Yirminci yüzyılın en büyük ve en etkili İslami hareketi olarak kabul edilen Müslüman Kardeşler (ihvan-ı Müslimin)`in kurucusu ve teorisyeni olan Hasan el Benna’ya ait olan bu cümle El-Bennanın dilinde bir vird-i zeban oldu: İŞLERİMİZ VAKTİMİZDEN ÇOKTUR! Evet Müslümanların bu asırda İslamın yeniden ihyası için yapmaları gerekenler o kadar çoktu ki eldeki vakit kifayetsiz kalırdı bu sorunların üstesinden gelmeye. Bu yüzden olsa gerek normalin üzerinde bir azim ve kararlılıkla İslam davası omuzlanılmalıydı. Bu yüzden olsa gerek müminler nura olan aşklarıyla sarsmalıydı tarihi, yeniden can vermeliydi yeryüzünün damarlarına ve yeniden hayat bulmalıydı Asr-ı sadetler bir kez daha…
İslam düşüncesi ilk yüzyıllarda yükseliş ivmesinde idi. Gazali (öl. 505/1111) İslam düşünce tarihinin yükseliş döneminin en son temsilcisi oldu birçok mütefekkire göre... Gazali sonrası yüzyıllarca İslam ilimleri kendini tekrarlamış ve yeni bir arguman geliştirmeden, metin- şerh ekseninde eserler kaleme alınmıştı. Doğal olarak düşüncede kendini yenileyemeyen ve çağın sorunlarına çağının gereği olabilecek Kur’an ve Sünnet eksenli çözümler geliştiremeyen İslam alimleri toplumu her geçen gün biraz daha ellerinden kaçırdı. Hayatta aksiyoner olamayan bir ulema sınıfı oluştu ve din mescitlere, ilim ise medreselere hapsolmaya başladı. Cemaleddin Efgani (öl. 1897) ye kadar devam ettiği kabul edilen sekiz yüzyıllık bu duraklama döneminden sonra İslam ümmetinde yeniden İhya ve Diriliş hareketleri başlamıştır. 19. Yüzyılın sonlarında başladığı kabul edilen bu dönem ümmetin yeni asrı saadetleri inşaya kalkışmasının, yeniden adalet ve hürriyet düzenlerine doğru yola çıkışın başlangıcıdır. 20. Yüzyılın şüphesiz ki bu noktada en önemli üç siması Hasan el-Benna(1906-1949) Mevdudi(1903-1979) ve İmam Humeyni(1902-1989) dir. Ümmet 20. Yüzyılda El-Benna(1906-1949)’nın faaliyetçi teşkilatlanmasına, ümmet üstündeki işgal ve yağmalara karşı birlikte harekete geçilmesi gerektiği, cemaat, hareket, örgüt, parti, vakıf, dernek vs. kuralarak mücadele edilmesi lazım geldiği noktasındaki düşünceleriyle; Mevdudi(1903-1979)’nin “İslam’da Hükümet” olunması gerektiği ile ilgili düşünce örgüsü ve İslam’ın siyasi ve dünyevi bir din olduğu, devlete söyleyecekleri bulunduğu, sadece uhrevi meselelerle sınırlandırılamayacağı fikriyatı, İmam Humeyni(1902-1989)’nin “Velayet-i Fakih” teorisi ve de mustazaf halkların iktidarda olmasıyla ilgili faaliyetleri ile gerekirse ayaklanma (kıyam) ve devrim hareketleriyle zalim iktidarların devrilmesi ve İslami hükümetlerin kurulmasının bir görev olduğu düşünceleriyle yoğruldu. Bu düşünceler ile İslam ümmetine yeni bir soluk verildiği söylenebilir. Bu üç sima bir de mümtaz birer eser artlarınca bıraktı: İhvan-ı Muslimin, Cemaat-i İslâmi ve İran İslam Devrimi...
Bu hareketler içinde dünyada en fazla ses getireni İslam devrimi ve onun Mümtaz İmamı olsa da, ümmetin yüzyıllar boyunca müptela olduğu mezhepçi anlayışlardan bir anda tamamen sıyrılamayışı, küfür cephesinin devrimi yalnızlaştırma politikaları izlemesi ve devrimin bir türlü aşamalarını ve kadrolarını kemal noktasında tamamlayamayışı devrimin ümmet üzerinde yeterli ve gerekli sonuçları doğurmasını engellemiştir. Bu yönüyle bakıldığında 20. Yüzyıldaki İslami hareketler içerisinde şüphesiz ki en geniş nüfuz alanına sahip olanı İhvan- ı Müslimin ve hareketin lideri el- Bennadır. Hasan el Bennanın etkisi sadece yaşadığı dönem ve ülke ile sınırlı kalmamış, dünyanın dört yanındaki İslami İhya hareketlerinde düşünceleri ve eylemleri belirleyici bir faktör olmuştur. Yüzyıllarca toplumsal anlamda ciddi hareketliliklerin aktörleri olamamış İslam ümmeti edilgen, etkilenen bir ümmet olmaktan çıkıp, aksiyonel, etkin bir ümmet olma yolunda El Bennanın fikir örgüsünden istifade etmiştir. El Benna, halkları meskenet uykusundan uyandıran fikirleriyle ümmete suskunluk zamanının geçtiğini hatırlatmış, ‘yapmamız gerekenler zamanımızdan daha çoktur’ haykırışıyla yeni dünya düzeninin Müslümanların güç ve iktidarları altında, küfrün tasallutundan uzak, adalet ve özgürlük üzere olması gerektiğini öğretmiştir.
Zaman ayağa kalkma, dirilme, özgürlük ve adalet ateşini cihanın dört yanında tutuşturma ve halklara gerçek özgürlüklerini verme zamanıdır. İşte El-Benna bu ateşin kıvılcımı ve çırasıdır. Şüphesiz kasıt sadece Benna değildir. Belki Benna’nın etrafında kümelenmiş ve İslam ümmeti üzerinde fikirleri diriliş rüzgarlarını estirmiş, her biri kendi alanında bir ekol haline gelmiş olan S. Kutup, A.Udeh ve da sayılmalıdır. 1940′lı yıllara gelindiğinde, İhvan-ı Müslimin Mısır’ın en büyük hareketi haline gelmiş, kitap, dergi, risalelerin basımıyla medya sahasında ciddi atılımlar gerçekleştirmiş ve Suriye, Irak, Filistin ve Cezayir gibi ülkelerdeki Müslümanları etkileyerek, oralarda da İslami Davetin yayılması için çalışan yapıların kurulmasına vesile olmuştu. Böylesine bir gelişme, böylesine güçlü bir İslami Hareketin Müslümanların parçalandığı Birinci Dünya Savaşının üstünden yarım asır dahi geçmeden ortaya çıkması bölgede Siyonist bir devletin kurulması için çalışan Emperyalist güçlerce beklenmeyen bir gelişme idi. İkinci Dünya Savaşı sırasında işbirlikçi Hükümetin İngilizlere açıktan destek vermesi İhvan’ı rahatsız etmişti. Bu rahatsızlık 1947 yılında Yahudilerin Filistin’de giriştikleri katliama karşı Ezher’de düzenlenen büyük mitingler organize edilmişti. Filistin’de Müslümanlarla Yahudiler arasında savaş başladığında ise, Yahudilere İngiliz desteği giderken İhvan mensupları da Müslümanlara destek oluyorlar bazı İhvan mensupları da bizzat Hasan El Benna’nın emri ile Filistin’deki cihada iştirak ediyorlardı. İhvan mensupları Filistin topraklarında kahramanlık destanlarına imza atarken, ihvanın gerektiğinde silah kullanmayı mubah sayan bu tavrı İslam dünyasındaki krişeleşmiş düşünceleri sarsıyordu ve bu mücadelenin mimarı henüz hayatta olan El Bennadan başkası değildi. Bu durumu Fethi Yeken şöyle anlatıyor:
“Derken 1947 senesinde bazı mücahitlerini Filistin’e gönderiyordu. Filistin dağları ve köyleri daha önce görmedikleri ender mücahitler görmeye başlamışlardı. Evet, Filistin Yahudi’ye kuvvetli bir ders vermek ve onlara zilleti tattırmak için ölümü hayata tercih eden insanlara şahit olmuştu.”
Yine İmam El Benna hayattayken İhvan’ın Şii dünyasıyla ilk ilişkileri, Şehid İmam Hasan el Benna’nın da bizzat içerisinde olduğu "Cemaat-i Takrib" çalışmalarıyla başlamıştır. "Mezhepleri Yakınlaştırma Kurumu"nun (Dar-ül Takrib) tesis edilmesinin ardından, İmam Hasan el-Benna ile İran`daki Ayetullah Burucerdi’nin kendi temsilcisi olarak gönderdiği Ayetullah Muhammed Taki Kummi’nin bir araya gelerek görüşmeleri, Müslüman Kardeşler’in Şiilerle yaptığı işbirliğinin ilk adımı olmuştu. Bu ilişki, Şehid Nevvab Safevi’nin 1954 yılında Kahire’de yaptığı görüşmelerle daha da pekiştirilmiş oldu. Bilindiği üzere İslam Devrimi’nin gerçekleştirildiği 1979 yılından önce, İslam Devrimi’nin bugünkü lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamenei, Seyyid Kutub’un “Bu Dinin Geleceği”, “İslam ve Medeniyetin Problemleri” ve “Fizilal`il Kur’an” gibi eserlerini Farsça’ya tercüme etmişti. Kuveyt gazetesine göre İhvan-ı Müslimin, İran’da gerçekleştirilen İslam devrimini büyük takdirle karşılamıştı. İhvan-ı Müslimin, Türkiye’den Selamet Partisi, Pakistan’dan Cemaati İslami, Hindistan’dan Cemaati İslami, Endonezya’dan Masumi partisi, Malezya’dan Cemaat-i Şebab`il İslam, Filipinler’den Cemaati İslam başta olmak üzere İslam ve Arap ülkelerinin farklı bölgelerinden katılan heyetlerle birlikle, İmam Humeyni’yi ziyaretlerinde İhvan heyeti güçleri nispetinde İslam Devrimi’nin hizmetinde olduklarını iletmişlerdi. İran’a destek ziyaretinde bulunan bu heyet, 16.3.1979 tarihini İslam Devrimi’yle dayanışma günü ilan etmişti.
İhvan-ı Müslimin İslam dünyası içerisinde Suriyede Said Havva önderliğindeki İhvan hareketi, Lübnandaki Fethi Yekenin Müslüman Kardeşleri, Sudandaki Hasan Et-Turabininde dahil olduğu İhvanı Müslimin hareketi gibi yapılarla dünya Müslümanlarına katkı sağlamıştır. Bu bağlamda Cezayirde FIS’ten, Tunusta Gannuşinin Ed-Dava’sına, Filistinde Hamastan, Ürdünde Hizbuttahrire kadar çok geniş bir İslami hareketler yelpazesinden söz edilebilir. Bugün dünya çapında Endonezyadan- Filipinlere, Iraktan- Yemene, Cezayirden- Mısıra, Bosnadan-Türkiyeye kadar çok geniş bir alanda lokal veya beynelmilel bir çok cemaat ve hareketin kökeninde El Bennanın 20. Yüzyılın başlarında ektiği tohumlar yatmaktadır. Günümüzde Arap Baharı olarak isimlendirilen değişim rüzgarlarının yine esintisi Bennanın halklara sunmayı arzuladığı İslami yaşam fikriyatından başkası değildir. Benna, sadece Müslüman toprakları etkilememiş başka Amerika ve Avrupa olmak üzere birçok batılı devletteki Müslümanlara kılavuzluk etmiş, yol göstericilikte bulunarak İslamın hayatın merkezinde olması fikriyatıyla Müslümanlara can vermiştir.
20. yüzyılda ciddi birçok fırsatı kaçıran İslam ümmeti, 21. Yüzyılın basamaklarından daha sağlam adımlarla yükselmeye devam etmektedir. Ümmet bu çağda Rabbi Rahimin inayet ve rahmetiyle geçen yüzyılda inşa edemediği adalet ve hürriyet binalarını yeniden inşa edecek ve Allahın izniyle Bennaların, Kutupların, Saidlerin ve daha adını sayamadığımız nice mücahit önderlerin izinde Asrı sadetlere ulaşacaktır.
Zülfikar Fırat / İnzar Dergisi - Şubat 2012 - 89. Sayı
Zülfikar Fırat