mavi Marmara gemisiyle Gazze’ye doğru uğurlarken kucaklayıp bağrıma basmıştım, arkadaşlarının arasında en gençleri olan bu delikanlının gözlerinin içine bakarak tekrar tekrar kucaklamıştım.

Ne gariptir ki aynı şekilde Yasin Börü’yü de şehadetinden önce defalarca kucaklamıştım. Evlerinin yakınında yapılan bir düğünde gelmişti yanıma. Tanışırken hem onun gül yüzü dikkatimi çekmişti hem de soyadı. Çünkü ben Börü soyadı taşıyan şehitler ve gaziler olduğunu biliyordum. “Demek senin adın Yasin Börü ha” diyerek birkaç defa tekrar söylettim ve bağrıma bastım.

İşte bundan dolayı ne zaman Furkan Doğan ve Yasin Börü’nün isimlerini duysam, resimlerini görsem hemen göğsümde o sıcaklığı hissediyorum.

Daha sonra hayalimde canlandırmaya başladım, ikinsinin de Peygamber Aleyhisselam’ın kucağında olduklarını, hatta önce Furkan Doğan’ın Yasin’i kucaklayıp karşıladığını, sonra elinden tutarak kendilerine kollarını açan Rasûlullah’ın (s.a.v) kucağına koştuklarını tahayyül ediyorum.

Ve şimdi dünyanın en güzel şehrindeyiz, Eşsiz Önder Rasûlullah (s.a.v) için bir araya gelmiş bulunuyoruz. Dünyanın en güzel şehrinin en büyük meydanındayız.

Ve dünyanın güzel insanlarıyla birlikteyiz. “Sizin en hayırlınız, görüldüğü zaman Allah’ın hatırlandığı kişidir” Nebevi kanun gereği sadece görüntüleriyle bile Allah’ı hatırlatanlardan oluşmuş şu mahşeri kalabalık ne muhteşemdir.

Kaldı ki sadece görünümleriyle değil, buraya gelmeden önce milyonlarca salat u selamlar getiren, binlerce hatimler indiren ve şu anda Arşa yükselen tekbirlerle dünyanın en güzel şehrini inleten Müslümanlarla birlikteyiz.

Peygamber sevdalıları olarak Kürdüyle, Türküyle, Arabıyla, Lazıyla, Çerkeziyle, Haleplisiyle, Şamlısıyla dünyanın en güzel şehrinde bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Fakat bütün bu kesimleri temsilen bu meydan bugün Furkan Doğan ve Yasin Börü meydanıdır.

Bugün Rasûlullah’ın (s.a.v) kucağında buluşma günümüz ve meydanımızdır. Çünkü O’nun kucağında buluşanlar kurtulmuştur, onun elinden ve eteğinden tutanlar dünyada da ahirette de kurtulmuşlardır.

Yasin ve Furkan şu anda nasıl ki onun kucağındalar, biz de şimdi onun Tevhid sancağının altındayız, Kıyamet gününde onun Livai Hamd sancağı altında olmayı umuyoruz.

Fakat biz bugün bir başka şey için de buradayız. Allah’ın Rasûlünün biricik ve eşsiz önder olduğunu haykırmak ve ilan etmek için buradayız.

O bizim yegâne örneğimizdir diyoruz fakat sanki onu kendisine örnek alması gerekenler sadece cami cemaati, emekliler, sıradan insanlarmış gibi anlıyoruz veya anlatıyoruz.

Hâlbuki o her seviyedeki Müslüman için örnektir ve özellikle önderdir, eşsiz liderdir.

Allah’ın Rasûlü (s.a.v) eşsiz bir babadır, eşsiz bir aile reisidir. Bütün babalar onu babalık konusunda da önder ve örnek edinmelidir. Bu konu hem sadece babalara bırakılmamalıdır. Evlatlar ve özellikle kız çocukları babalarından bunu istemelidir, babalarını bu konuda zorlamalıdır.

-“Babacığım, Allah’ın Rasûlü (s.a.v) kızı Fatıma’ya (r.a) nasıl babalık yapmışsa lütfen sen de bize öyle babalık yap” demelidirler.

Allah’ın Rasûlü (s.a.v) eşsiz bir kocadır, emsalsiz ve yegâne bir eştir. Müslüman olduğunu iddia eden bütün kocalar onu kendisine özellikle bu konuda önder ve rehber edinmelidir.

Bayanlar da bu konuda ısrarcı olmalıdırlar, eşlerini Allah’ın Rasûlü’ne (s.a.v) benzemeye zorlamalıdırlar.

-“Lütfen Allah’ın Rasûlü (s.a.v) müminlerin anneleri olan eşlerine nasıl davranmışlarsa sen de öğren ve aynı şekilde davran” demelidirler ve bu konuda eşlerine destek olmalıdırlar.

Allah’ın Rasûlü (s.a.v)eşsiz bir imamdır, bu anlamda da emsalsiz bir önder ve örnektir. Geçen sayımızda dile getirdiğim gibi, her zaman cemaate yüklenilmesi yanlıştır.

Bir imam namaza dururken bugün kimlerin gelip gelmediğine dikkat etmeli, gelmeyenler adına içi yanmalıdır.

Çevredeki bütün Müslümanları camide toplamak için büyük bir aşka ve heyecana sahip olmalı, insanların kapılarını çalmalı, onları kanatlarının altına toplayan bir ana kuş gibi olmalı, kısacası bu konuda Allah’ın Rasûlü (s.a.v)nü kendisine önder seçmelidir.

Cemaat de imamı bu konuda zorlamalı, ona yetki vermeli, cemaat olarak kendilerinin üzerinde yetki sahibi olduğunu ona bildirmelidir.

Allah’ın Rasûlü (s.a.v) eşsiz bir komutandır, Müslümanların komutanları onu kendilerine yegâne önder olarak seçmeli, onun komutanlık yönlerini en ince noktasına kadar öğrenmeli ve kendisini ona benzetmelidir.

Bugün halkı Müslüman olan ülkelerin en büyük problemi bu değil midir? Çektikleri bütün acıların kaynağı komutanları ve liderleri değil midir?

Müslümanlar liderlerini ve komutanlarını Allah’ın Rasûlü (s.a.v)’ne benzemeye zorlamalıdır, onları asla kendi hallerine bırakmamalı, ta baştan onlarla böyle bir anlaşma yapmalıdır. Onları, Allah’ın Rasûlü (s.a.v)’ne benzemek kaydı ve şartıyla başlarına geçirmeli bunun için onlara vekalet ve yetki vermelidirler.

Şimdi bazılarımız bütün bunların zor şeyler olduğunu söyleyebilir. Fakat bilinmelidir ki dünya ve ahiret saadetini elde etmek de zor şeydir.

Allah’ın izniyle Müslümanlar olarak bu hedefe doğru ilerlediğimizi, mesafe de aldığımızı belirtmek isterim. Selam ve dua ile.

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Mayıs 2015 (128. Sayı)
 

 


Mehmet Göktaş

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS