İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria topraklarının %30’unu ilhak planı uluslararası yasaların pervasızca ihlali ve direnişimizin kolektif yükümlülüğüdür.
George Floyd’un son sözleri “Nefes alamıyorum”, yüzlerce Filistinli çocuk tarafından Filistinli gençlerin umudu ve özlemini yok etmeye çalışan İsraillilerin işgaliyle yıkılmış evlerinin enkazı üstündeki molozlardan her yıl haykırılmaktadır.
Sömürgeciliğe karşı direniş sergileme yolu her türden apartheid biçimine karşı nasıl mücadele edildiğine ayna tutmaktadır. Her yol aynı sonuca çıkıyor: özgürlük. Filistinlilerin maruz kaldığı ağır insan hakları ihlalleri ve ABD onayıyla kendilerine uygulanan ırkçı ayrımcılık mazlum halkların tarihinde alışılmamış bir husus değil.
Uzak olmayan bir geçmişte Güney Afrika yerlileri ABD’nin Orta Doğu’daki kargaşa için “yüzyılın antlaşması” olarak lanse ettikleri çözüme benzer bir çözümle şiddete maruz bırakılmışlardı. Bu, gözbağcılık üzerine kurulu bir plan-sonucunda barışın olmadığı beyhude bir çaba ve aşikâr biçimde insan haklarına yönelik ırkçı bir saldırı, hatta Güney Afrika’dakinden daha vahşi bir ihlalden başkası değil.
ABD planı Filistinlilerin topraklarının çalınmasını meşrulaştırıyor, bir Filistin devletinin temellerini yok ediyor ve Filistin halkını Güney Afrika’nın yerli Siyah halkını atalarının diyarından ve şehirlerinden uzakta, birbirlerini görmeden ve birbirlerinden uzak kalacak şekilde birbirlerinden ayırmaya benzer şekilde birbiriyle bağlantısı olmayan gettolara bölmek istiyor. İster Güney Afrika’da ister Filistin’de olsun, Bantustanlılar örtülü olarak sistematik etnik temizliğe maruz bırakılmaktadır.
ABD yönetimi tarafından girişilen çaresiz bir kötülüğe maruz bırakmadan başkası olmayan “yüzyılın antlaşması” sofistike bilgi ve tecrübeyi gözler önüne sermekle değil Filistin halkının dinamiklerini ve meşru özlemlerini görmede anlayış kıtlığını göstermekle dikkat çekmektedir.
Bırakın açıklama yapmayı, adını anmayı bile reddettiğim siyasi nüans ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve adaleti tesis için yaptığı mücadelenin tarihiyle ilgili sözde taslağın dümeninde Donald Trump bulunuyor.
Etrafını saran çember kifayetsiz danışmanlardan ve gün görmemiş aile bireylerinden oluşuyor, en temel konularda bile eşitlikçi bir çözümün gerekliliğinden habersizler ve Filistinlilerin 70 yıldan fazladır süren acılarını ve uğradıkları haksızlığı giderecek barışçı ve adil bir çözümün gerekliliğinden habersizler.
Göze batan fütursuzluk
İster gerçek bir emlak avukatı ve Trump Şirketinin tek seferlik baş hukuk müşaviri olan önceki elçi Jason Greenblatt olsun, ister onun yerini alan, emlak sektöründen ve medyadan gelen 31 yaşındaki Avi Berkowitz olsun, isterse de aniden iflasla gündeme gelen ABD’nin İsrail Büyükelçisi ve onun en sadık taraftarı olan David Friedman olsun, hiçbiri barışı tesis etmek için adil ve bağımsız bir rol oynamayı tercih etmediler.
Son olarak da yanında damadı Jared Kushner bulunuyor. Resmi olarak “barış” antlaşmasının mimarı ve köşe taşı olarak seçilen Kushner de bir kez daha bu role uygun olmadığını göstermiş oldu.
Peki bu yönetim Filistin halkının sağlığı, güvenliği ve insan hakları için ya da on yıllardır sürdürülen barış arayışında nötr bir arabulucunun üstlenmesi gereken rol konusunda nasıl bir ihtimam ve endişe sergiledi?
Dünya, bu yönetimin göze batan bir aldırmazlıkla bir Filistin başkenti olarak Kudüs’ün statüsü, Filistin’in kendi sınırlarını tanıma, kendi anavatanlarında mülteci konumunda olan ve dışarıda sürgünde olan Filistinli mültecilerin temel insan hakları ve kendi topraklarımızdaki işgalin her daim genişletilmesi gibi temel konuları bir kenara attığına tanık oldu.
ABD’nin vizyonu İsrail tarafının ve onu çevreleyen aşırı sağ kanadın politik üssüne uymaktan ve ona bağlı olmaktan başka özelliği olmayan bir aldatmacadan ibarettir.
İçişlerinde destek almak için sopalamak
“Yüzyılın Antlaşması’na Orta Doğu’nun tamamında karşı çıkıldığını gören İsrail ABD’nin teşvikiyle şimdi de açıkça içişlerine oynadığı için Filistinlilerin topraklarına yasadışı bir şekilde el koymak istiyor. Filistinliler, tarihlerine ve geleceklerine yönelik bu saldırıyı kabul etmeyeceklerdir.
İsrail, işgal edilmiş Batı Şeria topraklarının %30’unu ilhak etmek, Oslo Antlaşmasını ve uluslararası hukuku hiçe sayarak egemenliğini bu bölgeye de dayatmak istiyor. Bu tutum on yıllardır uğruna savaşılan çift devletli çözümü yok edecek bir girişimdir.
Ayrıca başkalarının topraklarını zorla ele geçirmeyi yasaklayan BM sözleşmesini ve işgal altındaki bölgelerde yaşayan insanları yerlerinden ederek onların yerine yerleşimcileri yerleştirmeyi yasaklayan Dördüncü Cenova Sözleşmesini de pek çirkin biçimde ihlal etmektedir. BM Güvenlik Konseyi 242 nolu Kararı da dâhil olmak üzere defalarca toprak gaspını yasakladığını teyit etti.
ABD, on yıllardır İsrail işgalini finansal ve siyasal anlamda desteklemiş olsa da, planlanan ilhak, ABD’nin önceki hükümetlerinin doğru biçimde uluslararası hukuka aykırı sömürge yerleşim olarak gören pozisyonlarıyla tamamen çelişmektedir.
Belirli bir İsrail yanlısı önyargıya rağmen önceki yönetimler Arap-İsrail anlaşmazlığının Filistinliler ve İsrailliler arasındaki müzakereler sonucunda anlaşılabileceği şeklinde bir ortak akla sahiptiler.
Sömürgeci entrikaları engellemek
Tarihten bihaber olan ve adalete saygısı olmayan Trump yönetimi Filistinlilerin meşru ve kesintisiz direnişlerini tek taraflı dikte ve İsrail gücüyle pasifize etmeye çalışıyor. Trump’ın ülke dışındaki birçok yanlış adımı gibi bu adım da bölgeyi büsbütün patlamaya itmese de daha ileri gerginliklere itmeye devam edecek.
Biz, Filistinliler olarak engellenemeyeceğiz. Tüm seçenekler elimizde olmak kaydıyla İsrail’in ilhak planları ve bize yönelik tüm kolonyal entrikalarını engellemek için mücadeleye devam edeceğiz. Bu yalnızca bizim tartışmasız hakkımız değil aynı zamanda oğullarımız, kız çocuklarımız, anne babalarımız ve Filistinli nesillerin koruyucularının da kolektif zorunluluğudur.
Biz, vatanlarına gelen ve onların çocuklarını öldürerek yasadışı güçle onları yerlerinden eden yabancılara karşı meşru direniş sergileyen dünya toplumunun diğer mensuplarından farklı değiliz. Hiç kimse evine hırsızlık yapmaya gelmiş birine kendi evini gönüllü olarak teslim eder mi? Zannetmem, çünkü hepimiz özgürüz ve yetkimizi kendimizden alırız.
Bu makale Süleyman Kaylı tarafından İnzar için tercüme edilmiştir.
Musa Ebu Marzuk
inzar
inzar